Jack Sparrow, kaptan Jack Sparrow. Şimdinin kralıdır Jack Sparrow. Bir sonucu yaşamayan,
her zaman özgürce seçimlerde bulunan şimdinin kralı. Hep yeni başlangıçlarda ufka yelken
açar, üzerinde yaşadıklarının izini gururla taşır, sıfatlar bombardımanına tutulmuştur,
hikayesini iktidarla paylaşmaz asla. İktidarın sözleşmesini kabul etmeden güvensiz alandadır,
daima seçim yapabildiği, seçim yapmak zorunda kaldığı alandadır. Çünkü iktidar gelecek
yaşantımızı güvenceye alan sözleşmesiyle seçimlerimiz üzerinde hak sahibi olur.
Özgürlüğümüzü ve en çok da hikayemizi satın alır. Karşılığı güvenlik ve gelecek zamandır.
Öngörülebilirsek ancak bu güvenli alanda kalabiliriz. Şimdinin içinde özgürce seçimler
yapmak kendi hikayeni taşımak iktidara ortak olmak anlamına gelir, karşı çıkıştır bu. Hemen
geleceğimiz elimizden alınır, şimdinin içine hapsolur, kendi güvenliğimizi kendimiz
sağlamak, sürekli uyanık olmak zorunda kalırız. Seçimlerimiz bize ait olduğundan
sonuçlarının da sahibiyizdir. Bu sebeple sonuçların üzerimizde bıraktığı izler bizim
sıfatlarımız olur. Jack Sparrow’u bu kadar sevmemizin sebebi maceraya olan tutkumuzdur.
Ama dikkat edin maceraya olan tutkuda saklı olan bir arzu yatar. Özgürlüktür bu. Özgür
olmanın da ilk koşulu şimdide karar alabilmektir. Jack’in pusulası hep istediğini gösterir,
yalnız yönünü bulabilmesi için istediği şeyi sürekli şimdide tutması, istediğini şimdiki
zamanda istemeye devam etmesi gerekir. Macera bize daha önce hazırlıklı olmadığımız yol
ayrımları sunar, hazırlıksız olduğumuz, öngörmediğimiz sapaklar. Jack Sparrow’un
maceralarında sürekli kurallar değişir, yeni koşullar yeni zorluklar çıkar, hazırlıksız
yakalandığı sapaklarda karar alması gerekir. Ve bur kararlar hep yeni bir gelecek yaratır.
Jack’i severiz çünkü uzun süredir karar alamamışızdır, yirmili yaşların ortasındaki
seçimlerimizin sonuçlarını otuz sene taşıyacağımızı bildiğimizden, ana karakterlerin çoğunun
artık belli olduğu büyük olayların gerçekleşmesinin sadece zamana bağlı olduğu önceden
yazılı hayatımızı yaşamaktan gına gelmiştir. Jack’te görürüz özlediğimiz özgürlüğümüzü.
Çünkü bir yerlerimizde atalarımızdan kalan vahşi özgürlük arzumuz damarlarımızda hala
akmaktadır, hala medeniyete tam olarak güvenimiz yoktur, bedenimiz, damarlarımızda akan
kanımız tetiktedir, üçüncü dünya savaşına, bir zombi istilasına, yeni bir buzul çağına
hazırlıksız yakalanmak istemez, çünkü öyle bir durumda en vahşi olanlarımız, medeniyetin
gelecek vaadiyle yumuşatmış gözleri ve kulakları en keskin olanlarımız hayatta kalacaktır.
Koşullar değişti mi en hızlı uyum sağlayan hayatta kalacaktır. Jack hayatta kalmanın ustasıdır,
ölüm hem şimdide olduğundan Jack hayatın bir tek kendisine sadıktır, en büyük kıstası
ölümün kendisidir, hayatta kalan olmak onun bütün hikâyesini yazar. Bu sebeple de Jack’i
sadece konu ölüm olduğunda ahlaki davrandığını görürüz. Elizabeth Swann’ı kurtarmak için
denize atlar ve yakalanıp idama mahkûm olur, Will Turner demir ocağında önünü kestiğinde
silahını ateşlemekte tereddüt ettiğinden tekrar yakalanır. Jack’in insanlarda saygı duyduğu
yegâne şey ölümleridir. Onların ölümleri üzerinde hak sahibi olmak istemez, herkes kendi
ölümünün sorumluluğunu almalıdır. Ölüme olan saygısındandır zaten şimdiki zamanda
harmoni içinde olması.
Korsanlık çağının güvensiz ortamında içindeki uyumu taşıyabilen en güçlü olduğundan
medeniyetin sayıp ve çürük iplerine tutunmak Jack için aptallık gibi görünür. İçimizdeki
uyum arzusudur Jack Sparrow’u izlememize sebep olan. Bir yanımız uyumamıştır hala,
bireycidir Jack, estetiktir, çünkü yaşamın şimdisine sadıktır, tekrar söylüyorum ölüm
gelecekte ya da geçmişte beklemez bizi hep şimdidedir, onu şimdide atlatmamız gerekir.
İktidardan satın aldığımız medeni ölümümüz karşılığında şimdiyi teslim ettiğimizden bireyci
yanımız rahatsızlık duyar. Çünkü ölümü kolektif bir şekilde karşılamayız, herkesin ölümü
kendine. Bir birey olarak şimdide karşılarız onu ve ne olursa olsun ne kadar allanıp pullanırsa
pullansın, belki gelecek ve geçmişte üstüne şeker serpilebilir ama ölüm şimdide medeniyetin
dışında kalır çünkü ölüm ehlîleştirilemez. Bu sebeple Jack’te haklı bir yan görürüz, ölümdür
gerçek olan ve hayatta kalmak için sırf ölmemek için sahip olduğumuz özgürlük medeniyet
çatısı altında yeniden tanımlanmıştır, sanki medeniyetin bahşettiği bir şeymiş gibi. Ve
estetiktir Jack’in kendisi, diğer birçok karakterde Jack gibi korsandır yeni koşullara uyum
sağlarlar, onlarda yeni maceraya atılırlar. Ama Jack’in bir farkı vardır, Jack zorluklarla
mücadele ederken rahat ve kendinden emin görünür, her zaman dans ederek aşar engelleri.
İşte Jack’i estetik yapan budur. Jack Sparrow şimdiki zamanla harmoni içindedir. Jack
Sparrow’da henüz medeniyetin gelecek vaat edemeyecek kadar güvenli olmadığı korsanlık
çağında hayatta kalmak için zorunlu olan kurallara en iyi uymayı başaran kişi olduğundan
korsanlar içinde harmoni halinde olan kişidir. Korsanlık çağının gereği olarak zaman daralıp
şimdide sıkıştığından bu uyumda bolca seçim vardır. Seçimin çok olduğu yerde ise macera ve
maceranın içine bolca gömülü özgürlükler vardır. Ne demişti Jack ;“ Siyah İnci özgürlüktür.”.
Paylaşarak destek olabilirsiniz!