Sabahın o ilk ışığına heyecanla “günaydın” dedi. Hemen kalkıp elini yüzünü yıkadı. Kahvesini demledi. Bir yandan kahvesini yudumlarken, bir yandan da gömleğini ütülüyordu. Gözleri parlıyordu. Işıl ışıl idi bu sabah…
Giyindi, kuşandı. Aklandı, paklandı. Kokular sürdü, saçlarını taradı. Babası için iki gün önce aldığı hediyeyi çantasına koydu. Eski bir fotoğrafı öpüp, evden ayrıldı.
Ilık ve güneşli bir pazar sabahı, kalabalık sokaklardan geçerek yürüdü. Bir müddet sonra usulca sessizleşmeye, suskunlaşmaya başladı. İçinde, derinlerde bir yerde sanki depremler oluyordu. Bugüne kadar neyi varsa özenle büyüttüğü yıkılıyor gibiydi. Yaklaşıyordu, eskiden orada olmaktan tıka basa mutlu olduğu yere.
Sonunda ulaştı. Babasının evinin önünden geçiyordu. Çocukluğuna, anılarına, kahkahalarına, babasına sarılmalarına baktı uzun uzun. Gözleri doldu. Pek doldu diyemeyiz aslında. Yağmur başlamıştı çoktan. Durduramıyordu kendini. Balkonlarında ekmek poşeti ile akşamları babasının gelmesini bekleyen çocuk, artık büyümüştü. Büyüdükçe yitirmişti masumiyetini… Onun için özel olan birçok şeyi…
Evlerinin önünden yağmur gibi akarak geçip gitti. Yitirdiklerine el salladı. Son kez ağlarken gülümsedi çocukluğuna, babasına…
Yürümeye devam etti. Sonunda ulaşmaması gereken ama muhakkak herkesin bir gün ulaşacağı yere geldi. Mezarlığa…
Babasının mezarının önünde durdu. Uzun uzun adını soyadının yazdığı taşa baktı. İçinden; “işte insan ömrü” bunun için dedi. “Bizden geriye sadece bu kalacak. Ve sonunda hiç yaşamamış gibi oluncaya kadar devam edecek.”
Cebinden akşam sefası çiçeğinin tohumlarını çıkarttı. Toprağa ekti usulca. Babası çok severdi o kokuyu. “Bana memleketimi hatırlatıyor derdi bu koku.” Sıcak Antalya yazlarında, akşamları bütün şehir bu kokuyla sarhoş olurdu sanki. Toprağa dokundu. Onun yanında ağlamak istemiyordu ancak nafile. Yine yağmur başlamıştı gözlerinde. Bir damla yaş süzülüp değdi toprağa. Kendini toparladı güç bela. Başka çaresi yoktu zira. Yaşam öyle ya da böyle devam ediyordu. Son kez gülümseyip toprağa fısıldadı. “Babalar günün kutlu olsun baba”
Hiçbir şey yapmadıklarını düşünürüz çoğu zaman balarımızın. Çoğu zaman yaptıklarından, bazen de yapmadıklarından onları suçlar dururuz. Lakin onlar selvi ağacı gibidirler. Yazın en sıcak anlarında, gölgesi yeter. Kıymetleri sadece işin düştüğünde anlaşılır. Ama onlar, bundan şikayetçi değildir asla. Onlar için bizim mutluluğumuz her şeyin önündedir. Kendilerinin bile…
Babanızı çok sevin. Henüz vakit varken…
Tüm babaların, babalar günü kutlu olsun.



