gözlerimi açtığımda kumlarla kaplı bir yerdeydim. çöldeydim. bunun bir rüya olmasını umarak bir süre bekledim. rüzgâr o kadar sert esiyordu ki yüzüme çarpan kum taneleri canımı yakıyor, gözlerimi acıtıyordu. ne çare ki bu duruma engel olamıyordum. eğilip başımı dizlerimin arasına gömdüm. deve kuşlarına benzettim kendimi ama gülemiyordum.
ne kadar bir süre geçti bilmiyorum, kızgın rüzgâr yumuşadı ve ayağa kalkıp yürümeye başladım. hangi yöne gideceğimi bilmediğim için içgüdüsel olarak ilerliyordum. neredeydim, buraya nasıl gelmiştim; aklımı kaybedecek gibiydim.
üzerimde çölün renginde keten bir pantolon ve aynı renkte de bir gömlek vardı. pantolonun ceplerini aceleyle yokladım, hiçbir şey yoktu. bu hiçliğin ortasında bir hiç olmaktan korkmaya başlamıştım. adımı tekrarladım; soyadımı, yaşımı, nerede yaşadığımı, adresimi, tanıdığım insanları, sevdiğim şehirleri, beğendiğim yemekleri, renkleri, bildiğim yabancı kelimeleri… içimden aklıma ne gelirse durmaksızın tekrar ederek ilerliyordum. ben sadece bedenimle, ruhumla, adımla ben değildim; zihnimdeki her şeydim.
ayaklarım ağrıyordu, susamıştım, burada açlıktan ya da susuzluktan ölecektim. belki de kimsesizlikten…
sarı gökyüzünde bir ses duyup baktığımda görmüştüm onu. şimdilik uzaktaydı. gittikçe yaklaşacak ve yırtıcılığına yakışır bir şekilde yok edecekti bedenimi. beni tanıyan insanlar öldüklerinde asla var olmamış gibi olacaktım. bu duygu beni bitiriyordu.
çaresizce attığım yavaş adımlarımdan sonra karşımda gördüğüm güzelliğe inanamıyordum. tepemdeki kuş gitmişti, belki de beni buraya getirmek istemişti. şimdiye kadar görmediğim mavilikte minik bir göl ve etrafında ağaçlar. gölün etrafında kırmızıya çalan mor taşlar vardı. bu güzellik beni büyülemişti. kendime geldiğimde görmüştüm ağaçlardaki minik kuşları. ağaçların altlarında da pembe renkli çiçekler açmıştı. eğilip kana kana içtiğim suyun tadı o kadar güzeldi ki. bazı dallarda turuncu meyveler vardı. tatları hafif ekşi ve şimdiye kadar hiç bilmediğim bir lezzette. sıcağa dayanamayıp göle atlamıştım. epey bir yüzdüm, kollarımı hareket ettiremeyinceye kadar yordum kendimi ve sudan çıkıp en büyük ağacın gölgesinde derin uykuya bıraktım, nerede uyanacağımdan habersiz…


