Dergiyi ilk gördüğünde tanıdı.
O sade kapak. O mesafeli cümle. Ve en çok da o tanıdık isim.
Adamının adı.
Kadın dergiyi raftan alırken parmakları bir an tereddüt etti. Sanki kapağa değil de geçmişine dokunuyordu. On yıl… Dergiyle neredeyse aynı yaştaydı onların hikâyesi.
Kasadaki görevli bir şey sordu ama kadın duymadı. Çoktan başka bir zamana kaymıştı.
Bir zamanlar her ayın ilk haftası, adamın yazısı çıktığında kahve yapardı. İki fincan. Adam yazısını yüksek sesle okumayı severdi. Bazı cümlelerde durur, “Bu fazla mı oldu?” diye sorardı. Kadın hep aynı cevabı verirdi:
“Hayır. Tam sen.”
O zamanlar hiçbir şeyin biteceğine inanmıyordu.
Ne yazıların.
Ne derginin.
Ne de onların.
Eve geldiğinde dergiyi açmak için acele etmedi. Çantasından çıkardı, masaya koydu. Uzun süre sadece baktı. Sanki açarsa bir şey kesinleşecekti.
Sonra derin bir nefes aldı.
Sayfaları yavaşça çevirdi. Tanıdık isimler geçti gözünün önünden. Bazıları gitmişti, bazıları kalmıştı. Tıpkı hayat gibi. Sonunda onun sayfasına geldi.
Başlığı görünce kalbi sıkıştı.
“Son Yazı”
Kadın istemsizce gülümsedi. “Abartmayı hâlâ seviyorsun,” diye mırıldandı. Ama içten içe biliyordu, bu gerçekten sondu.
Okumaya başladı.
Adam bu kez farklı yazmıştı. Eskisi gibi keskin değildi cümleleri. Daha yumuşak, daha… eksik. Sanki bazı kelimeleri bilerek söylememişti.
Bir yerde şöyle diyordu:
“Bazı hikâyeler bitmez. Sadece anlatanı susar.”
Kadın o cümlede durdu.
Gözleri satırda kaldı ama zihni başka bir yere gitti. O son tartışmaya. Söylenmeyen cümlelere. Yarım kalan vedaya.
Belki de onlar hiç bitmemişti.
Sadece anlatmayı bırakmışlardı.
Sayfanın sonuna geldiğinde küçük bir not vardı:
“Bu dergide yazdığım her şeyi birine borçluyum. O kendini bilir.”
Kadının boğazı düğümlendi.
“Biliyorum,” dedi fısıltıyla.
Ama ilk kez bu kadar kesin değildi.
Dergiyi kapattı. Odada garip bir sessizlik vardı. Ne geçmiş tamamen gitmişti ne de şimdi tam anlamıyla buradaydı.
Pencereye yürüdü. Dışarıda hayat akıyordu. İnsanlar, arabalar, sesler… Hiçbiri bir derginin kapanışını umursamıyordu.
Ama onun içinde bir şey kapanmıştı.
Belki dergi değil, bir ihtimal.
Masaya geri döndü. Dergiyi tekrar eline aldı. Bu kez kapağa baktı.
“Bazen en uzun hikâyeler bile bir gün susar.”
Kadın başını hafifçe salladı.
“Evet,” dedi.
“Ama bazıları… içimizde konuşmaya devam eder.”
Işığı kapattı.
Dergi masada kaldı.
Onların hikâyesi de.
Ve ikisi de,artık yazılmayacak şeyler gibi sessizdi.


