Evliliğin ilk yıllarıydı. Aylardan Ramazan. On bir ayın sultanı bizim fakirhaneye de uğramıştı. Gönlü boldu bu sultanın ikramı sınırsız. Hayırseverdi bu sultan. Çokça merhametli çokça iyiliksever çokça huzurluydu onun iklimi. Ben de bu iklimde tanıdım eşim Seniha’yı. Bir iftar sofrasında buluştu gönüllerimiz. Sonra da tanıştı ailelerimiz. Seniha iyi kızdı, lezzetli yemekler yapardı. On bir ayın sultanına yaraşır bir sofra kuracağından emindim.
İftarın ilk günü geldi çattı. Orucun ilk günü hayli zorlamıştı beni. Nefsimle ilk savaşımdan galip çıkmış, ziyafet kutlamasına dakika sayıyordum. Yemekler iştahımı kabartıyordu. Beklenen ezan okundu ve orucumu açtım. İlk lokmamı ağzıma atmamla başladı imtihan. Diğer yemeklere de baktım. Bu işte bir tuhaflık vardı. O yana yana beklediğim ziyafet bir anda hezimete dönmüştü. Seniha bu durumu garipsemedi. Elinde tuzlukla bana işaret etti. Yemeklerin hiçbirinde tuz yoktu. Tuzsuz yemekler yenmiyordu. Seniha oruçlu olduğundan yemeklerin tadına bakamamıştı. O yüzden de tuz atmamıştı. Bu yemeklerden sonra nefsim de iştahım da körelmişti. Birkaç gün tuzsuz yemeklerle imtihanım devam etti.
Bu durum gittikçe garip olmaya başlamıştı. Bu durumu bizimkilere anlattım katıla katıla güldüler. Ve bana kulağa küpe edilecek bir nasihat verdiler. Oğlum Tahsin gelinimiz pek hamarat pek akıllıymış. “Tuz hakkını Ramazan’a saklamış. Tuz hakkı ne demek baba” dedim. Oğlum dedi “her kadın evlenmeden önce tuz hakkını ister ki yuvasındaki bereket tuz gibi olsun. Tuz berekettir evliliğin tadı temelidir. Eşin her gün sana lezzetli yemekler yapıyorsa bunun en güzel sebebi tuzdur. Eşini tuz gibi sevmelisin. Nasıl ki yemeğe tuz lezzet verirse evliliğe de sevgi lezzet verir. Eşinin gönlünü alacak sözler söyle ki yemekler tuzsuz kalmasın. Huzurun bozulmasın. ”
Babamın bu aydınlatıcı ve hoş sohbetinden sonra Seniha ile aramız tuz gibi olmuştu. Yemekler leziz Seniha mutlu evimiz her daim huzurlu olmuştu. Ve bir avuç tuz meğer nelere kadirmiş!


