• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Deneme

Bir Kalbin İktidarı: Hürrem Sultan

İclal Doğan by İclal Doğan
31 Ocak 2026
in Deneme
0
0
SHARES
16
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

 

Bazı kadınlar vardır; adları anıldığında hem tarih hem de kalpler konuşur. Aşkın yalnızca bir duygu değil, bir kudret biçimi olduğunu onlarla öğreniriz. Hürrem Sultan, sevmenin bile iktidara dönüşebildiği nadir kadınlardandır. O, bir padişahın kalbine girerek yalnızca sarayın işleyişini değil, tarihin yönünü ve yüzyılların dengesini değiştiren kadındır. Kadınlar Saltanatı’nı başlatan bu zarif ama sarsıcı figür, aşkı bir silah gibi değil, bir kader gibi taşımıştır. Onu anlatmak, bir aşkı anlatmaktan fazlasıdır. Bir kadının tarihe nasıl hükmettiğini fısıldamaktır. 

Asıl adının Aleksandra (ya da Anastasia) Lisovska, batı kaynaklarında ise La Rossa  ya da Roxelena olarak geçtiği kabul edilir. Bugünkü Ukrayna topraklarında, Rutenya’nın Rohatyn kasabasında, bir Ortodoks papazın evinde dünyaya geldi. Henüz hayatın başındayken kader, onun yolunu sert bir rüzgarla savurdu. Kırım Tatarları tarafından esir alındı ve bilmediği diyarlara doğru sürüklendi. Bu yolculuk, yalnızca bir yer değişikliği değil, eski hayatının kapandığı ve bambaşka bir kaderin aralandığı andı. Kaynaklarda anlatıldığı kadarıyla kızıl saçlarıyla hemen ayırt edilen, açık tenli bir kadındı. Boyu orta, bedeni zarif ve dengeliydi. Ne zayıflığıyla dikkat çeker ne de ağırlığıyla göze batardı. Bakışları yumuşak, yüz hatları sakin bir uyum taşırdı. Onu güzel kılan şey, söylenene göre ilk anda çarpan bir ihtişamdan çok, bakıldıkça insanda kalan bu sessiz zarafetti. 

Saray nice kadını silmiş, nice sesi yutmuştu ama Hürrem sessizliğe razı olmadı. O, susarak değil hissederek, anlayarak ve sezerek var oldu. Taş duvarların arasında kendine bir iç dünya kurdu. Kelimelerle örülmüş, düşünceyle beslenen bir dünya… Diller öğrendi, şiiri tanıdı, insan ruhunun derinliklerine inmeyi bildi. Feminenliği kırılgan bir zarafet değil, bilinçli, uyanık ve dönüştürücü bir güçtü. Bakışıyla yön veren, varlığıyla dengeleri değiştiren kadınlardandı. 

Ve Kanuni Sultan Süleyman… Dünyaya hükmeden bu büyük padişah, çağının en güçlü hükümdarıydı. Ordular onun adıyla yürür, şehirler onun adaletiyle nefes alırdı. Kanunlar koyar, düzen kurar, imparatorluklara şekil verirdi. Onun kudreti yalnızca kılıcında değil, aklındaydı. O çağları titreten bir hükümdardı. Fakat yüreğinde kopan fırtınanın adı Hürrem’di. Cihan onun emrindeydi, ama kalbi bir tek bakışın esiriydi. Kılıcıyla imparatorluklar kurdu, kelimeleriyle Hürrem’e sığındı. Aşk onun kudretini inceltmedi, aksine altın gibi işledi. Çünkü gerçek güç, tahta değil kalbe hükmetmektir. Gerçek saltanat, sevdiğinin eşiğinde diz çökmeyi bilmektir. Kanuni, dünyayı ayakta tutan bir padişahtı ama Hürrem’in karşısında ise gönlünü tahttan indiren bir aşıktı.  

Benüm cânım, benüm cânânım
Benüm sultânım, benüm hünkârım
Cemâlin şem‘ine pervâneyim
Yolunda cân u ser kurbânım 

(Benim canımsın, benim sevgilimsin,
Benim sultanım, benim hükümdarımsın.
Güzelliğinin mumuna pervane olmuşum,
Yolunda canımı da başımı da feda ederim.) 

 

Hürrem Sultan, yalnızca bir kalbi fetheden  kadın olmadı. Anlayan, sükunet veren oldu. Kanuni’nin karşısına çıkan sayısız güzellikten farklıydı Hürrem. O, padişahın gözlerinde yalnızca hayranlık uyandırmadı dinlenilecek bir liman oldu. Bu yüzden bu aşk ateşli bir tutku değil, derin bir bağdı. İki ruhun birbirini tanıması, birbirinde dinlenmesiydi. Hürrem, Kanuni’nin dünyasında bir sığınaktı. 

Kanuni, onu gördüğünde yalnızca bir kadın görmedi. Kendisini tamamlayan bir eksikliği fark etti. Ona verilen isim bile başlı başına bir şiirdi. Hürrem… Neşeyi çağıran, gülüşüyle karanlığı delen bir ses. Bir unvan değil, kalbin attığı yerdi. Ve o andan sonra Kanuni’nin dünyası ikiye ayrıldı. Hürrem’den önce ve Hürrem’den sonra. Çünkü bazı karşılaşmalar, insanın kaderini ikiye böler. 

Şâd eder âlemi varlığın
Hürrem olmağa sebep sensin. 

(Varlığın âlemi neşelendirir,
Neşenin (Hürrem oluşun) sebebi sensin.) 

Bu aşk, sıradan bir saray hikâyesi olarak kalmadı. Kelimelere sığmadı, şiire dönüştü. Kanuni Sultan Süleyman, “Muhibbi” mahlasıyla yazdığı dizelerde artık bir padişah değildir. Tahttan iner, kalbini konuşturur. Hürrem’e yazdığı satırlarda kudret yerini teslimiyete bırakırdı. 

Ne firdevs isterem sensüz
Ne hûrî, ne gılmân
Muhibbî der ki ey cânân
Sana kuldur bu sultân 

(Sensiz cenneti bile istemem,
Ne hurileri ne nimetlerini.
Muhibbî der ki ey sevgili,
Bu sultan sana kuldur.) 

Devlet artık toprak değil, sevgilidir. Hürrem, Kanuni için fethedilen şehirlerden daha geniş, kazanılan savaşlardan daha değerlidir. Onun iç dünyasında kurduğu görünmez ama sarsılmaz devlettir. Kanuni’nin gücü savaş meydanlarında sınanmıştır fakat aşk karşısında aynı sertlikte duramaz. Çünkü aşk kılıçla yenilmez. Seferlerde, zafer anlarında bile Hürrem’in yokluğu hissedilir. Ayrılık bu bağı zayıflatmaz ancak inceltir ve derinleştirir. Ve Özlem, şiirin en saf haline dönüşür. 

Sensüz gönül ne bilsün safâdan
Sensüz bana cihân zindândur 

Gülşende gül bitmez sensüz
Bahâr bana hazândur 

Muhibbî sabr eyle derler
Ne mümkün, hicrân yamandır 

Canân hayâli gönlümde
Gece gündüz mihmândur 

 

Sensiz gönül mutluluğu nereden bilsin?
Sensiz bu dünya bana bir zindandır. 

Sensiz gül bahçesinde gül açmaz,
Bahar bana sonbahar olur. 

“Sabret” derler Muhibbî’ye,
Ama mümkün mü; ayrılık çok ağırdır. 

Sevgilinin hayali gönlümde
Gece gündüz misafirdir. 

 

Bu sözlerde bir hükümdarın değil, bekleyen bir aşığın sesi vardır. Kanuni burada gücünden sıyrılır ve sıradan insana dönüşür. Belki de Hürrem Sultan’ı ölümsüz kılan tam olarak budur. Dünyanın en güçlü erkeğini, aşk karşısında kırılgan kılabilmiş olması. O aşkın içinde eriyen bir kadın değildir. Aşkı yöneten, ona yön veren bir ruhtur. Kanuni’yi kendine bağlayan şey güzelliği değil, onunla kurduğu zihinsel ve duygusal ortaklıktır. Birlikte düşünmüş, birlikte susmuş, birlikte beklemişlerdir. Bu yüzden bu bağ dedikodulara, entrikalara ve zamana rağmen ayakta kalır. Çünkü kalbe kök salan bağlar, zamanın baltasına bile boyun eğmez. 

Bu sevda, tarihte eşi benzeri az görülen bir cesarete dönüşür. Osmanlı sarayında padişahlar severdi ama evlenmezdi. Aşk resmiyet kazanmaz, kalpte yaşanırdı. Hürrem Sultan ise bu sessiz geleneği bozan kadındır. Kanuni’nin onunla nikah kıyması, yalnızca bir evlilik değil aşkın tarih sahnesine ilk çıkışıdır. Bir kadının yalnızca hissedilen değil, tanınan ve kabul edilen bir varlık haline gelişidir.  

Hürrem Sultan’ı güce Aşık sananlar, onun mektuplarındaki titreyen kalemi görmezden gelir. Oysa güç hesap yapar, aşk dua eder. 

Ben ki dergâh-ı âlînin kemter cariyesi ve duâgûyun Hürrem’im sultanım.                                                            Mübarek cemâlin görmeyeli gönlüm gam ile dolmuşdur.
Gecem gündüzüm ah u figân ile geçer, sabrım tükenmişdür. 

Hakk Teâlâ hazretlerine her dem duâ ederim ki,
devletin kaim, ömrün uzun, düşmanların makhûr ola.
Senin selâmetin benim canımdan azîzdir. 

Sultanım, sensiz geçen vakit bana zindân olur.
Bir nâme-i şerîfin gelsin diye gözüm yollardadır.
Lütfedip hâlimi suâl buyurursan,
bu bîçâre kulunun gönlü şâd olur. 

Hasretinle ağladım, gözyaşım kâğıda döküldü.
Kalem elimde titredi, sözüm nâtamam kaldı.
Lâkin sana olan muhabbetimde zerre noksan yokdur. 

Ben ki senin eşiğinde toprak olmaya râzıyım.
Ayağının tozunu sürme edinmek bana devletdir.
Emrin başım üzre, hükmün canım üzredir. 

Hakk Teâlâ seni başımızdan eksik etmeye.
Bu kulunu da duâlarından mahrum koymaya. 

 Ben ki yüce huzurunun en değersiz cariyesi, sana daima dua eden Hürrem’im sultanım.
Mübarek yüzünü görmeyeli kalbim kederle doldu.
Gece gündüz ah edip inliyorum, sabrım tükendi. 

Yüce Allah’a her an dua ederim ki
devletin daim olsun, ömrün uzun olsun, düşmanların kahrolsun.
Senin sağlığın benim canımdan daha değerlidir. 

Sultanım, sensiz geçen her an bana zindan olur.
Mübarek bir mektubunun gelmesi için gözüm yollardadır.
Lütfedip hâlimi sorarsan,
bu zavallı kulunun gönlü ferahlar. 

Hasretinle ağladım, gözyaşlarım kâğıda aktı.
Kalem elimde titredi, sözlerim yarım kaldı.
Ama sana olan sevgimde zerre kadar eksilme yoktur. 

Ben senin eşiğinde toprak olmaya razıyım.
Ayağının tozunu sürme yapmak bana büyük bir onurdur.
Emrin başımın üstünde, hükmün canım üzerinedir. 

Yüce Allah seni başımızdan eksik etmesin.
Bu kulunu da dualarından mahrum bırakmasın. 

 

Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman’ın yalnızca nikâhlı eşi değil, kalbinin yegane sığınağı ve evlatlarının anası olmayı başarmış nadir bir kaderdir. Mektuplarında ve dualarında sıkça, Sultan’dan önce göçmeyi dilediğini söyler. “Allah’ım bana bu ayrılık acısını yaşatma” diye niyaz eder. Çünkü o, iktidarın soğuk hesaplarına değil, sevdanın ağır yüküne talipti. Kader, duasını kabul eder ve Hürrem Sultan 15 Nisan 1558 tarihinde vefat eder ve Kanuni’den önce toprağa düşer. Ardında yalnız bir padişah, sessiz bir saray ve tarih boyunca konuşulacak yarım kalmış bir aşk bırakır. Yüzyıllar sonra bile Hürrem Sultan’ın adının aşkla anılması tesadüf değildir. Çünkü bazı aşklar yaşandığı dönemde bitmez, zamanın içinden geçerek büyür. Hürrem ile Kanuni’nin bağı da böyledir. Bir padişahın şiirlerinde, bir kadının sezgisinde ve aşkın hiç eskimeyen dilinde yaşamaya devam eder. Belki de bu yüzden Hürrem Sultan’ı anlatırken yalnızca geçmişi konuşmayız. İnsanın değişmeyen hallerini, gücün sınırlarını ve aşkın dönüştürücü kudretini de anlarız. Hürrem Sultan, tarihin yazdığı bir kadın değil, tarihi kendi kalbiyle yazan bir aşktır. 

 İşitdim kim cemâlin gülşeninde
Açılmış gonca-i maksûd bana                                                                                                                                Senin aşkınla âlem şâd u handân
Sensin hem derdime dermân bana                                                                                                                                Ne var ise cihânda hep senindir
Ne istersen fedâ olsun sana                                                                                                                                    Muhibbî her du‘âda adın eyler
Kabûl eyle bu sultân kuluna

 

Duydum ki güzelliğinin gül bahçesinde
Muradımın goncası bana açılmış. 

Senin aşkınla bütün dünya neşeli,
Derdime de derman olan sensin. 

Bu dünyada ne varsa hepsi senindir,
Ne istersen sana feda olsun. 

Muhibbî her duasında adını anar                                                                                                                                Bu sultan kulunun duasını kabul et 

 

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

On İl On Acı / Gülnaz Okuyan

Next Post

Kafamın İçindeki Kalabalık / İbrahim Damar

İclal Doğan

İclal Doğan

"Dünyada bana, ne istiyorsun, diye sorsalar, hiç düşünmeden vereceğim cevap şudur: Anlaşılmak istiyorum.” demiş Sabahattin Ali. Fikirlerin ve hislerin çakıştığı bir ortamda büyüyünce insan anlaşılmak için konuşmayı değil çakışmamak için susmayı tercih ediyor. Ben de bu sebeple konuşmayı bıraktım ve sözlerin büyüsüne kendimi kaptırdım. Yazıkça yazdım. Hala da yazıyorum. Nazım Hikmet’in aşık olmaya aşık olması gibi ben de yazmaya aşık oldum. Ve ömrüm boyunca bu aşkla yaşayıp bu aşkla anılmayı umuyorum.

Next Post
Kafamın İçindeki Kalabalık / İbrahim Damar

Kafamın İçindeki Kalabalık / İbrahim Damar

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • TINILARIN SESSİZLİĞİ
  • Huzursuzluğa Karşı
  • Hangisi Durur / Galip Uçar
  • Can Yeleği
  • üç yüz altmış artı beş/canan tümen

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.