İlerleyen yıllarda Türkiye’nin tanıyacağı Murat Göğebakan, çocukluk ve gençlik yıllarında müzikal açıdan kendisini iyice geliştirmişti. Ali Limoncu saz kursu, Halk Eğitim Kursları, Hacettepe Devlet Konservatuvarı, İtalya’da yüksek lisans girişimi ve yurda dönüldüğünde Çukurova Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev almıştı.
O yıllarda Adana’da hemen herkesin bildiği Kehribar isimli eğlence mekânında sahne almaya başlamıştı. Gerek üniversiteden gerek sevenlerinden oluşan bir dinleyici kitlesi oluşuyordu. Kendisini dinlemeye gelen bir üniversite öğrencisi onu İstanbul’a davet etti. Hazırladığı demo ile İstanbul’a gidip gelme deneyimleri oldu. Bu girişimler başarısızlıkla sonuçlanmıştı. İstanbul’da onu evinde misafir eden üniversite öğrencisi Ozan Çakıtlı’ya ilk albüm çıktığında “kardeşim” şeklinde hitap edecekti.
Adana’da kendisini dinleyen Hasan Topaloğlu, yeğenlerinin ortağı olduğu Prestij Müzik’te albüm yapma teklifi ile gelmişti. Bu teklif üzerine tekrar İstanbul’a gidilmişti. Lakin bir sorun vardı. O yıllarda şirketin ortaklarından, oldukça da popüler olan bir şarkıcı, Murat Göğebakan’a albüm yapılmasını istemiyordu. Bir yıl kadar üniversite öğrencisi arkadaşının evinde kalarak her gün gidip geldi şirkete. Lakin ortaklar arasındaki anlaşmazlık sanatçılara da yansıyacaktı elbette. Bu sebeple albüm kayıtları, o şarkıcı Avrupa turnesindeyken çok kısa bir zamanda alınmıştı.
Albümün müzik yönetmeni Ahmet Koç bu durumu şöyle anlatmıştı: “Prestij Müzik beni aradı ve sıfır bir arkadaş olduğunu söyledi. ‘Tamam’ dedim ve gittim, Murat Göğebakan çıktı. Murat Göğebakan’la sohbet ettik; doğal bir çocuktu, tatlı bir arkadaştı. Şarkıları dinledim, bir şarkı söyledi ‘Tamamdır’ dedim direk. ‘Abi bu benim son şansım, bunu yapamazsam beni ilk biletle Adana’ya yollayacaklar, çünkü daha önce yaptık olmadı’ dedi. Meğerse daha önce 3-4 aranjörle çalışmışlar ama olmamış. 1 haftada müzikleri yaptık, albüm bitti sonra ikimiz İstiklal Caddesi’nde yürürken dedim ki: ‘Bak burada böyle vatandaş olarak son yürüyüşün. 1 ay sonra tanınmış bir sanatçı olarak zor yürüyeceksin.’ 1 ay sonra benim dediğim çıktı.”
Ben Sana Aşık Oldum albümünde on eser vardı. Bunlardan yedi tanesinin sözü ve müziği Murat Göğebakan’a aitti. İki eser geleneksel olarak beyan edilmiş, bir eser de Aşık Mahzuni Şerif’e ait olduğu belirtilmişti. Albümün aranjörlüğünü Ahmet Koç yapmıştı. Bağlamalar ve elektro bağlamalar yine Ahmet Koç, bas İsmail Soyberk, klasik gitar Erdinç Şenyaylar, davul Volkan Öktem, elektro gitar Tuncer Tunceli ve Berç Yenal, klavye ve flüt Ali Koç, perküsyon İskender Küserman, tambura Ergin Kızılay tarafından icra edilmişti. Albümün tonmeisterliğini Tolga Babür Derin ve İlhan Harmancı üstlenmişti. Albüm Prestij Müzik ve Prestij Müziğin alt firması olan Orjin Müzik etiketiyle satışa sunulmuştu.
Albümün açılışı Çağrışa Çağrışa isimli eserle yapılır. 1995 yılında Zülfü Livaneli’den dinlemiş olduğumuz bu eseri Murat Göğebakan kendine has yorumuyla bizlerle buluşturmuştur. Bu eser Aşık Sefai (Mehmet Acet) kaynaklığında Türk Halk Müziği repertuarımıza girmişti. Şanlıurfa ili Kısas Köyü, Hüseyni makam dizisi ile güzel bir semahtır. Anonim eserin albümdeki aranjesini Ahmet Koç yapmıştı.
İkinci eser sözü ve müziği Murat Göğebakan’a ait Karagözlüm şarkısıydı. Murat Göğebakan tarzı ile yeni yeni tanışan dinleyici bu şarkının klibi ile de buluşmuştu. Albümün ikinci klibi olarak Kemal Başbuğ yönetmenliğinde çekilmişti. Ekseri Murat Göğebakan’ı tek mekânda görüyoruz. Klip ile ilgili şunları söylemiştir: “İlk klip başarılı olup kasetin satışları da iyi olunca ikinci klip için nispeten daha iyi bir bütçe hazırlanmıştı. Klip ‘Kara Gözlüm’e çekilecekti. Zaten çok sevilmişti şarkı, radyolarda çalınıyordu sık sık. ‘Kara Gözlüm’ün çekimleri için çekimlerin yapılacağı yere gittiğimde gözlerime inanamadım. Sanki ne kadar kamera ne kadar magazin muhabiri varsa oraya toplanmıştı. Şaşırdım, dayanamayıp sordum bir muhabire:
-Hayırdır, birine bir şey mi oldu?
Aldığım cevap daha da şaşırmama neden oldu:
-Hayır, senin klip çekimini izlemek için geldik.
Birine bir şey olmamıştı ama galiba ben bir şeyler olmaya başlamıştım. Murat Hoca’dan Murat Göğebakan’a bir adım daha yaklaştım anlaşılan”
Albümün üçüncü şarkısı bizim nihayet Murat Göğebakan’ı tanıdığımız, ilk klibinin de çekildiği Ben Sana Aşık Oldum idi. Klip, mayıs ayında havanın çok rüzgârlı olduğu bir gün Kilyos’ta çekildi. Yanına ceket almamıştı Murat. Evinde kaldığı Ozan Çakıtlı’nın ceketini giydi. Boy farkından dolayı ceketin kolları kısaydı. Birkaç tur katladı ceketin kollarını. Klipte bu sebeple ceketin kollarını kısa görüyoruz. Aynı ceket kaset kapağındaki fotoğrafta da vardır.
Eser klasik gitar girişi ile başlar. Aynı ezgiyi ikinci kez piyano ile duyarız. Bu piyano kısmı ile ilgili Sevgili Murat Kekilli’nin şu açıklamalarının burada aktarılması yerinde olacaktır kanaatindeyim. Bekir Develi ile Peynir Gemisi isimli programda sevgili Kekilli şöyle ifade eder: “1994’te evde çalışıyordum klavyemle. Kadir abi aradı. Gelir misin, dedi. Gittim. Rahmetli Göğebakan. Bir klavyeciye ihtiyaçları varmış. Mekânı cennet olsun. Yanlarında Serdar diye bir arkadaşımız var. O da gitar çalıyor. Bir gecemiz var bir hafta sonra bize klavye çalar mısın, dediler. Çalarım, dedim ben de. Bir prova yapabilir miyiz? Yaparız. İlk grup çalışmasını onların kurmuş olduğu “Kilikyalılar” grubunda gördüm. Sonra bizden memnun kalmış olacaklar ki grupta kalır mısın, dediler. O grupta çaldım. Haftanın üç-dört günü Baraj Yolu’nda o kafede sahne alıyorduk. Çukurova Üniversitesi’nde birçok öğretim görevlisi arkadaş-bazıları profesör oldu şu anda- ve öğrenciler akın akın geliyorlardı. Cem Karaca, Barış Manço, Ersen, Fikret Kızılok… Ben Sana Aşık Oldum şarkısını albüm çıkmadan çok önceleri zaten çalıp söylerdik. Çok güzel anılarımız oldu. Albüm çıkaracaktı. Şahin Özer ile tanıştığını söyledi. Ben inanamadım. Şaka gibiydi. Bu şarkının girişine bir intro çalar mısın, dedi. Ben Sana Aşık Oldum şarkısında girişteki piyanolu introyu ben bulmuştum. İstanbul’dan demoları dinletip geri gelince herkes piyanoları kim çaldı diye sormuş. Çok onore olmuştum. Sonra ikimizde solo çalışmalarımıza başladık.”
İlk klip ve bizleri Murat Göğebakan ile tanıştıran ilk sunucu sevgili VJ Bülent kendisi ile yaptığım röportajda şunları söylemişti:
“Çok özel bir insandı. Murat Göğebakan’ı ben de hepimiz kadar çok severim. Çok çok yakın bir dostluğumuz olmadı maalesef. Konserlerde karşılaşırdık. En son Kıbrıs’ta karşılaşmıştık bir konserde yine. Dedikleri çok doğru. Eskiden Kral TV’de ‘İlk Kez’ logosu dönüyordu. Mesela İlk Kez Sezen Aksu, İlk Kez Tarkan, İlk Kez Yıldız Tilbe gibi… Murat Göğebakan da Prestij Müziğin sanatçısıydı. Ne yazık ki anlattığı çok doğru. Nurlar içinde yatsın. Dediği gibi gece yarısı yayınlanmıştı klibi. Eskiden Kral TV’de saat 20:00 civarı yayınlanırdı ‘İlk Kez’ logosuyla klip. Fakat bir aksilik oldu. Bir şeyler oldu. Teknik anlamda bir aksaklık oldu. Yayınlanamadı. 21:00’a kaldı. 21:30’a kaldı. 22:00 oldu. 23:00 oldu. 23:00 ile 02:00 arası da ben yayın yapıyorum. O yüzden hem Prestij Müzik hem de ben tesadüfler zinciri ile benim saatimde yayınlanması kısmet oldu. Çok net hatırlıyorum o geceyi. Müdiremiz gelmişti: Bülent, sana kısmet oldu. Murat Göğebakan diye biri çıkacak. Çok üzerinde duruyorlar. Çok atlayacağını düşünüyoruz. Bu anlamda sana kısmet oldu Bülentciğim, diyerek benim yayınımda anons edilmişti. Ben anons etmiştim. Hiç unutamıyorum. Hakikaten birçok şeyi unuturum. Bu, daha dün gibi ezberimde. O kadar net hatırlıyorum. E Tabi çok büyük tepki aldı. Pozitif anlamda. Çok beğenildi. Telefonlar geldi. Yıkıldı ortalık. Ben Sana Âşık Oldum Bir tanem. Muhteşem bir geceydi ben de hiç unutamam. Nurlar içinde yatsın. Kendine göre bir üslubu ve okuma stili vardı.
Kral TV’nin telefonları kilitlenmişti. Cem Uzan da şarkıyı çok beğenmiş tekrar çalınmasını istemişti. İlk klibin yayınlanmasını takip eden 24 saat içerisinde tam on yedi kez klip izleyici ile buluşmuştu. Bu o yıllara göre bir rekordu.
Albümdeki dördüncü eser olan Öyle ki Hasretimsin şarkısının sözü ve müziği Murat Göğebakan’a aitti. Albümde klibi yayınlanan üçüncü şarkının yönetmenliğini Mustafa Mayadağ yapmıştı. “Öyle ki Hasretimsin’i oğluma yazmıştım; yüzüne hasret kaldığım oğluma ‘öyle ki hasretimsin,’ demiştim” diye aktaracaktı şarkının hikayesini Göğebakan.
Bas seslerle şarkıya giriş yapan Göğebakan, bu şarkının nakaratında da kendine has güçlü sesiyle oğluna olan hasretini haykırmıştır.
Bahar Yağmurları, bu albümde A yüzünün son şarkısı olarak karşımıza çıkar. Şarkının sözü ve müziği Murat Göğebakan’a aittir. Eser bizi bir türev enstrümanı olan bas gitar girişi ile selamlar. Akabinde aynı ezgi elektro gitar ile çalınır. Sağlam bir Anadolu Rock eserinin ayak sesleri kendini iyice belli ettikten sonra bu güçlü takıma bağlama da katılır. Ahmet Koç icrası kendini tekrar gösterir. Bu şarkı bize 70’lerden kalma esintileri hatırlatabilir. Annesi Hatice Göğebakan, Murat Göğebakan’ın Cem Karaca’nın, Barış Manço’nun ve Edip Akbayram’ın sıkı bir takipçisi olduğunu söylemişti. Buram buram Anadolu kokan bir şarkıdır bu şarkı. Türkü formunda hazırlandığı söylenebilir.
Selvi Boylum…Albüm B yüzüne bu şarkı ile merhaba der. Sözü ve müziği yine Murat Göğebakan’a aittir. Güzel bir klasik gitar introsu ile bizlere güzel bir müzik keyfi yaşatır. Nakarat kısmında haykırış ve sonrasındaki “Selvi boylum, al yazmalım” sözleri hepimizin bildiği Al yazmalım filmini anımsatır bizlere.
B yüzünün ikinci şarkısı olarak Yedin Beni ile karşılaşırız. Yıllar evvel Ersen ve Dadaşlar’ın seslendirdiği esere yeni bir yorum Göğebakan ile gelmiştir. Bu şarkıyla ilgili Rahmetli Göğebakan şöyle demiştir: “Şu anda rahmetli olan Aşık Mahzuni Şerif’in ‘Yedin Beni’ isimli eserini okumak istiyordum. Oğlu Ali Mahzuni de hakkını ödeyemeyeceğim bir dostumdur. Bütçe kısıtlı olduğu için Ali Mahzuni’ye durumu anlattım. Sağ olsun, Ali Mahzuni’nin aracılığıyla yetmiş milyon’a şarkıyı bize verdi. Kendisinin ağzından bir rakam bile çıkmamıştı. Öyle komik bir paraydı ki aslında yetmiş milyon, şarkıyı bağışladı desem yeridir. Mustafa Budan, Ankara’ya gidip imzayı aldı. Mahzuni Baba’nın söyledikleri düşününce hala çok mutlu eder beni:
- Söyle ona; onu hiç tanımıyorum ama onu çok sevdim.”
Ah Ömrüm, albümün B yüzünde üçüncü şarkıdır. Sözü ve müziği Murat Göğebakan’a aittir. Güzel bir piyano şöleni bizleri karşılar. Bu piyanoya Murat Göğebakan önce tiyatral seslerle eşlik eder. Bu çalışmada Anadolu Rock müziği kendini belli ederken bazı bölümlerde Murat Göğebakan ritimlerin dışına çıkar. Şarkıyı yaşadığını anlayabiliriz.
Yavaş yavaş albümün sonlarına gelirken dördüncü şarkı olarak bizleri karşılayan İçimdeki Kavga isimli eserin sözü ve müziği Murat Göğebakan’a aittir. Ben bu şarkıyı dinlediğimde notalarını bir önceki şarkı olan Ah Ömrüm’e benzetirim. Daha çok güzel bir türkü dinliyor gibi hissederim kendimi. Elektro bağlama girişi harikadır. Süre olarak da kısa olan bu eser antibiyotik gibi değerlendirilebilir. Kısa sürede iyi bir etki verir dinleyiciye. Merdiven notalar hakimdir.
Albümün B yüzü son dört şarkısı türkü formunda gitmekteydi. Kapanışın bu muhteşem eserle yapılması gayet yerinde bir karar olmuştu. Çağrışa Çağrışa ile başlayıp Gafil Gezme Şaşkın ile bitmişti albüm. Biz bu şarkının buna benzer bir düzenlemesini 1975 yılında Ersen ve Dadaşlar’dan dinlemiştik. Rahmetli Özkan Uğur basları çalmıştı.
Albüm, Anadolu ile başlayıp Anadolu ile bitmişti yani. Biz onu başka şarkılarda tanısak bile “Ben Anadolu’yum” diyordu bize. Türkü, Anadolu Rock, Semah ezgilerinin hepsini bizlere sunmuştu bu albümde Göğebakan…
Sevgi Adamı, mekânın cennet olsun. Senin deyiminle “Bir daha görüşürsek nasip, görüşemezsek Hakkınızı Helal Edin! Eyvallah”



