Alkolle yıkanmış soğuk bir gecenin
Bilmem saat kaçında
Mahallenin müezzini bile daha uyanmamışken
Yatağa girdiğim saatler işte
Kızardın ya zaten hep
Yarım asıra merdiven dayadın
Hala yarın olmayacakmış gibi içiyorsun diye
Yine öyle bir sabah yani işte
Sahi ben sen varken neden içiyormuşum ki?
Şimdi içmenin en azından bir anlamı var
Ağzımdaki acının ikamesi ucuz ve acı Long John
Buzsuz olacak ama, acıyı seyreltmenin anlamı var mı?
Kargalar kahvaltısını etmeden,
İnce çiğ tabakasının o kısacık ömrünün olduğu saatlerde
Uyuşmuş bilincim, cin gibi bilinç altımın hükmüne girdiği zamanlarda
yine karşıma çıktın, gözlerim kapalıydı
Engelledin beni her yerden biliyorum,
Telefonumu elime aldıkça bakıp da göremediğim.
Rüyalarımın blok düğmesini sakladım
Bu yüzden en bakmayacağın yere
İşte karşımdasın yine o yüzden
Birinci ayımız mıydı?
Hani demiştin ya midemde hep kelebekler uçuşuyor
O soğuk Kasım akşamı
Kelebekler en ölmeyeceği yerde
Elini iyice sıkmıştım ya hani bende.
Kaçmasınlar diye belki de
Bana yeşilinin en derininden bakmıştın ya
Kırmızının en ateşlisiyle dudağıma dokunmuştun ya
Şimdi yine karşımdasın işte
Ama yeşilinin feri daha mı bir sönük?
Kırmızın daha mı uzak?
Ve küllenmiş korlar gibi…
Yüzündekiler bizim kelebeklerimiz mi?
Ölmedi mi onlar daha?
Ben elini sıkmayı bıraktığımda kaçmadılar mı?
Hiçbirine cevap vermeyeceksin biliyorum
Hepsinin cevabını çoktan biliyorum
Bir tek müezzin bilmiyor,
Bir de kahvaltısını hazırlayan kargalar
Bir de dünyanın geri kalanı



