Her gün yeniden başlıyorum hayata.
İçimdeki hırs bir türlü dinmiyor. Güneşi siliyorum elimdeki bezle; bana-mısın demiyor. İntikam alırcasına vuruyorum kazmayı toprağa; hiç canı yanmıyor. Her insanın yükü farklıdır elbet bu hayatta. Hayat, kendisine yüklenen anlam kadar güzelleşiyor. Cam kenarında büyütülen çiçekler kadar nazik, kırılgan ve hassas yüreğim. Bu hoyrat dünyanın acımasız insanlarına verecek cevap bulamıyor. Şimdi bir kenarda durup bekliyorum. Sonra görünmez oluyorum. Önümden geçip gidiyorlar. Kimse beni görmüyor…
Zaman hepimizi aldatıyor.
Yaşamak zor zanaat bilirim. Her şey için çok geç kalmışların pişmanlıkları fayda etmiyor. Kimi; günü nasıl geçireceğini düşünürken, kimine yetmiyor zaman. Canımız yanıyor ama neremiz ağrıyor bilemiyoruz. Her şey çok açık seçik ama yine de görmüyoruz. Tedaviye ihtiyacımız olduğunu söylüyorlar ama biz bunu kabullenmek istemiyoruz.
Ne zaman “gideyim buralardan” desem. Zincirlerim sertleşiyor. Zamana ekilmiş sorunlar huzursuzluktan filizleniyor. Ben kalıyorum, sen kalıyorsun, anılar kalıyor. Özgürlük istediğin zaman çekip gitmek mi? Ardında hiçbir anı bırakmadan gidebilmek mümkün mü? Anılar, gittiğin yere esnek bir lastik gibi seninle geliyorsa onun esnediği yere kadar gidebilirsin. Sonra hızlıca dönersin gittiğin yerden, saplanır kalırsın. Benim gitmelerim de böyle bir şey sanırım. Bütün denemelerim başarısızlıkla sonuçlanıyor. Kamburum gittikçe ağırlaşıyor.
Gel zaman git zaman
Hani bazen bir şarkı anlatır ya seni, bazen de bir öyküde bulursun kendini. Unutmak istersin geçmişini, her defasında hatırlatırlar. Anlıyorum ki artık kaçacak yerde yok. Ya teslim olacaksın ya da yalnız kalacaksın. Senin sorunların başkalarının nimeti olsa da önemli olan hissettiklerin ve mutsuzluğun değil midir? “Çoktan çok azdan az” kuralı her yerde geçerliliğini koruyor. Sebebin değil sonucun önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Biraz düşününce mutluluğunda mutsuzluğunda sorumlusu aslında bizleriz. Ama yine de suçu hep başkalarına yükleyip şikâyet etmeye devam ediyoruz.
Zamanın bilginlerinden biri şöyle demiş “Ölümün ne kadar güzel olduğunu anlasa insan ölenin arkasından hiç ağlamazlardı.” Belki de acı dediğimiz şey bizi büyütüyor ve yaşatıyor. Öfkeden ve nefretten beslenenler kendinden başkasına zarar vermiyor. Ne gerek var bütün bunlara; nasıl olsa zaman her şeyi hallediyor.
Hayat her seferinde başka oyun oynuyor bizimle. Kaybeden hep biz oluyoruz. Çember daralıyor. Biz bu oyunun bir parçası olmaktan hiç vazgeçmiyoruz. Günün sonunda sevginin sonsuzluğu hepimizi kuşatıyor. Zaman geçip gidiyor. Ben zamanı, zamansız bir yerde bekliyorum…

