Ağrılı bir baş gibi taşıdım hayatımı
Doldurdum kursağımı zehirli mercanlarla
Bir leylak kokusuyla uyandım hülyalardan
Etlerimi doğradım yorgun patikalarda
Güneş akıp giderken kırıldı sessizliğim
Milyonların içinden doğdu kimsesizliğim
Hüzün bir yosun gibi takıldı ağlarıma
Kundaklanmış geceler düştü yarınlarıma
İçimin kuytusunda söküldüm iplik iplik
Zaman aşkın tadını çaldı parmaklarımdan
Gömüldükçe sulara çoğaldı susuzluğum
Saatlerin peşinden koştu uykusuzluğum
Yorgun bir ağaç gibi boyun vurdum gövdeme
Korku nöbetleriyle bekledim celladımı
Bağrı yanık söz gibi akıp gittim tellerden
İnsanlardan kaçırdım kırılan kanadımı
Eşiğinde gülmenin ıslandı yanaklarım
Gökyüzünden bihaber kurudu avuçlarım
Yitik bir gölge gibi düştüm kaldırımlara
Bir ana şefkatiyle kucakladım taşları
Farkı yoktu kimsenin farkım yoktu topraktan
En güzel lisanları öğrendim yalnızlıktan
Yırtılan ceplerimden döküldü masumluğum
Aynalara baktıkça gizlendi çocukluğum



