Sisin, binaların üzerine yağlı bir leke gibi çöküp kaldığı Rüzgârsız Kent’te kimse zamanı
dakikalarla ölçmezdi. Burada zaman, eşyaların pürüzlerinde, aynaların arkasında biriken tozda ve
insanların kalbindeki o tarif edilemez ağırlıkta birikirdi.
Kentin en dar çıkmazında, kapısının üzerinde pirinçten yapılmış devasa bir akrep ile yelkovanın
asılı olduğu küçük bir dükkân vardı. Tabela sadeydi: Kaelen – Zaman Terzisi.
Kaelen, kente giren her yeni çırak gibi gençliğinde bir büyücü olmayı düşlemişti. Ancak büyünün
kaba kuvvetine değil, kırılan anların inceliğine sevdalanmıştı. Önündeki gümüş tezgâhta, incecik
cımbızlar, devasa büyüteçler ve gece mavisi ipek iplik yumakları duruyordu. Kaelen bir saat
tamircisi değildi; o, kaçırılmış anları diker, pişmanlıklardan arta kalan zamanı teyellerdi.
Bir gece yarısı, dükkânın kapısındaki gümüş çan hüzünlü bir tıkırtıyla çaldı. İçeriye, üstü başı
çamur içinde, gözleri uykusuzluktan kızarmış yaşlı bir adam girdi. Bükülmüş sırtında ağır bir tahta
sandık taşıyordu.
Yardım et Kaelen, dedi adam, sesi kente çöken sis kadar pürüzlüydü. Ona söyleyemediğim
sözler göğsümü deliyor. Sadece beş dakika… Bana beş dakikalıksal bir parça dik. Geçmişe dönüp o
sözü söyleyeyim, sonra ne istersen al.
Kaelen derin bir iç çekti. İnsanlar her zaman aynı hatayı yapardı; zamanın kumaşının ne kadar
kırılgan olduğunu anlamazlardı.
Sandığı aç, Silas, dedi Kaelen adamı tanıyarak.
Silas sandığı tezgâha koyup kapağını kaldırdı. İçinde, kurutulmuş lavantalar ve solgun, kırık bir saat
mekanizmasının arasında parıldayan küçük bir hatıra damlası duruyordu: Yıllar önce sevdiği kadına
gitme diyemediği o yağmurlu öğleden sonra.
Kaelen işe koyuldu. Önce tezgâhındaki ince gümüş iğneyi aldı. Silas’ın getirdiği hatıra damlasını
tuttu ve onu sabırla çözmeye başladı. Büyülü cımbızıyla, kederin kalın ipliklerini ayıkladı. Araya,
kentin unutulmuş anlarından derlediği ince, altın sarısı sabır ipliklerini kattı. İğne, zamanın
görünmez dokusunda bir aşağı bir yukarı kayarken odada mekanik bir kalbin atışına benzer ritmik
bir tıkırtı yankılandı.
Zamanı geri saramam Silas dedi Kaelen, iğneyi son bir düğümle bağlarken. Geçmişin kumaşı
kesilip biçilmez, sertleşmiştir. Ama sana o anın yanına eklenecek küçük bir teyel dikebilirim.
Kaelen bitirdiği parçayı parlatılmış küçük bir pirinç madalyona yerleştirdi ve kapağını kapattı. Silas
madalyonu titreyen elleriyle aldı.
Şimdi ne olacak?diye sordu Silas.
Kapağı açtığında o güne dönmeyeceksin dedi Kaelen gözlerinin içine bakarak. Ama o günden
bu yana yüreğinde taşıdığın pişmanlığın yükü hafifleyecek. O sözü ona söylemiş gibi hissedeceksin
ve zamanın sonunda rahatça uyuyabileceksin.
Silas madalyonu göğsüne bastırdı. Yıllardır bükey olan sırtı yavaşça dikleşti. Gözlerindeki keder
yerini derin bir huzura bıraktı. Cebinden tek bir bakır para çıkarıp tezgâha bıraktı ve kentin sessiz
sisinde kayboldu.
Kaelen pirinç parayı çekmecesine attı, büyüteçlerini temizledi ve tezgâhın üzerindeki gaz lambasını
üfleyerek söndürdü. Rüzgârsız Kent’te bir gece daha tamamlanmış, kırık bir ruhun zamanı yeniden
işlemeye başlamıştı.

