• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

Üfürizma / Eyüp Toru

Eyüp Toru by Eyüp Toru
12 Ocak 2026
in Öykü
0
Üfürizma / Eyüp Toru
0
SHARES
12
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

 

Ömrü boyunca hiç çalışmamıştı. Yazarlık, ilk mesleği olacaktı. Babası varlıklı bir aileden geliyordu. Buraya ayrı bir parantez açmak istiyorum. Varlıklı demek zengin demek değildir. Çok daha ötesidir. Zengin batabilir, iflas edebilir. Parası azalıp çoğalabilir ancak varlıklı bir aile hep varlıklıdır. Asla onlara bir şey olmaz. Paranın satın alamayacağı bütün güçler onlar da toplanmıştır.

En iyi özel okullarda okudu. Yurtdışında eğitimine devam etti. Alınabilecek bütün kâğıtları aldı ve yurda döndü. Babası sordu. “Ne yapmayı düşünüyorsun evlat?” Hiç beklemeden yanıt verdi babasına. “Yazacağım baba. İnsanlara doğruyu, güzeli anlatacağım. Örnek olacağım onlara. Onların da mutlu olabilmesi için elimden geleni yapacağım.”

Bu düşüncenin üstüne bir şey söylemedi babası. “Nasıl istersen” deyip yoğun işlerine devam etti. İzni de alınca, bizimki hemen işe koyuldu. Açtı son model bilgisayarını, özel getirdiği viskisinden bir kadeh doldurdu. En kaliteli gözlüğünü taktı. Yurtdışından özel olarak getirdiği purosunu yaktı. Başladı yazmaya. Yazdıkça yazdı. Anlattıkça anlattı. Birkaç ay içinde beş yüz sayfanın üzerinde yazdığını fark etti. Mutlu oldu, sevindi. Doğru yoldaydı. Bir yayıneviyle anlaşmak yerine kendisi bir yayınevi açmaya karar verdi. Bir hafta içinde kendi yayınevini kurdu. Artık her şey hazırdı. Kitap basıldı ve gönderilmesi gereken her yere gönderildi. Görkemli bir tanıtım toplantısı düzenledi. Ünlü, zengin, sanatçı, herkes bu toplantıya katıldı. İstisnasız herkes okumuştu kitabını. (Yalan söylüyorlardı.) Öve öve bitirmediler bizimkini. Yeteri kadar övüldükten sonra gece bitti. Mutlu ve huzurlu bir şekilde yatağına girdi.

Aradan bir ay geçti. Ne alan vardı kitabını ne de okuyan. Aradan iki ay geçti. Durumu yine değişmedi. Bu kitabı okuyan yoktu. Bir süre sonra olanlardan babasının haberi oldu. Oğlunun üzülmesine dayanamayıp gizliden bir milyon kitap satın aldı. Özellikle de belirtti. “Benim aldığım asla belli olmasın.” İki gün sonra bir telefon aldı bizimki. Satışların bir anda patladığını bir milyon barajını geçtiklerini söylediler. Sevinçten ayakları yere değmiyordu. Artık şüphesi yoktu, doğru yoldaydı. Hemen o akşam, yeniden oturdu koltuğuna. Yine son model bilgisayarını açtı. En özel viskisini doldurdu kadehine. Özel olarak getirttiği purosunu yaktı. Başladı yeniden yazmaya. Bir ay içinde bir beş yüz sayfa daha yazdığını fark etti. Hemen yayınevini aradı, kitabın basıma verilmesini istedi. Bir hafta içinde ikinci kitabı da çıkmış oldu. Yine görkemli bir tanıtım toplantısı ve övgüler eşliğinde başarısını kutladı. Babası bu sefer tecrübeli olduğu için, hemen oğlunun kitabını iki milyon adet satın aldı. Kitap bu sayede, birkaç gün içinde en çok okunan kitap oldu. Memleketin en büyük yazarı olup çıkıvermişti. Bir tek eksikle… Okunmayan bir yazar olarak…

Aradan birkaç ay daha geçti. Zamanı geldiğini düşünerek odasına çekildi. Tam hazırlıklarına başlayacakken babası içeriye girdi.

Ne yapıyorsun oğlum?

Yeni kitabım için işe koyulacağım baba. Yazmam gereken, anlatmam gereken çok şey var. Vakit kaybetmeye gerek yok.

Öyle mi? Oğlum sana bir şey diyeceğim.

Seni dinliyorum baba.

Oğlum! Yazma oğlum! Allah aşkına yazma oğlum.

Şaşırdı önce. Ne diyeceğini bir an bilemedi. Sonra toparladı kendini. Ve öfkeli bir şekilde sordu babasına.

Neden baba? Neden yazmayacakmışım?

Bıktım senin kitaplarını almaktan. Depolar senin okunmayan kitaplarınla doldu taştı. İşimi gücümü bıraktım senin yazdığın şeylerle uğraşıyorum. Eşek yüküyle paramız var. Git başka bir şey yap. Ya da yapma. Ye iç keyfine bak. Dünyayı dolaş. Ama ne olur yazma oğlum.

Öfkeden çileye dönmüştü bizimki. Elleri titriyordu sinirden.

Demek benim kitaplarımı alan sendin baba? Sana inat yazmaya devam edeceğim. Ve sonunda mutlaka başaracağım.

Sen bilirsin. Ancak şunu bil ki, sonuçlarına artık sen katlanacaksın.

O gece hiç uyumadı. Bütün gece düşünüp durdu. Ne eksikti? Nerede hata yapmıştı? Nasıl başaracaktı? Ya da başarabilecek miydi? Bu kadar yalanın içinde doğruyu nasıl bulacaktı?

İki kitabı vardı. Toplam 3 milyon satmıştı. Ancak kimse tarafından okunmuyordu. Kimsenin, adını bile bilmediğinden gayet emindi. Yaşamı boyunca birilerinin gölgesi altında yaşadığından, onu yine bir gölge yüceltmiş ve kurtarmıştı. Sonunda anladı ki hiç kıpırdamamıştı. Olduğu yerde çürüyordu öylece. Koca bir yalanın içinde eskiyordu. Zamanı gelmiş midir bilinmez, bir şeyler yapmak zorundaydı. Nerede hata yaptığını bulmak için kitaplarını yeniden okumaya karar verdi. Okuyacak, derleyecek ve yeni bir yol haritası çıkaracaktı. Sadece üç sayfa okumaya gücü yetti. Sinirden deliye dönmüştü. Yazdıkları anlamsızlıktan öteye geçmiyordu. Tutarlı bir cümle dahi yoktu. Kitabı yırtıp attı. Anlattıkları gerçeğin kıyısından bile geçmiyordu.

Hatırlı dostlarını araya koyarak, memleketin en önemli yazarlarından eğitimler aldı. Bir yıl boyunca durmadan, duraksamadan okudu, yazdı. Ne zaman hocalarına “yazdıkları mı beğendiniz mi?” diye sorsa, hep aynı yanıtı alıyordu. “Eline sağlık harika olmuş. Doğru yoldasın, yılmadan devam et.” Bu cümleleri o kadar çok duymuştu ki, artık inanıyordu. Değişmiş ve gelişmişti. Hocalarının anlattıkları, öğrendikleri doğrultusunda yeniden oturdu koltuğuna, yeniden açtı bilgisayarını. Yeniden doldurdu viskisini, yeniden yaktı özel purosunu. Temayı belirledi. Çatışmayı kurguladı. Asal kişileri seçti. Karakter öykülerini yazdı. İlginçlik, inandırıcılık kattı işin içine. Başladı yeniden yazmaya. Günlerce, aylarca uğraştı. Sonunda bir sabah kitabı bitmişti. Defalarca yeniden okudu. Yazdıklarını anlamlı buluyordu. Aslına bakarsanız yazdıklarına âşıktı artık…

Yayınevini aradı, kitabın basılmasını rica etti. Bir hafta içinde kitabı basıldı ve tüm yayın organlarına gönderildi. Yeniden heyecanlı bir bekleyişin içine girdi. Günler günleri kovaladı. Sonuç yine değişmedi. İki hafta içinde sadece 13 adet satılmıştı. İntiharın eşiğine gelmişti artık, gücü tükenmişti. Kendini bilinçsizce alkole vurdu. Doğru düzgün uyumuyor, sürekli düşünüp duruyordu. Yemeden içmeden kesilmişti. Bir sabah erkenden dışarı attı kendini. Yürüdü boş sokaklarda. İnsanlara baktı, onları gözlemledi. Ne kadar yürüdüğünü anımsamıyordu. Ama ayakları onu nereye götüreceğini biliyor gibiydi. Bir müddet sonra kendini, savunmasız bir halde sahaflar çarşısında buldu. Eski bir sahafa bıraktı, yorgun bedenini. Altmış yaşlarında, güleç bir adamcağız vardı dükkânın başında. Onun yanına gitti. Kitaplara bakmak istediğini söyledi. Ölü gözlerle, etraftaki kitaplara bakıyordu. Gözyaşlarının beklemeye tahammülü kalmamıştı. Bıraktılar damlalarını yeryüzüne. Son birkaç yılın kiri, acısı, tükenmişliği, hepsi akıyordu, yağmur gibi gözlerinden. Yaşlı adam yanına yaklaştı usulca. Bir mendil uzattı. Ellerini omzuna koyup masasına davet etti. Bir ıhlamur söyledi ona. Sakinleştiğini görünce, “ne derdin var evlat? Anlatmadıkça derdine derman yoktur. Anlat, anlat ki çözülmese bile dillensin, konuşsun dertlerin.” Bu sıcak, babacan tavırla bunca yıllık zehrini akıttı. Başından ne geçtiyse tastamam anlattı. Yaşlı adam gözlüğünün üzerinden ona bakarak sakince; “kitabın yanında mı evlat?” diye sordu. Aradan yıllar geçti. Hala o gün, neden kitabını yanına aldığını, neden yanında olduğunu hatırlamıyordu. Kitabı yaşlı sahafa bıraktı ve oradan ayrıldı. Kendi kendine söz verdi. “Herkes yalan söylüyor. Tek gerçek bu adam. Eğer yazma derse, söz veriyorum bir daha yazmayacağım.”

Üç gün sonra aynı sahafa yeniden gitti. Yaşlı adam, güler yüzle onu karşıladı. Bir ıhlamur çayı ikram etti. Sonunda ömrü boyunca unutmayacağı şu sözleri söyledi ona.

“Evlat yazmak bir yetenek işidir, doğuştan gelir. Yani ya vardır ya da yoktur. Sonradan ortaya çıkmaz, var olmaz. Önce bunu anlaman ve idrak etmen gerekli. Bilgi birikim gereklidir yazmak için, ancak yetenek olmadan bilgi geçersizdir. Bir anlamı, manası yoktur. Edindiğimiz tüm bilgiler, yeteneğini geliştirmek için bir yoldur sadece. Bu yolda bize fikirler verir, olanaklar sunar. Kitabını bıkmadan, usanmadan, büyük bir sabırla başından sonuna kadar okudum. Değindiğin konularda haksız değilsin. İçinde gerçekten okunmaya değer cümleler de var. Ancak bunlar yeterli değil. Bir eser kendi içinde bir bütün olmak zorundadır. Parça parça olan bir eser değil, duvar yazılarıdır yalnızca. Araştırdım seni. Varlıklı, köklü bir aileden geliyorsun. Gücünle her şeyi başarabilirsin. Ama üzülerek söylüyorum ki, bunların hepsi yalan olacak. Yalandan tebrik edecekler seni. Yalandan övecekler. Bunlara razıysan yazmaya devam et. Kimse yüzüne karşı kötü yazmışsın diyemez. Lakin ben altmış küsur yaşındayım ve kaybedecek hiçbir şeyim yok evlat. Senin yazmaya dair yeteneğin yok. Olmakta zorunda değil. Herkes doktor olamayacağına göre, yazar da olmak zorunda değil. Kitaplara aşığım ben. Ömrüm boyunca binlerce kitap okudum. Sonunda da bu sahafı açtım. Benim hiç kitabım yok evlat. Hiç kitap yazmadım ben. Denedim. Defalarca uğraştım. Sonunda anladım. Ben iyi bir okuyucuyum sadece. Ötesi yok. Seçim senin evlat. Bu senin öykün, benim değil.”

Anlamış ve daha da yaşlanmış olarak çıktı sahaftan. Oradan çıktığında, yaşlı adamla aynı yaştaydı sanki. Etrafa baka baka, puslu havayı içine çekerek yürüdü sokaklarda. Adamın dediklerini düşündü durdu. Evine geldi. Soyundu dökündü, bir duş aldı, kendine geldi. Bir defter aldı yanına ve bıraktı kendini yeniden sokaklara. Aklına gelen her şiirsel sözü defterine yazdı. Sonra bunların ne anlama geldiğini araştırdı. Bunun adı “Aforizma” idi. Hoşuna gitmişti bilmiş bilmiş konuşmak, beylik laflar etmek. Kendini diğerlerinden üstün görmek. Şehrin bütün sokaklarını, caddelerini dolaşıyor, gördüğü her şeyi defterine not alıyordu. Biriktikçe birikiyordu yazdıkları. Bir gün hiç umudu olmadan, yazdıklarını tanımadığı bir yayınevine gönderdi. Nasıl olsa beğenmeyecekler deyip, yaşamına devam etti. Birkaç gün sonra bir telefon aldı yayınevinden. Yazdıklarını çok beğendiklerini, basıma vermek istediklerini söylediler ona. İçinde bitip tükenmeyen bir şüpheyle “evet” dedi yayınevine. Kitap basıldı, dağıtıma çıktı. Bir hafta içinde bir mucize gerçekleşti. İmkânsız olan gerçek olmuştu. Kitap bir anda en çok satanlar, okunanlar arasına girdi. Bir ay içinde de beş yüz bin barajını aştı. Memlekette herkes bu kitabı konuşuyordu. Televizyonlardan röportaj teklifleri geliyordu sürekli. O anlatıyordu, herkes ona hayran kalıyordu. Sonunda yalansız bir şekilde, memleketin en önemli yazarlarından birisi olup çıkmıştı. Yazdığı kitaba, şu cümleyle başlamıştı…

“Dünyanın sonunu kolaycılık getirecek.”

 

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Gece Sakla Beni de / Senem Seven

Next Post

İzledim İstanbul’u / Dilara Pınar Arıç

Eyüp Toru

Eyüp Toru

1981 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta okulu buradan tamamladıktan sonra memleketi olan Antalya'ya yerleşti. 1998 yılında amatör bir tiyatro topluluğuna girdi. Bir çok yerel radyoda programlar yaptı. 1998 yılından bu yanadır özel, amatör ve kamu tiyatrolarında oyuncu ve yazar olarak çalışmaktadır. 2011 yılında S.DÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalını kazandı ve buradan 2015 yılında mezun oldu. Necmettin Erbakan ve Selçuk ünivesitesi Sinema bölümlerinde senaryo dersleri verdi. 2016 yılından bu yanadır da Konya Şehir Tiyatrolarında Yazar, dramaturg olarak görev almaktadır.

Next Post
İzledim İstanbul’u / Dilara Pınar Arıç

İzledim İstanbul'u / Dilara Pınar Arıç

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Gözlerinin En Güzel Kahverengisi / Galip Uçar
  • Feridun Andaç’ın Ferhad ile Şirin’i
  • HIRSIN YALNIZ GELECEĞİ
  • Orkestra
  • HEDİYE/LEYLA GÜR

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.