bir köprüdeyim
sonunu görmediğim
yol uzun
alıcı kuşlar dönüyor tepemde
saplanıyor iğne gibi
kum taneleri yüzüme
gidiyorum bilmediğim yerlere
başımı alıp
hayallerimi, acılarımı, umutlarımı ve düşlerimi de
çıplak ayaklarımı kesiyor can kırıklarım
camdandı kalbim oysa
parlatmak yetmedi
her rüyanın içinde bir gerçek mi gizli
ve her düşüş bir doğruluş mu
kendi içinde
bir gölge mi bizi takip eden
ruhumuz
karanlıkta bile yansıyor içimizde
bir okyanus maviliğinde yürüyorum
atlasam beni yutacak gibi
sonsuzluk içinde hiç olacağım belki
gemi düdükleri geliyor kulağıma
belki de imdat diyen
kaybolan birileri
pişman olup geri dönmek değil
inadına yaşamak belki
öleceğini bilerek
uçurumun eşiğinde
zamanın tik takları
yolcunun azığı umutmuş
düşünse de bıraktığını
yanına alırmış bir parça
geçmişinden
vakitler geleceğe koştururken
bir yelkovana takılmıştı yakamız
üç yüz altmış tur dönüyorduk
bilmeden kaç kaldığını
üç yüz altmış beş günden
şimdi kuşlar gitmiş
dinmiş rüzgâr
nasır tutmuş ayaklarım
uzaklarda yanıp sönen bir ışık
belki de değildi bu, sonsuz yolculuğum
hep bir hiçtim, hiçtik belki
şimdi anlıyorum…


