‘Erkek şefkat görmeyi bekler kadından, yalnızlığının gölgesini delip yaşadığını hissetmek ister. Kendine döndükçe kulakları sağır gözleri kör olur. Kadının ruhunu, düşlerini, düşüncelerini göremez, hissedemez ve anlayamaz. Kadınsa bu durumu önce görmezden gelir fakat bir süre sonra sabrı tükenir kılıçlarını erkeğin her yerine saplamaya başlar. Oysa sadece sevdiği değer verdiği erkeğin onun ruhunu, düşüncelerini, hayallerini anlamasını beklemektedir. O yüzden erkeği beklemediği ama resmin en sahici yerinden vurur ve öldürür. Ve ne derse desin,ne yaparsa yapsın hep haklıdır. Çünkü kadınlar erkekler kabul etmek istemese de Tanrıçadır.’
Bu aşk İstanbul’un kaos ve yalnızlık dolu sokaklarında farklı yakalarda iki sevgi dolu kalbin hayatta kalmak, mutlu olmak hayallerini gerçekleştirmek için verdiği bir savaştı. İkisi de dışlanmış, karartılmış bir gümüş gibi yaşamaktan bıkmış hayata, insanlara sevgileriyle yumruklar atmak istiyorlardı. Kaosun çocuğu İstanbul bütün dünya gibi covidin istilasına uğramıştı. Herkes ölümü ve erkenden güzel bir mezar sahibi olmayı planlarına dahil etmek zorunda kalmıştı. İşte bugünlerde Caddebostan da yazar ve oyuncu Ahmet korkunç sancılarla hayata tutunmaya çalışıyordu. Bu sancılar hastalık falan değildi. Dünyadaki herkes gibi evinin içinde ölümden kaçan her canlı gibi kendi kavgasını dünyaya haykırıyordu. Ahmet idealist bir sanat adamıydı en acı gününde bile sanatından vazgeçmemiş işsizlik, yalnızlık ve toplumun kendisini dışladığı günlere kalemiyle sonsuz bir aşkla cevap vermişti. Ölümsüz olduğunu biliyordu ve nefes alıp verdiği her anı hiçe sayıyordu.. Ruhunun bir gün geri döneceğini ve savaş meydanlarında sabahlayıp ülkesini, sanatını, değerlerini sonuna kadar savunacağını hayal ediyordu.
Çaresiz geceleri evde yazarak, içerek ve eski aşklarını hatırlayarak geçiriyordu. Katledilmiş gençliğinden ruhunda hiçbir şey bırakmamışlardı. Annesini ve babasını erken kaybetmişti. Sinema televizyon bölümünü bitirdikten sonra yazarlığa başladı ve üst üste kitapları yurt içi ve yurt dışında yayınlandı. Onun için insanlığa dünyaya ışık tutmak çok önemliydi. Bir kuşun,ağacın mutsuzluğuna dayanamazdı. Yeryüzündeki bütün çocukların hastaların,açların, hayvanların,lgbt bireylerinin,yalnızların ve bütün ötekileştirilmişlerin dilini,ruhunu,acılarını everestin tepesinden haykırmak istiyordu. Kendisi de kaybolmuştu ve kendini terk ederek yaşamak onun varoluş hikayesiydi.
Yürümek istediği yolda yürürken vücudundaki işkence izleri değil,ruhundaki delik deşik izler onu yok etmişti. Bu yok oluş onun varoluş filmine dönüştü. İstanbul da herkes korku içinde yaşamına devam ediyordu. Ahmet aynı sabahların,aynı gecesiyle uyanıyordu. Bir sabah kelepçelenmiş ruhunu bu zincirlerden nasıl kurtarabileceğini düşündü. Yüksek alkollü birasını içip unutulmaktan zevk alan dolabından aldığı tostunu yerken geceyle sessiz bir sohbete daldı.
Tam uyuyacaktı telefonunda instgrama baktı ve birden önüne bir reklam çıktı. Reklamda gözleri sevginin çığlıklarıyla haykıran güneş gibi bir kız gördü. Çok yalnızdı ölümden bile sessiz nefes alarak yaşıyordu ve onun için akan saatler her an giderek anlamsızlaşmıştı. Hissetmeden yaşamaktan çok sıkılmıştı. Her gün aynı sahneleri oynayan ve iş bitince parasını alan oyuncular gibi bir hayat ona göre değildi. Reklamdaki kızın sayfasına girdi ve çok etkilendi. Yıllar sonra kalbi yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı. Hemen kıza mesaj attı cevap vermesi için dua etti. İklimleri değiştiren düşüncelerini,sevgisini anlayacak bir kalple,ruhla karşılaştığını hissediyordu. Kızın adı Rüyaydı nefes ve meditasyon koçuydu. Ahmet te bu alanla çok ilgiliydi sürekli meditasyon yapıyordu ve eski kız arkadaşıyla ilişkisinin devam etmesi için iki yıl boyunca bir fal dükkanında falcılık yapmıştı.
Yazarların ilk yılları hep aç geçer ve böyle yıllara sahip olması onun için sürpriz değildi. Güneş bakışlı Rüya Ahmet’in mesajına cevap verdi ve görüntülü konuşmaya başladılar. İlk başlarda Rüya Ahmet’in kendisine yazmasına şaşırdı. Böyle bir yazarın benimle ne işi olabilir düşüncesine kapıldı. Ahmet Rüyayı ikna etmeye çalıştı. İlk defa hayatında saf bir sevgiye tutunduğunu hissetti. Rüya ilk görüntülü konuştuklarında ikna olmadı.
Ahmet’in duyguları her an giderek yükseldi. Rüya, Ahmet’e şöyle dedi ‘Belki boksör bir sevgilim var,belki evliyim nasıl bu kadar kendine güvenebiliyorsun. Ahmet, Rüyaya karşı soğuk kanlılığını korudu ve kaleyi içten feth etmeyi başardı. Rüyayı Ahmet’le buluşmayı kabul etti. Ahmet o an çocuklardan da güzel gülümsedi,gözleri ay gibi parladı ve çok mutlu oldu. Öldürülmüş fakat canlanmayı bekleyen gökkuşağı gibi rengarenk olan düşleri tekrar canlandı. Rüyayı Ahmet’le buluşturan Ahmet’in mesajlaşırken kurduğu ‘Ben senin ruhunu sevmek istiyorum bana kapılarını aç hayat bir kutlamadır tadını çıkarmamıza izin ver sözleriydi. Rüyanın meditatif kimliği ailesi ve çevresi tarafından saygı görmemekte ve bu durum dünyasını giderek karartmaktaydı. Rüya boğazda hisar üstünde bir gecekonduda ailesiyle beraber hayat dolu bir yaşam sürüyordu. Ailenin son çocuğuydu ve en küçük olmanın ezilmişliği içindeydi. İki ağabeyi,bir ablası vardı. Rüya ismini vefat etmiş babaannesinden almıştı. Babaannesi veremden erken vefat etmişti. Rüya onu her düşündüğünde gözlerinden yağmur damlaları okyanuslara akardı.
Ağabeyleri ve ablası Rüyayı küçüklüğünden beri pas pas gibi kullanmıştı. Çocukluğundan beri yaşadığı dışlanma onun pasif, agresif bir ruh haline bürünmesine neden olmuştu. Onu kabuğundan çıkaracak hayatının değişmesini sağlayacak adım şirketlerin işe alım servislerinde çalışmak değildi. Bunu biliyordu ama düşüncelerini kalbinin kumbarasında yakmaktan zevk alıyordu. O insanlığı aydınlatacak bir ruha sahip olduğunu meditasyon ve nefes koçu olduğunda anladı. İşte bütün bu duygu ve düşüncelerle Ahmet’le Beşiktaş’ta bir cafe de buluştu. Ahmet onu cafede karşısında görünce eli ayağına dolaştı. Heyecandan sanki maymuna dönmüştü. Ne yapacağını bilemeden kendisinden bahsetmeye başladı. Yazar olarak neler yaptığını anlatır. Rüya, Ahmet’in karşısında seçici bir kurulun başkanı gibi ya da bir yönetici kıvamında oturmuştu. Ahmet, Rüyaya şunu söyler ‘Hayat bir kutlamadır benimle hayatı kutlamaya ne dersin?’ Rüya önce Ahmet’e derin ve sakin bir bakış fırlattı sustu ardından teklifini kabul etti. Ahmet çocukluk yıllarında anneannesiyle pencerenin kenarında cama bakarak Rüyayı anlatttığı geceyi o anda hatırladı. Tekrar tekrar izlediği bir film gibi anneannesinin onu oyaladığı gece gözlerinin önündeydi. Anneannesine paylaşımcı, sevgi dolu hayatın kavgasından uzak gecekonduda yaşayan bir kızdan bahsetmişti. Ahmet’e göre sadelik özgünlüğün kendisidir. Ahmet Beşiktaş Bulvarında Rüyayı çekip öper. O kadar uzun öpüşürler ki sadece dünyada değil,bütün galakside zaman durur. Ahmet, Rüya’ya görüntülü konuşurken defalarca söylediğini hayata geçirmiştir. O anda Barbaros bulvarında tarifsiz bir sessizliği hissederler. Bulutlar, yüzlerine vuran rüzgar ve deli gibi çarpan kalpleri dışında sanki herşey sessizliğe gömülmüştü. Sonsuz kavurucu bir sıcaklık dışında hiçbir şey hissetmezler.
Rüyanın gözlerinden kahkahalar, dudaklarından mutluluk dolu yağmur damlaları fışkırmaktadır karmaşık ama sahici bir girdaba sürüklendiğinin farkındaydı. Kendini savaşı kazanan bir amazon gibi hissetmektedir. Ahmet eve geldiğinde aynaya bakıp gülümser. Evet mutludur ama geleceğin aydınlığa mı? Yoksa karanlığa mı? gömüleceğini bilememek onu çok korkutmaktadır. Telaşın aşkla seviştiği ve asla tatmin olmadığı günler başlamıştı.
Ahmet yıllar sonra kendini sorumluluk sahibi bir aşık olarak hissetmeye başladı. Yaşadığı duygular düşüncelerini gıdıklıyordu ve her şeyden uzak ama her şeye yakın olmak onu çok mutlu ediyordu.. Yıllardır yattığı kadınların, fahişelerin sabun köpüğünden ibaret olduğunu anladı. O günlerin kendini yaşadığına inandıran bir balıktan farksız geçtiğini anladı. Rüyaya her sabah şairane mesajlar atarak kendinden kurtulduğunu hissetmeye başladı. Rüya Ahmet’le olan ilişkisini yeğeni Cansu ve arkadaşlarıyla paylaştı. Rüya sabah kahvaltıya Caddebostan’ın yakınındaki parka gelir. Beraber kuşların çığlıklarıyla aşk dolu bir kahvaltı ederler. Rüya, Ahmet’e arabasının olup olmadığını sorar. Ahmet arabasının olmadığını ve gürültülü olan her şeyden nefret ettiğini söyler. Sessiz barların kendini terk etmiş adamı olduğunu anlatır. Kalabalıklar Ahmet için çocukluğundan beri ürkütücü olmuştur. Rüya kalabalıklara, gezmeye, eğlenmeye tutkun bir kadındır. Ahmet dünyasından uzak manevralarla ilk kez bu sabah kahvaltısında karşılaşır. Rüya meditasyon alanında ilerlemek istediğini bunun için ileride bir atölye açmayı hayal ettiğini söyler. Ahmet Rüyanın gözlerine içine bakarak onun için Atölye açmayı hayal eder. Ahmet’in Rüya için açmayı hayal ettiği atölyenin ismi Paradise’dır. Ahmet, Rüyaya baktıkça giderek erimektedir ve her boyutta aynı duyguları yaşayacağı bir kadınla karşılaştığını anlamıştır.. Onun kendisi gibi hayat ve insanlar tarafından katledildiğini ve yaşayan bir ölü olduğunu anlar. Yıllardır aynı beklentilerle hayatına girmeye çalışan kadınlardan çok sıkılmıştır. Her şey üstüne üstüne gelmekte ve kaçacak hiçbir yer bulamaz. Çünkü hayat aralıksız devam etmek zorundadır. Rüya Ahmet’in sevgisine dört elle sarılır. Bütün İstanbul da,Büyükada da gezmedik otel, restoran mekan bırakmazlar. Ahmet, Rüyaya sürekli farklı sürprizler yapmakta ve o her gülümsediğinde bayram yerine dönen kalbiyle mutluluktan havalara uçuyordu. Onu rüyayla karşılaştıran Allaha sürekli şükrediyordu. Ahmet’in yaptığı sürprizler Rüyayı hiç mutlu etmiyordu. O Ahmet’in aksine hep dahasını isteyen bir kadındı. Ahmet kırılmasın diye sürprizlerden mutluymuş pozu yapıyordu. Herkes, her şey aşklarını aralıksız dansa kaldırmaya devam etse de gizlenmiş duygu ve düşünceler alev topu olup karşılarına çıkmak için doğru zamanı bekliyordu.
Rüya hayatta da ilişki de de hep kendi dediğinin olmasını istiyordu. Ahmet, Rüyanın bu denetleyici ve otoriter tavrını, sözlerini başta garipser ve itici bulur. Ama Ahmet sonra Rüyanın ailesi ve toplum tarafından ezildiğini bildiği için böyle davrandığını anlar. Ahmet, Rüyaya her sarıldığında, öptüğünde onu uyurken izlediğinde kaybolmuşluğunu unutup sınırsız bir varoluş atmosferinde yaşadığını hisseder. Dünyanın kaosun çocuğu olduğunu unutur. Rüya bir süre sonra Ahmet’in evine taşınır ve artık evlilik yolunda adımlar atmaya başlarlar. Rüya Ahmet’i bu sürede daha da yakından tanımaya başlar. Çünkü evlilik öncesi en sert maç kadın ve erkeğin aynı evde her anı beraber yaşamaya başlamasıdır. Ahmet’le Rüya bir gün Büyükada’ya giderler. Adanın ünlü cafesi Aşıklar Cafesine oturup mas mavi denizi seyrederler. Cafe’nin çaldığı bütün şarkılar ayrılığı anlatan aşıkların ruhunu otomatik silahla delik deşik eden şarkılardır. Ahmet bundan çok rahatsız olur ve Cafe sahibine ‘Artık ayrılık şarkıları çalma duymak istemiyoruz’ der. Cafe sahibi de farklı şarkılar çalmaya başlar. Rüya ‘Benden ayrılmaktan bu kadar çok mu korkuyorsun’ der. Ahmet ‘Evet dünyadaki tek korkum bu Allahtan başka hiçbir şeyden korkmayan ben senden ayrılmak aklıma gelince delirecek gibi oluyorum’ der. Rüya bu anda Ahmet’e sıcacık sarılır öpüşürler.Biraz daha kafede oturup Aya Yorgiye çıkmaya başlarlar. Yol yorucudur ve sert bir yokuşu çıkmak zorunda kalırlar. Rüya Ahmet’in yorulduğunu görür ve ona dönüp şöyle der ‘ Hayatımda bir genç,birde yaşlı sevgilim olmasını istiyorum’ der. Ahmet ‘Sevgilim beni yaralıyorsun’ der. Rüya da tamam tama şaka deyip durumu geçiştirir. Ahmet’in o anda kalbine sanki bir bıçak saplanır. Kanrevan ruhunun bir kez daha zehirlendiğini hisseder gözleri dolar,ama ağlamaz çünkü şunu çok iyi bilir kadınlar yenilmiş erkekleri asla sevmezler. Dik durup yıllardır hayatındaki her konuda yaptığı gibi savaşmak zorundadır. Geri çekilmek kolaycılık onun kitabında yazmaz. Eve döndüklerinde Ahmet’in yüzünde,gözlerinde sessiz bir kuyunun bakışları vardır. Rüya bunu fark eder. Fakat hiç birşey söylemez. Kendini savunan kadınlardan gibi davranmak istemez. Ahmet’in derin melankolisi giderek yükselmiştir. Ahmet bu sürede geceleri sinir krizleri geçirmeye başlar. Sürekli kabuslar görmekte,vücudu kasılmaktadır. Rüya Ahmet’in hiç bilmediği hikayesiyle yüzleşmeye başlamıştır. Ahmet rüyayı çok sevmesine,ona deli gibi aşık olmasına rağmen kendi yaşamının kabusuyla boğuşmaktadır. Rüya Ahmet’e ‘Seni bu hale kim getirdi’ diye sorar. Ahmet te annesinin ve babasının yıllar önce kimliği belirsiz kişiler tarafından bir gece katledildiğini,annesi ve babasını öldürenlerin kendisine de altmış gün işkence yaptıklarından bahseder. Ahmet aşkın yenik ruhları terk etmeye bayıldığını bilmektedir.. Ahmet Rüya karşısında zavallı bir çocuğa dönmüştür. Ahmet’in geçmişe dair acıları su yüzüne çıkmaya başlar. Sır kutuları Ahmetin hayatını o anda nükleer bir bomba gibi patlatmıştır. İlişkinin zehirli kurşunları şarjöre doldurulmuş saf,coşkulu,sevgi,aşk dolu bu hikaye mezarlık mezarlık taşına dönmüştü. İki sevgili o anda morgda nefes alan ama çoktan ölmüş cesetlerden farklı değillerdir. Rüyanın ruhu hem feminen hem maskülen bir dinamiğe sahipti. Ve şefkatli tarafı Ahmet’i ne kadar bırakmamak ona tutunmak istese de,bu zayıf,parçalanmış,acı dolu adama katlanamayacağını anladı. Rüya Ahmet’i evde bırakıp eski erkek arkadaşlarıyla görüşmeye ve onlarla kendini tüketen seksler yapmaya başladı.. Onlarla her seviştikten sonra Ahmet’i düşünüp sel gibi gözyaşlarıyla kendini kaybettiği odaları,evleri sokakları terk etti. Ahmet’in yanına döndüğünde hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Fakat Ahmet Rüyanın kalbindeki titreşimden gözlerindeki bakışlardan herşeyi anladı. Rüyanın gözlerindeki cümleler ‘Seni aldatıyorum ne olur beni affet’ diye haykırmaktadır. Ahmet limitsiz bir melankoliktir. Zaten onu yazar olarak bu kadar ön plana çıkaran kaybolmuş acı dolu bir geçmişe,ruha ve kalbe sahip olmasıydı. Ahmet bir gün sahilde otururken Rüya yanına geldi ve aklındakileri anlatmaya başladı. Ahmet’e ‘Sevmek,sevişmek her şeyi,her anı paylaşmak yetmiyor’ dedi. ‘Zaman tutsak kahkahalarıyla aşkımızı boğdu’. ‘Evet seni tanıdığımda hayran olduğum bir adam vardı’. Ama bu hayranlık acımaya dönüştüğü anda her şey bitti’ dedi. Ahmet, Rüyaya sessiz bir kıyamet gibi baktı ve şöyle dedi ‘Peki aşkın dokunuşları arasında hayranlık ilk sırada mı olmalıdır sence’ dedi. Rüya sustu boşluğa düşmüş yabancı gözlerle Ahmet’e baktı ve sarıldı ardından banktan kalktı ve uzaklaştı. Ahmet ayrılıktan sonra kendini eve kapattı ağır bir depresyon geçirdi. Yaşama tekrar veda etmişti,gürültülü ve parçalayan bir yalnızlığa mahkum olmuştu. Beş defa intihar etmeyi denedi ama başaramadı. Rüya her yağmur yağdığında Ahmet’le gittikleri denizi gören otel odasındaki terası orda ve adadaki farklı otellerde geçirdikleri geceleri,Etiler Sanatçılar Parkında ki,İstanbul’daki gezdikleri o güzel günleri hatırladı. Ahmet’le yaşadıkları her an sürekli gözlerinin önündeydi. Ahmet’in doğum gününde ona aldığı paketleri saklamıştı onları koklayıp ağladı. Ahmet’in ona imzaladığı kitaplara sarılıp uyudu. Ahmet’e dönmek istiyordu ama artık ne yüzü,ne de cesareti vardı. Kaybolmuş bir kadının kaybolmuş bir adama vereceği hiçbir şey olamazdı. O kalbine yenik düşen kabuklarıyla karşısındaki erkeği yok eden bir kadındı. Ahmet kendine gelip nefes almaya başladığında yeni romanına başladı. Anlatamadığı çok hayat,an ve kayboluş yaşadığını zanneden insanlar vardı. Şunu çok iyi biliyordu her yok oluş ruhun,düşüncenin,eylemin varoluş hikayesiydi. Ve tek taraflı,derin,tutku dolu aşklar gitmek için hayatımıza girerdi. Hepimiz kaybolmuş dalgaların çığlıkları duyulmayan sessiz kıyametleriydik.



