Küçük bir sokak, dar bir yol, sararmış yaprakların dans ettiği bir sonbahar sabahı… Adımlarım, eski mahallemde alıştığım o tanıdık ritimle ilerlerken, gözlerim bir anda bir dükkana takıldı. Küçük, tatlı, rengârenk şekerlerle dolu bir şekerci dükkanı. Eski zamanlardan kalma, o hoş kokuyu anımsatan bir yer… Ne zamandır girmemiştim bir şekerciye, ne de olsa yıllar geçti, ama o anda içimde bir şey kıpırdadı.
Sokaktan içeriye adım attığımda, havada çikolata ve karamel kokusu vardı. Raflarda türlü türlü şekerler, renkli şekerlemeler, çikolata kutuları… Hemen her şey beni çocukluğumun en tatlı anılarına götürdü. Bir zamanlar annemin beni sabahları bu dükkâna götürdüğünü hatırladım. “Bir tane al, ama çok tatlı olmasın,” derdi her zaman. Oysa ben hep en tatlı olanını seçerdim. O gün de, bir an için, tüm o anılar gözlerimde canlandı.
Birinci rafı geçtim, ikinciyi de… Derken, tam köşedeki vitrin dolabının önünde bir kutu dikkatimi çekti. Üstü altın rengiyle süslenmiş, minik şekerler… O kadar tanıdıktılar ki, sanki yıllardır oradalar gibi. Hemen bir tane aldım, biraz bakındım ve diğerlerinden farklı olan bu şekerin tadına bakmaya karar verdim.
Dilime dokunduğu an, hemen o eski tat geldi. O kadar lezizdi ki… Ağzımda erirken, gözlerimi kapattım. Bir anlığına her şey silindi ve ben, çocukluğumda, annemle el ele tutuşup dükkanın önünde beklediğim o sabahlara geri döndüm. O kadar canlı, o kadar gerçekti ki… Gözlerim, yıllar önceki aynı heyecanla parladı.
Birden, şekerin tadı ne kadar güzel olsa da, odadaki hava değişti. Bir sarsıntı gibi bir şey hissettim. Kapıdan birisi girdi. Yavaşça başımı çevirdim. O an, her şeyin yerli yerine oturduğu o eski anlardan biriyle karşılaştım. O kişi, artık tanıdık gelmeyen o yüzün sahibi…
Annem…
Yavaşça içeriye girdi. Duruşu, gülüşü, her hareketi eskiydi ama bir o kadar daaynı. Gözlerimdeki şaşkınlık, hem kalben bir kaybın acısını hem de yılların özlemini taşıyordu. “Bir tane al, ama çok tatlı olmasın,” dedi hafifçe gülerek. Cevap veremedim, sadece ona doğru adım attım. Sanki o an zaman durmuştu, her şey yavaşlamıştı, sadece o an vardı. Gözlerim doldu, ama bir yandan kalbim bir yelken gibi açıldı, o kadar hafif…
“Bu şeker tam senlik,” dedi, minik şekerin kutusunu bana uzatarak. O eski, tanıdık kutu… Gözlerim yaşardı. Kollarını açtı, ben de sarıldım. Çocukken yaşadığım mutluluğun, sıcaklığın ve güvenin tüm o duygusu, tekrar kalbimi sardı.
Zaman bir an için silinip gitti. Şekerci dükkanında, çocukluğumda kaybettiğim o anı yeniden buldum. Ve tabi annemide…