Haber kanallarındaki görüntüler ve cümleler ürkütücü. Doğal afetleri, ülke bütçelerini sarsacak soygunları, savaşları duydukça aklıma çocuklar geliyor. Onlara alt üst ettiğimiz yorgun dünyayı bırakıyoruz.
Yaşanan çaresizlikler karşısında Anadolu’da sıkça kullanılan bir cümle vardır: “ Allah var.”
Ben de sık sık “Kitaplar var” demeye başladım.
Bilinçli gençliğe güveniyorum. Çünkü okuyorlar. Kitap satışları azaldı filan ama elektronik, dijital kitaplar yaygınlaştı. Keza sesli kitaplar.
Son bir aydır okuduğum kitaplar kütüphanenin rafında birikti yine. Düşüncelerimi yazıp kaldırmam gerek.
Beğenmediğim dört kitabı ayırdım. Onlarla ilgili yazmıyorum. Tabii ki çöpe de atmıyorum. Onların bir rafı var: Tavsiye edilmeyecekler rafı. Oraya kaldırıyorum. Kâğıda, emeğe saygım var. Fakat beğenmediğim kitaplarla ilgili şu kadarını söylemeliyim. Bu rafta çok güzel hikâyeler de var, ama kötü yazıldığı için heder edilmiş oluyorlar. Güzel bir kumaşın kötü dikildiğini düşünün.
Neyse okuyup beğendiğim beş kitapla ilgili yorumlarım aşağıda.
“Bahçedeki Yıldızlar” İzmir’de yaşayan Zarife Açıkel’in ilk çocuk romanı. Kekeme Yayınları etiketiyle çıkmış. Sekiz yaş üstü diyebiliriz.
Çocuk edebiyatı bir yanıyla toplum mühendisliği oluyor. Savaşın yıkıcı etkisine vurgu yapan, doğaya ve hayvan sevgisine yer veren yazarları seviyorum.
Hepimizin bildiği gibi çocukların en büyük kâbusu akran zorbalığı. Bu çocuklarla ilgili bir araştırma yapılsa kim bilir neler öğrenirdik. Şiddete meyilli çocukların kitap okuma alışkanlıklarının olmadığını düşünüyorum. Okulda arkadaşlarına korku salan çocuk yetişkin olduğunda şiddete meyilli oluyor.
Zarife Açıkel ayrıca kendi hikâyesinin içinde başka metinlere de gönderme yapmış. Yüzüklerin Efendisi, Pippi Uzunçorap, Duygularımın Atlası, Cezeri ve Mezopotamya’daki Sır ve Liliput.
“Bazen de gidip kardeşimi görebilirdim ama mecbur olmamak ne iyiydi. “(Sayfa 19)
Yaz sonunda, Çanakkale Küçük kuyu’da akşam sahil yürüyüşü yapıyoruz. Baktım küçük çocuklar önlerindeki sergiye dizdikleri kitaplarını satıyor. “Ne bunlar?” dedim. Omzunu silkti bir tanesi. “Ne olacak abla? Okuduğumuz kitapları satıyoruz.” Haliyle almazsam olmazdı. İçlerinden biri de Merve Başcumalı’nın yazdığı “Ninem’in Mutfağı.”
Büyülü Fener etiketiyle çıkan “Ninem’in Mutfağı”, Cumalı’nın altıncı çocuk romanı. Sekiz yaş üstü diyebiliriz. Zeynep Dağgüden resimlemiş.
Merve Başcumalı çocuklara genellikle günlük hayatı anlatıyor. Yemek kültürümüzü işlediği başka kitaplarını da okumuştum.
Örneğin hikâyeyle birlikte organik yiyecekler hakkında bilgi veriyor ve didaktik değil.
Fuarlardan aldığım Şermin Yaşar’ın üç çocuk romanı vardı.
Doğan Çocuk etiketiyle çıkmış Pekicik çok hoşuma gitti. Gül Sarı resimlemiş.
Aile içinde çocuk nasıl ezilir derseniz yazacak ve söyleyecek çok şey var elbette. Ama bunu bir çocuğa nasıl anlatırsınız derseniz çok zor.
Yazar bunu ustaca başarmış. Çocuklardan önce keşke anne babalar okusa.
Saniye Bencik Kangal’ı ilk kez okudum. Kronik Çocuk etiketiyle çıkan Hayat Dediğin serisine dahil, Yelekler Arası yine bir sekiz yaş üstü romanı. Bâlâ Erfidan resimlemiş. Sıcacık bir aile hikâyesi.
On Numara Beş Yıldız Apartmanı Timaş Yayınları etiketiyle çıkmış. Ece Erdoğuş Levi’nin kaleme aldığı bu sekiz yaş üstü romanı da Deniz Avcıer resimlemiş. Kaybolmak üzere olan mahalle hikâyelerinden biri anlatılmış. Apartman komşuluğuna da güzel bir örnek verilmiş. Güzel bir hikâye.
Sağlıcakla, kitapla kalın…


