Ata derdim ne zaman geldi vakit
Dedi zulmün başı bil eski şubat
Selamından dönebildiyse bırak
Bizi mazlum göremez den safi hak
Azı dişler koparırken but-i mâr
İzi kalmaz bile sor hâlimi zaar
O tabib der şarabın faydası hiç
Beni yakmaz bu ateş haktır ilaç
Azad eyler ise kim harb ede çok
Kırılan bir sazımın telleri yok
kol
köpüktense bulunur çaresi lakin
kaftan
ise mesele biçare çaban heba
bilmez vaktini kıta-i seba
sakin, ancak
gelen getirse bir bukle zemin
çünkü çocuğun biberonunu koyacak yeri yok
tam ellisekiz defa lağvedilen askeri cunta
yahut el değmemiş nadide bir parka
dikenler üstünde yürüyen adamın
nöronlarını yağlamakta
bir doktor bir avukat bir de inşaat mühendisi
gördün mü işin işindeki beisi
selam dur geçerse önünden müşterisi
alnını karışladı sür eşeği Niğde’ye



