Kıl ne tuhaf cisim. Varlığı bir dert yokluğu ayrı bir dert. İnsanlarda cinsiyet ve hangi bölgelerde
çıkıp çıkmadığı da sorun. Örneğin ergenlik çağında bir erkekte yüzünde kıl çıkmazsa köse denir.
Yıllarca sakallı bıyıklı Kişilere özenerek ya da kıskanarak bakar. Tersi durumlarda bir genç kızda bıyık
ve sakal çıkması ne travmatik durum. Çevremizde kaç genç kız ve kadın yoktur ki ağda zulmüyle ve
cımbızla canı yanmasın. Bazı kadınlar tanıdım ki bende ergenlik sonlarına doğru o kadar bıyık yoktu.
Kapı komşumuz Düriye teyzede bir bıyık vardı burnunun altıda karakalemle çizilmiş gibi duruyordu.
Baktıkca gülmemek tutardım. Zavallı kocası bıyık bıyığa değmesin diye neler hissediyordu Düriye
teyzemi öperken, sanırım gözlerini kapıyordu.
Kıl sadece cisim değil, aynı zamanda istenmeyen kişi ve durumlar içinde söylenir. Kıl adam ya
da kıllık etme gibi. Bize itici gelen kişilere kıl denir, onların hareketlerine kıllık denir. Oysa kıl olmak
kıllığın seçimi değil ki. Bazı kıllar ömür boyu insan bedeninde yer alırken bazıları tel kadayıf gibi
değişim haline gelmeden bile dökülmeye başlar. Zavallı kel milleti bu duruma maden olan dağda ot
bitmez dese bile kendilerine inandıramazlar. Bu durum erkek milleti için pek sorun olmazken kadın
milletinde ölümden beter. Allah’tan perukçuluk çağ atladı da milyonlarca kadın erkek kellikten
kurtuldu. Tabi peruk takmayanlar kırış kırış suratlarına inat zindan karası boyalarla saçlarını ve
bıyıklarını boyarlar kendilerini otuz kırk yaş gençleştikleri yalanına inanarak. Kadın kısmında zindan
karası olmasa bile koyu kestane ve gri tonlar pek yadırganmaz. Fakat esmer, karakaşlı kara gözlü bir
bayanın saçlarını sapsarıya boyaması tam anlamıyla şapı kaynatsan olur mu şeker örneği.
Allahtan Türkiye İkinci Yüz Yılı geldi de insanlar iki üç santim favori bıraktılar diye gominist
olmaktan kurtuldular. Meğer ne menem şeymiş bu favori denen kıl. Bırak gominist ol kes Müslüman
ol. Meğer gomininst olmak için Karl Maks’ın kalın kalın kitaplarında kafa patlatmaya hiç gerek
yokmuş. Müslümanlık içinde durum pek farklı değilmiş, kelimeyi şahadet getir favorini kes
Müslümanlığa ilk adımını at. Sonrası gelsin imanın şartları, abdest namaz. Hele birde çember bir
sakalın olursa direkt hacı, hocalığa terfi edersin. Artık Türkiye İkinci Yüzyılda kadınlar yine saçlarının
tek telini göstermeyecek turbanlar, peçeler takıp baştan ayağa kara çarşaf giymeye devam etseler
bile erkek milleti bu değişime ayak uydurmakta pek zorlanmadı. Kulaklarına sallamalı ya da sallamasız
küpe takmasalar bile tepelerinin üstünde özenle topladıkları topuzuyla, ardında bir tutam
atkuyruğuyla ve omuzlarına kadar inen saçlarıyla arzı endam eylemeye başladılar.
Bende lise çağlarında gominist olanlardandım. Hele lise bitip İstanbul’a okumaya gidince
çevremdekiler İstanbul’da hepten azılı bir gominist olduğuma inanmaya başladılar. O yaz memlekete
dönünce sonradan oğulları favorili, torunları topuzlu atkuyruklu nesil olacak babamın dükkan
komşuları hayvanat bahçesinde şempanze görecek beklentisiyle birer ikişer gelmeye başladılar.
Favorilerimin yanında birde yeni yeni çıkan bıyıklar eklenmişti yüzüme. Allahtan yeni yeni çıkan
bıyıklarım Stalin’in seviyesine ulaşmadığı için ona bir yorum yapamadılar, sadece enseme doğru
uzayan omzuma değmeyecek kadar kısa saçlarım vardı. O bile yeterli malzemeydi. Erkek adam kadın
gibi saç mı bırakırmış. Erkeklik kıla kaldıysa vay kellerin haline. Ertesi yıl memlekette birçok arkadaşım
sarkık bıyık bırakıp ülkücü olurlarken, ben biraz daha gürleşen kıllarımla Stalin kopyası bir bıyıkla
dönmüştüm. Artık sokaklarında beraber çember çevirip top oynadığım arkadaşlarım beni görmezden
gelmeye başladılar. Ertesi gün aramızdaki bıyık farkını kapatmak için bıyıklarımı kestim. İçlerinden bir
tanesiyle hoş geldin, İstanbul nasıl diye ayaküstü bir muhabbet yaptık.
Bıyıksız halim beni tarafsız yapacak diye beklerken, erkek adam öyle kadın gibi olmaz bıyık bırakır
diyenlere uyup aşağı sarkmayan kısa ve düz bir bıyık bıraktım badem bıyık denen cinsinden. Allahtan
yaz tatilim kısa sürdü. Yirmi gün önce bırakmaya başladığım sakalları keserken tekrar stalin tarzı
bıyıklarıma dönüp sabah memleketten ayrıldım. Yıllar sonra memlekete döndüğümde ne bıyığım ne
sakalım vardı. Bir öğrencim hocam sakal size çok yakışacak deyince epey tereddüt sonu bırakmaya
karar verdim. Hep sakal dediğin kıl değil miydi, beğenmezsem keserim dedim. Sonra bana karikatürü
sevdiren Karikatütist Bedri Koroman gibi bir entel sakalı bırakmaya karar verdim. Bir iki gün aynadaki
yüzüme pek alışamasam bile sonraki yıllar benim ayrılmaz birer parçam oldular.
NOT: Nerden çıktı bu kıl muhabbeti diyenlere, ne yani ne olacak bu memleketin hali diyenlere yanıt
verip başımı belaya mı sokacaktı



