Bir arkadaşım sohbet esnasında bana şöyle demişti. “Uyandığında kim varsa yanında, gerçeğin de odur.” Kendime baktım sonra… “Yapayalnızım öyleyse” dedim. Gülümseyerek; “işte senin de gerçeğin bu demek ki” dedi. Sohbet bitti, çay tükendi. Herkes evlerine dağıldı. Olması gereken sınavla baş başa kalmıştım. Aklımı yiyip tüketen sorular gezinip duruyordu ruhumun koridorlarında. “Gerçek nedir” dedim içimden. Bir şeyin gerçek olup olmadığını nasıl anlarız? Belki de gerçek olmayan biziz kim bilir? Dokunduğun herhangi bir şey gerçek midir? Her şeyden önemlisi gerçek nedir? Gerçek olan nedir?
Bu sorularla dalıp gittim, sabaha unutacağım rüyalara. Sabah erkenden kalktım. Giyindim kuşandım, yeni yeni uyanan şehirde yürüyüşe çıktım. Yorgun insanların yorgun yüzlerine baktım. Gözleri açılmakta zorlanan çocuklara baktım. Güneş bile uyanmamışken henüz, güneşin yansımaları olan çocuklar yürüyorlardı karanlıkta. Sonra gün aydı. Karanlık köşesine çekildi. Işık aydınlattı yeryüzünü. Ağaçların eşsiz güzellikleri, birer birer ortaya çıkıyordu. Bir sonbahar günü. Hafif sisin olduğu, yerlerde rengârenk yapraklar… Yeniden yaratılma süreci, hiçbir zaman bu kadar güzel olmamıştı. Ve işin tuhaf olan tarafı ise, dünya bunu var olduğu günden beri yapıyordu. İçimden; “eğer ben dünyanın bir parçası isem, ki parçasıyım. O zaman neden ben de kendimi yeniden yaratmayayım. Zaten uyup uyanmayı, ya da ölüp dirilmeyi, doğduğumuz günden beri yapıyoruz. Aynı gerçeklere uyanmak yerine, kendi yarattığım gerçeklerime neden uyanmamayım? Yaratma gücünü Tanrıdan almıyor muyum? Madem yaratıldım, aynı yerde ölümü beklemek, bunca zahmete haksızlık değil midir?”
Sıradan değildim. Aksine sıradanlığı seçendim. Bir insan sıradanlığı seçebiliyorsa, pekâlâ sıra dışılığı da seçebilir. Dramatik yazarlıkta bir kavram vardır. Eylem ve dramatik eylem. İkisi arasında temel bir fark bulunmaktadır. Eylemler kendi halindeyken hikâyeye hiçbir katkıda bulunmaz. Olması gereken dramatik bir eylemin oluşmasıdır. O zaman bir hikayen olur. Yani bir yerden bir yere gitmek salt eylemdir. Ötesi yoktur. Ama bir gerçek için gidiyorsan, bir hedefin, bir amacın varsa, işte o dramatik eylemdir. Ve bu sayede senin de bir hikayen olur. O zaman kendi kendime söz verdim. Bugünden itibaren yepyeni bir hikâye yazacağım. Ve bu hikâyede, bana dayatılan bütün gerçekleri değiştireceğim. Bu sözlerin arından gökyüzüne baktım. Gülümsedim. Yirmi yıl sonra ilk kez ışığa uyanmıştım.



