
İnsanlar Kötüleşirken İyi Kalabilmek: Bir Tercih Değil, Bir Direniştir
Yazar: Suat Altınok
Hiç dikkat ettin mi? İnsanlar artık eskisi gibi değil demek bile yetersiz kalıyor. Çünkü mesele sadece değişmek değil, yön değiştirmek. Daha hızlıyız, daha tepkiseliz, daha tahammülsüzüz. Ama en çok da daha kolay kırıyoruz. İlginç olan şu: herkes hâlâ kendini iyi insan olarak tanımlıyor. Kimse “ben kötü biriyim” demiyor ama ortada dolaşan davranışlara bakınca insan ister istemez şunu soruyor: İyi dediğimiz şey tam olarak nerede?
Bir cümle var son zamanlarda sıkça karşıma çıkan. “Bir anda parlayabilir ama aslında çok iyi biridir, kalbi temizdir.” Bu cümle ilk bakışta masum görünüyor. Hatta insana kendini iyi hissettiren bir tarafı da var. Çünkü bu cümleyi okuyan herkes, istisnasız, kendini o tanımın içine koyuyor. “Evet ya, ben de bazen parlıyorum ama kalbim temiz” diyor. Herkes kendine bir çıkış kapısı bırakıyor. Ama kimse durup şunu sormuyor: Bir insan sürekli kırıyorsa, sertleşiyorsa, karşısındakini küçümsüyorsa… bu gerçekten sadece “anlık bir parlamak” mıdır?
İşin iğneleyici tarafı burada başlıyor. Çünkü biz artık davranışı değil, niyeti kutsuyoruz. Sanki bir insanın içinde iyi bir şeyler hissetmesi, dışarıda ne yaptığıyla ilgili sorumluluğunu ortadan kaldırıyormuş gibi davranıyoruz. “Ama kalbi temiz” dediğimiz anda, kırılanı, incineni, susturulanı yok sayıyoruz. Oysa iyi olmak sadece iç dünyayla ilgili bir mesele değil. İyi olmak, insanın kendini kontrol edebildiği yerdir. Özellikle de zorlandığı anda.
Şimdi dürüst olalım. İyi olmak kolay bir şey değil. Hatta çoğu zaman insanın canını sıkan bir şey. Çünkü iyi kalabilmek demek, her içinden geleni yapmamak demek. Sinirlendiğinde bağırmamayı seçmek demek. Kırıldığında kırmamayı seçmek demek. Bazen haklıyken bile geri adım atabilmek demek. Ve bunların hiçbiri insana anlık rahatlık vermez. Tam tersine, içinde bir şeyler kalır. Ama mesele de zaten bu: iyi kalabilmek, içimizde kalan şeylere rağmen kendimizi kaybetmemektir.
Bugün kötüleşmek çok kolay. Tepki vermek kolay. Birine sert çıkmak kolay. Sosyal medyada birini linç etmek kolay. Birini anlamadan yargılamak kolay. Çünkü bunların hiçbiri emek istemiyor. Ama iyi kalabilmek emek ister. Sabır ister. Kendine karşı dürüst olmayı ister. Ve en zoru da şudur: insanın kendine rağmen doğru olanı seçmesini ister.
Toplum içinde nasıl davranacağını bilmeyen bir insanın iyi olduğunu söylemek ne kadar doğru? Karşısındakini kıran, azarlayan, küçük düşüren birinin “ama kalbi temiz” olması gerçekten bir şey ifade eder mi? Eğer iyi olmak buysa, o zaman kötü olmakla arasındaki fark nedir? Belki de sorun burada başlıyor. Biz iyi olmayı bir karakter meselesi olmaktan çıkarıp bir niyet meselesine dönüştürdük. Oysa iyi olmak, en çok davranışta görünür.
İnsan kendine karşı dürüst olmadığında, değişmez. Kendini hep iyi tarafta görmeye devam eder. Hatta zamanla yaptığı şeyleri normalleştirir. “Ben böyleyim” cümlesi bu yüzden tehlikelidir. Çünkü insanı sabitler. Gelişimin önünü kapatır. İyi kalabilmek ise tam tersidir. İnsan kendini sürekli kontrol eder. Yanlış yaptığında fark eder. Gerekirse geri döner. Çünkü iyi kalmak bir sonuç değil, bir süreçtir.
Burada önemli bir ayrım var. İyi kalmak, her şeye katlanmak değildir. Herkese boyun eğmek değildir. Sessiz kalmak da değildir. Aksine, iyi kalabilmek bazen mesafe koymaktır. Bazen “hayır” diyebilmektir. Bazen ortamdan uzaklaşmaktır. Ama bütün bunları yaparken içindeki sertliği büyütmemektir. Kırılmak başka, kırıcı olmak başka şeydir. Ve çoğu insan bu çizgiyi fark etmeden geçer.
Belki de en zor olan şu: iyi kalabilmek çoğu zaman görünmez bir çabadır. Kimse seni alkışlamaz. Kimse “aferin, kendini tuttun” demez. Hatta bazen tam tersi olur. İyi olduğun için kullanılırsın. Sakin kaldığın için yanlış anlaşılırsın. Geri çekildiğin için zayıf sanılırsın. İşte tam o noktada insanın içinden şu geçer: “Ben iyi oldum da ne oldu?” Ve çoğu kişi tam burada vazgeçer.
Ama iyi kalmak başkaları için yapılan bir şey değildir. Kendin için yapılan bir şeydir. Çünkü insan en çok başkasına zarar verdiğinde değil, kendine benzemediğinde kaybeder. Bir gün dönüp baktığında, eskiden eleştirdiğin davranışları kendinde görmeye başlıyorsan, orada bir şeyler yanlış gitmiştir. İyi kalabilmek, insanın kendini kaybetmemesidir.
Dünya belki değişmeyecek. İnsanlar belki daha iyi olmayacak. Ama bu, insanın kendini bırakması için bir sebep değil. Çünkü herkesin kötüleştiği bir yerde iyi kalabilmek, fark yaratmak değildir sadece; kendine sadık kalabilmektir. Ve bu, düşündüğünden çok daha büyük bir şeydir.
Belki de mesele şu: iyi kalmak kolay olsaydı, herkes iyi olurdu. Ama değil. Bu yüzden iyi kalabilmek bir tercih değil, bir direniştir. Her gün, her ortamda, her insan karşısında yeniden verilen bir karar. Ve belki de insanı insan yapan şey tam olarak budur.



