Ölülerimizi yıkıyoruz, ölülerimizi!
Kesekâğıdı, imbik, zımpara ve söz yapıyoruz kemiklerinden
Duvarların soyut gerçekliği-gökyüzünün avizesi-sulara yansıyan ses
Gibi karıyoruz harcımızı boyumuzdan büyük işler yaparak
Yemin edildi-verildi sözler-ne varsa mantık dışı def edildi
Bir yangının üzerinde-alevden kargış-gotik yara-göğsümüzün közü
Atmosfere düşen ölülerimiz! Kayıklar içinde İstanbul’dan uğurlanan –güneşin parlaklığı-
yıldızsız taht
Kırılgan ellerimiz-düşüyor paslı gün- koğuşta yatan bir avuç serseriyiz!
Ve ölülerimiz kıyamet senaryosu –zaman sarkacı coğrafyamızın
Çaresiz lohusa –bebek değil taze kan karnımızdan boşalan
Yağan buluttu asılı tabutta-çelik kutuda kayıp kıta
Suskundu ölülerimiz! Pusulada göz-mağarada avcı –suskun Batlamyus
Sanskritçe bir metin dikili taşlarda- yarasa çiçek-karanlık tarih
Ve haykıran ölü, İda Nadi, İda Nadi!