İsmini unutan bir çiçeğe rastlarsanız
sakın hatırlatmayın.
Belki kurtulmaya çalışıyordur.
Gül olmaktan yorulmuştur mesela,
her gelenin onu
bir başkasına vermesinden.
Papatyalar da bıkmıştır muhakkak
sevip sevmemek meselesinden.
Yıllardır aynı soruya
yapraklarıyla cevap veriyorlar.
Bir çiçeğe bu kadar
özel hayat sorulmaz.
Ben yine de isimlere inanıyorum.
İsimsiz şeyler
biraz üşüyor sanki.
Bu yüzden bazı şeylere
gizlice isim veriyorum.
Kimsenin haberi yok.
İş yerindeki tanklardan biri
uzun zamandır Müzeyyen mesela.
Ağırbaşlı.
Kolay kolay taşmıyor.
Bir diğeri Feriha.
Feriha’ya pek güvenmiyorum.
İsmi bile
bir sabah kimseye haber vermeden
başka bir şehre gidecekmiş gibi.
Bir tanesine ise
hiç isim vermedim.
Zihnimde yalnızca
13 yazıyor üzerinde.
Nedenini sormayın.
Bazı şeylerin adını açıklayınca
adı bozuluyor.
O benimle onun arasında.
Zaten bazı yakınlıkların
nüfus kağıdı olmaz.
Petrol milyonlarca yıl
yerin altında bekliyor.
Karanlıkta.
Sessizce.
Sonra biz çıkarıp
hangi tanka koyacağımızı düşünüyoruz.
Buna bazen gülüyorum.
Bir şey milyonlarca yıl sabretmiş,
biz üç gün sonra:
— stok ne durumda?
Sabırsızlığımızın bile
bir varil hesabı var.
Müzeyyen Hanım bu konularda
benden daha soğukkanlı.
Belki milyonlarca yıllık bir şeyi
içinde taşıyan herkes
biraz ağırbaşlı olur.
Günün sonunda rakamlar geliyor.
Ne kadar girdi,
ne kadar çıktı,
ne kadar kaldı.
Her şeyin bir karşılığı var.
Her şeyin bir hanesi.
Dünya,
kendisine büyük bir hesap defteri açmışız gibi
önümüzde duruyor.
Oysa bazı şeyler
hesaba gelmiyor.
Bir buluta sor bakalım:
— kaç metreküpsün?
Ayıp.
Yağmuru tartmaya kalksan
terazi utanır.
Bir çiçeğin kokusunu
hangi haneye yazacaksın?
Müzeyyen’in adını
hangi rapora?
Belki bu yüzden isim veriyorum.
Rakamların arasına
biraz hayat karışsın diye.
Çünkü sayıların huyu kötü:
her şeyi birbirine eşitlemek istiyorlar.
Oysa bir şeyin miktarını bilmek
onu tanımaya yetmiyor.
Bir tankın içinde
kaç litre olduğunu bilebilirsin.
Ama neden Müzeyyen olduğunu
bilemezsin.
İyi ki…
Dünyada birkaç şey
hesapsız kalsın.
Birkaç şeyin açıklaması olmasın.
Bir sayı,
yalnızca sayı olmaktan çıksın mesela.
Bir tank
akşamüstü güneşi vurunca
bir anlığına Müzeyyen olsun.
Kimse fark etmesin.
Bir gün bana:
— burada ne yaptın?
diye sorarlarsa
uzun uzun anlatmam.
Rakamları tuttum, derim.
Eksikleri tamamladım.
Fazlalıkları buldum.
Sonra biraz düşünüp:
— bir de bazı şeylere isim verdim, derim.
Ne gibi?
Gülerim.
Çünkü insan ömrü boyunca
her şeyi açıklamak zorunda değil.
Çıkarken yalnızca
arkamı dönüp söylerim:
— Müzeyyen’e iyi bakın.
“Ne Müzeyyen’i?” derler.
Cevap vermem.
Her şeyi de
bilmeniz gerekmiyor.



