• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Genel

Gülüşlerimizi Çalarlar / Ülkü Ülger

Ülkü Ülger by Ülkü Ülger
21 Ağustos 2026
in Genel
0
Gülüşlerimizi Çalarlar / Ülkü Ülger
0
SHARES
1
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Neşe bulaşıcı mıdır bilmiyorum ama şifa olduğu kesin. Hastalığa, yokluğa, ezilmişliğe,
başarısızlığa, aşk acısına, dil yarasına, kışın soğuğuna, yazın sıcağına, hayatın çilesine ve dahi
pek çok şeye.
Böyle sıralayınca gerçekçi gelmiyor belki. Bir yazının giriş paragrafı olsun diye biraz da
kafiyeli sıralanıvermiş sözcükler gibi duruyorlar. Oysa hiç gülmeyen, gülemeyen insanların
içinde doğup büyüdüyseniz yetiştiğiniz çevrelerde gülmek, eğlenmek, neşelenmek, olaylara
espri ile yaklaşmak, bir durumun mizahını yapmak imkansız idiyse ne demek istediğimi en iyi
siz anlarsınız.
Gülmek ciddiyetsiz bir eylem, ne gülmesi, niye gülüyorsun ki, ne var bunda gülünecek,
böyle cıvık cıvık haller yakışıyor mu sana, bir kendine gel, denildiğini duyarak büyüyenler iyi
anlar beni.
Siz hayatı daha yaşanılır hale getirmek için daha iyimser baktığınızda, trajikomik
olayların komik taraflarına odaklanıp başta kendinizin ve belki de özellikle küçüklerin
psikolojisini ayakta tutmaya çalışırsınız fakat bu kan emiciler hemen çıkıverirler ortaya ve dır
dır etmeye başlarlar. “Ne var bunda gülünecek, biraz ciddi olsana .” Hele bir de kadınsanız bu
durum daha da katlanılmaz olur. Ne hafif kadın oluşunuz kalır ne zıpçıktı oluşunuz. Bir kere
ayıptır gülmek. Sonra kahkahayla gülmek mesela, günahtır. Çocukluğunuzdan itibaren bu
sözlerle büyürsünüz ve bir bakmışınız siz de unutmuşsunuz gülmeyi. Sanırlar ki gülmek hayatı
ciddiye almamaktır. Umursamamaktır. Sorumsuzluktur. Olgunlaşamamaktır. Onlara göre
cahiller güler, deliler güler, bebekler güler sadece. İnsan, azıcık aklıyla hareket etmeye
başladığında zaten vazgeçecektir gülmekten. Hele olgunlaştıysa şöyle dolu dolu kahkaha
atmak bir yana dursun tebessümü bile ölçülü olmalıdır.
Böyle büyütüldüm Anadolu’nun ortasında küçük bir kasabada. Ailede genç bir ölüm
yaşanmış, çocuklar yetim kalmış dahası anneleri de evi terk edince çocuklara babaanne ve
dede bakmak zorunda kalmıştı. Doğal olarak evde büyük bir yas vardı. Zaten zor olan sosyal
yaşam iyice içinden çıkılmaz bir haldeydi. Bir zaman sonra acılar biraz hafifler diye ümit ettim
ama olmadı. 10-20 hatta 30 yıl geçti yas bitmedi. Başta ölenin çocukları olmak üzere biz
çocukların da hatırına acıyı biraz daha saklar belki yetişkinler dedim, olmadı. Artık çocuk
gülüşleri de yasaktı bu evde. Müzik dinlenmez, televizyonda eğlence programı izlenmez,

düğünlere gidilmez, yüksek sesle gülünmezdi ve kimse kimseye şaka yapmazdı. Bir keresinde
bahçede açan çiçeğin kokusuyla ilgili kurduğum bir cümlenin yanımdaki ihtiyar kadın
tarafından yarıda kesildiğini hatırlıyorum. Neymiş erkeklerin yanında beğenilerinden
bahsedemezmişsin. Yas yetmiyor gibi bir de erkek egemen toplumun erkeği mutlu etmek ve
onu kışkırtmamak, tahrik etmemek adına konmuş kuralları vardı. Hiçbir şey anlamasam da
sözümü yarıda kesip susmuştum.
Bütün bunlara rağmen içinde mizah duygusu barındıran ya da hayattan keyif almayı
bilen insanlar da vardı elbette. Onlar da ancak evlerinde rahat davranabilir dışardan biri
geldiğinde yine o suratsız ifadeye geçilirdi. Yas ve taassup. Anadolu’nun pek çok kasabasında
hala bu iki zehirli sarmaşık karartır hayatı, boğar insanları. Özellikle de kadınları. Kapkara bir
taassupla yasın iç içe geçtiği, nefes alamadığınız bir hayat. Eğlenmek, gülmek, şaka yapmak,
güzellikleri dile getirmek…bunların hepsi gereksiz ve de boş işlerdir böyle yerlerde. Bu durum
sadece yasın olduğu evlerde geçerli değildir elbet. Kasabanın genel halidir bu. Gülmek ölüme
çare değildir elbette ama ölüm Allah’ın emri diye inandıysak eğer yas da 30 yıl sürmemelidir.
Gülmek bir ihtiyaçtır oysa.
En çok çocukların ihtiyacı vardır gülmeye. Ve hatta günah sayılmayacaksa eğlenmeye.
Sonra gençlerin ihtiyacı vardır neşeye ve umuda. Kahkahalarını duyunca “Utanmıyor
musun?” diye susturmayacaksanız eğer.
Çalışanın, üretenin, çocuk büyütenin ihtiyacı vardır gülmeye. Bir sonraki güne daha
güçlü uyanmak ve çoluğuna çocuğuna ekmek getirebilmek için.
Yaşlıların ihtiyacı vardır gülmeye . Yolun sonuna doğru adım adım yaklaşırken yalan
dünyanın aslında sanıldığı kadar ciddiye alınacak bir yanı olmadığını anladıkları için. Her
şeyin zamanla geçtiğini, unutulduğunu bildikleri için, bunca kurala kaideye, bunca kasvete
değmediğini anladıkları için.
Hepimizin ihtiyacı var neşeye. Sağlıklı ve zinde kalabilmek için. Çünkü neşeliysen ve
gülmeyi başarabiliyorsan umudunu da koruyabilirsin. Umudun varsa planın da vardır. Planın
varsa da başarı yakındır.
Bütün bunlar benim şahsi düşüncelerim elbette. Aksini düşünenler ve söyleyenler
elbette olacaktır. Ama biliyorum ki nörolojinin gerçekleri benim tarafımda. Gülmenin

hormonlar ve düşüncelerimiz üzerindeki etkileri hakkındaki bilimsel bulgular bu yazının
içeriğine ağır gelir belki. Sahte bir gülümseme de olsa yüzümüzdeki o ifadenin beyin
tarafından gülme gibi algılandığı ve mutluluk hormonları salgılandığı söylenir. Etrafımızda
üzülen, ağlayan birini teselli için söylediğimiz “Hadi gül biraz.” telkini boş bir telkin değildir.
Ya da eskilerin tabiriyle “Güzel düşünelim, güzel olsun, ifadesi de muhtemelen beynin bu
çalışma şeklini keşfeden kişilerce söylenmiştir. Olumlu düşüncelerin hastalıkları
iyileştirmedeki rolünü biliyoruz. Ya da tersten bakarsak içinde bulunduğumuz yüzyılın baş
belası stresin de pek çok hastalığa davetiye çıkardığı herkesin malumu.
Gülmek ayıp değil, günah hiç değil. Nasrettin Hoca’nın torunlarıyız biz. Bu her şeyi ve
herkesi kendi dünya görüşüne göre dizayn etmeye meraklı, güzel olan her şeyi karalamaktan
keyif alan, kendi inancı ve düşüncesi dışında herkesi öteki ilan eden kan emiciler kimler
bilmiyorum.
Bildiğim bir şey varsa o da Anadolu’da başta kadınlar olmak üzere insanların
gülüşlerini çalan bu anlayışın karşısında koskoca bir gülüşle durmak gerektiği.

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

Mektup / Murat Halıcı

Next Post

Geç Oldu / Ulviye Kara Akcoş

Ülkü Ülger

Ülkü Ülger

Next Post
Geç Oldu / Ulviye Kara Akcoş

Geç Oldu / Ulviye Kara Akcoş

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Ağustos 2026
  • Temmuz 2026
  • Haziran 2026
  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Tasfiye Nedeniyle Zararına Aşklar / Eyüp Toru
  • Geç Oldu / Ulviye Kara Akcoş
  • Gülüşlerimizi Çalarlar / Ülkü Ülger
  • Mektup / Murat Halıcı
  • Suskun Çiçekler / Serap Polat

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.