
Dinliyormuş Gibi Yapma Sanatı
Yazan: Suat Altınok
Hiç fark ettin mi?
Artık insanlar konuşmuyor… sırayla kendini anlatıyor.
Bir ortamda iki kişi varsa, aslında iki ayrı hikâye var.
Ama ortak bir hikâye yok.
Çünkü kimse gerçekten dinlemiyor.
Herkes kendi sırasını bekliyor.
Cevap vermek için.
Anlamak için değil.
Garip ama gerçek.
Bir kafede oturuyorsun.
Yan masada iki kişi sohbet ediyor.
Biri bir şey anlatıyor.
Diğeri başını sallıyor.
Ama gözler telefonda.
Dinliyor mu?
Hayır.
Sadece dinliyormuş gibi yapıyor.
İşin komik tarafı şu:
Bunu hepimiz yapıyoruz.
Eskiden “nasılsın?” diye sorulurdu.
Cevabı gerçekten merak edilirdi.
Şimdi “nasılsın?”
Sadece konuşmaya giriş cümlesi.
Cevabı önemli değil.
Hatta uzun anlatırsan insanlar rahatsız oluyor.
“İyiyim” demek zorundasın.
Kısa, net, zahmetsiz.
Çünkü kimsenin vakti yok.
Ama ilginç olan şu:
Herkesin vakti var…
Kendini anlatmaya.
İnsanlar artık duymak istemiyor.
Sadece duyulmak istiyor.
Bu yüzden herkes konuşuyor.
Ama kimse birbirine ulaşamıyor.
Çünkü iletişim yok.
Sadece ses var.
Ve ses çoğaldıkça…
anlam azalıyor.
İronik olan ne biliyor musun?
Hiç bu kadar bağlantıda olmamıştık.
Ama hiç bu kadar kopuk da olmamıştık.
Mesajlar anında gidiyor.
Bildirimler susmuyor.
Ekranlar sürekli açık.
Ama insanlar kapalı.
Eskiden insanlar susardı…
çünkü kırmaktan korkardı.
Şimdi konuşuyor…
çünkü durmaktan korkuyor.
Sessizlik artık rahatsız edici.
Çünkü sessizlikte insan
kendini duyar.
Ve herkes kendini duymak istemez.
Bazen biri gerçekten konuşmak ister.
Gerçekten anlatmak.
Gerçekten anlaşılmak.
Ama karşısındaki çoktan hazırdır.
Hazır cevaplarla.
Hazır yargılarla.
Hazır hikâyelerle.
Çünkü dinlemek…
emek ister.
Anlamak…
sabır ister.
Ve biz artık
hızlıyız.
Çok hızlı.
Birini dinlemek,
onun dünyasına girmektir.
Ama biz kendi dünyamızdan çıkmak istemiyoruz.
Herkes kendi merkezinde.
Herkes kendi hikâyesinin başrolü.
Sorun şu:
Herkes başrol…
ama kimse seyirci olmak istemiyor.
Belki de mesele şu:
İnsanlar kötü olmadı.
Sadece yoruldu.
Dinlemek zor geliyor.
Çünkü herkesin içinde zaten
fazla gürültü var.
Kendi düşüncelerimiz,
kendi dertlerimiz,
kendi hesaplarımız…
Bir de başkasını taşımak istemiyoruz.
Ama şunu unutuyoruz:
Dinlenmeyen insan
zamanla susar.
Ve susan insan
zamanla uzaklaşır.
Sonra “neden böyle oldu?” diye sorarız.
Aslında cevap basit.
Kimse kimseyi gerçekten dinlemedi.
Belki de çözüm büyük şeyler değil.
Biraz durmak.
Gerçekten bakmak.
Ve gerçekten dinlemek.
Cevap vermek için değil…
anlamak için.
Çünkü insan
en çok konuşamadığında değil…
anlaşılmadığında yalnızlaşır.



