Bedeninde birçok savaş yarası vardı. Her savaştan sağ çıkmış sevda yeline yenik düşmüştü. Her yaraya merhem vardı da dil yarası nasıl geçerdi ki! Her yara kabuk bağlar geçerdi bir gün lakin dil yarası kalpte derin bir sızı. Kanadıkça kanıyor yarası. Zamanla geçmiyor ağrısı..
Yüzüne talih gülmemişti. Kimi kimsesi yoktu Rıza’nın. Bir sevdiği vardı. Köyün en güzel kızı Sümbül. Sümbül ağa kızıydı. Burnu havada, gönlü kirada. Rıza köyün yağız delikanlısı. Yüzünde bıçak yarası başında dalgalı sevdası. Bir gün çeşme başında dile geldi sevdası. Döküldü yüreğinden en güzel şarkısı.
Ağa kızı Sümbül,
Seni sever bu gönül,
Ben diken olayım sen de gül,
Ben gariban keklik sen nazlı bir bülbül.
Sümbül gariban Riza’ya şaşkın şaşkın baktı. Sinirlenmişti bir tokat attı Rıza’ya. Ardından gülerek :
“Seni gidi şaşkın. Seni bilmez seni. Ben ağa kızı. Elimi sallasam ellisi. Senin gibi garibe verecek selamım olmaz. Var yoluna git. Benden sana yar olmaz”. Rıza yediği tokadı çoktan unutmuştu. Lakin Sümbül’ün acı sözleri kurşundan beterdi. Yüreğine hançer saplanmıştı.
Başını alıp gitti Rıza. Bir daha da dönmedi. Aylarca cepheden cepheye diyardan diyara sürüklendi durdu. Sayısız yara alsa da bedeni tuz basar geçerdi. Ancak Sümbül’ün kurşun sözleri geçmedi bir türlü. Rıza’nın gönül kıblesi yıkılmıştı bir kere..


