Ne zaman, hangi dönemde, nerede olduğu ve hangi ülkenin kralı olduğu bilinmeyen bir kral varmış. Babasının ölümünden sonra diğer kardeşleri birbirilerini öldürünce ve kendisinin de deli olduğu gerekçesiyle en sona bırakılınca, bir anda tahtın tek varisi olup çıkıvermiş. Görkemli bir törenle tahta geçmiş bizim kral.
Önceleri korkmuş başına bir iş gelir diye. Sonra bakmış ki herkes, ondan değil başındaki tacından korkuyor başlamış icraatlarına. Önce bize, ülkemize çocuk gerek deyip harem kurmuş. Her ülkeden onlarca kadın getirtmiş. Üç dört ay hiç çıkmamış hareminden. Ancak yine de kimseden hamileyim sesi çıkmıyormuş. Bir tuhaflık varmış bu işte. Tabi kimse krala “kısırsın sen” diyemediği için kadınları suçluyorlarmış. Zaten bir hata varsa, her daim kadın suçlanır. Zinhar erkek suçlu değildir. Kadınlar tek tek idam edilmiş. Yenileri getirilmiş. Üzerinden bir yıl geçmiş değişen hiçbir şey yok. Krallık el değiştirecek. Bu korkunç bir şey. Aynı kandan birisinin gelmesi gerekiyor. Nasıl olacak? Ne yapılacak? Herkes, yani bütün alimler oturup kralın uçkurunu düşünmeye, bir çözüm yolu bulmaya çalışmışlar. Macunlar, şerbetler, ilaçlar, bitkiler her şey denenmiş. Aradan beş yıl daha geçmiş değişen bir şey yok. O güne kadar ise, çocuk veremiyor diye yüzlerce kadın idam edilmiş.
Kral yemeden içmeden kesilmiş. Tacını bırakabileceği bir çocuğu bile yok. Gidiyor koskoca krallık. İçinden; “keşke ölümsüz olsam, o zaman kimseye muhtaç kalmam, çocuk çocuk diye kendimi harap etmezdim” demiş. Sonra bütün alimleri, din adamlarını, büyücüleri sarayına davet etmiş. Bana ölümsüzlüğü bulun diye emrini vermiş. Bütün alimler başlamışlar çalışmaya. Aradan bir yıl geçmiş. İçlerinden bir büyücü “buldum” demiş. “Buldum kralım. Ölümsüzlüğün ilacını buldum.”
Kral sevinç içinde büyücüyü dinlemeye başlamış. Krala özel bir karışım yapıp getirmiş. Bunu içerseniz ölümsüz olacaksınız demiş. Deli kral buna inanmış ve karışımı içmiş. Kendisinde bir değişiklik olduğunu sanmış. Büyücüye dönüp, “şu kılıcı sok bakalım kalbime. Bakalım ölecek miyim?” Herkes araya girip, “aman kralım” demişler. “Ya ölümsüz değilseniz?”
Olur mu öyle şey demiş kral. Baştan aşağı ölümsüzüm işte. Siz yapmıyorsanız ben yaparım. Hançerini çıkarıp, kalbine saplamış birden. Yere düşüp yığılıp kalmış. Birkaç saniye içinde de ölmüş. Ona bu iksiri yapan büyücüyü yakalamak için hamle yaparlarken büyücü araya girmiş. Ben taht kavgasında öldürülen prensin oğluyum. Babamın intikamını alabilmek için büyümeyi bekledim. Deli kralınız artık yok. Ama ben varım. Bundan sonra kralınız benim.
Nasıl olduysa hemen inanmışlar büyücüye ya da prense. Kral arayan muhakkak sonunda bulur çünkü.
O günden sonra başa bu kral geçmiş. İsimlerinin önemi yok. Kral kraldır. Ona bu yetkiyi verenler de köledir.



