“O, diğerlerinin kendisinden önce yaptığı seçimlerin tutsağıydı, zehri bir sonraki nesle taşıyacak bir araçtı sadece.” (s.58)
İsveçli yazar Alex Schulman’ın romanı Malma İstasyonu, 2024 yılında Timaş Yayınları tarafından basılarak dilimize kazandırıldı. Roman genel hatlarıyla aile içi travmayı konu alıyor. Anne, baba, çocuk arasındaki iletişim kopukluğunu ve ilgi eksiliğini bir tren yolculuğu üzerinden anlatıyor yazar. Alex Schulman, eğer zincir belli bir yerde kırılmazsa, travmanın kuşaktan kuşağa geçebilecek bir unsur olduğunu anlatmak için en uygun metaforu bulmuş: Tren vagonları.
“İçinde bir hüzün vardı, kaybedilmeyecek kadar değerli bir şeye sahip olduğunuzda hissettiğiniz türden bir hüzün.” (s.59)
Harriet, Oskar, Yana… Üç karakterin farklı zamanlarda yaptığı tren yolculuğu. Tren vagonları arasında uyanan ve birbiriyle kesişen travmalar. Her biri aileden yaralı. Hikâye, baş karakter olan Harriet’ın çocukluğuyla şekillenip büyüyor. Küçük yaşlarda babasıyla yaptığı tren yolculuğu, çocuk zihninin çektiği fotoğrafları bir bir ortaya koyuyor. Boşanma arifesinde olan anne ve babasının konuşmalarını duyan Harriet, hayattan ilk darbeyi alıyor. Anne ve babasının boşandıktan sonra, Harriet’ı değil de kız kardeşini istemesi tam olarak travmasının başlangıcı. Annesinin, onun yerine kız kardeşi Amelia’yı tercih etmesi, babasının ise mecburen yanında kalmasını kabul etmesi, Harriet’ın hayat karşısındaki ilk kırılması. Hayattaki en yakın arkadaşı olması gereken kız kardeşiyle bile arasında derin uçuruma sebep olan bu durum, hayatı boyunca hiç kimseye ve hiçbir yere bağlanamamasına sebep olur. Kurmaya çalıştığı her bağda kaçıngan bir rol oynar.
“Frenleri sökülmüş, o zamandan beri fren yapamayan bir kız o.” (s.61)
Oskar, Harriet’ın aksine daha takıntılı bağ kuran bir karakter. Harriet ile tanışmalarını ve evliliklerini konu alan Oskar bölümlerinde bu çok net ortada. Harriet’ın güvenli bağ kuramayan kaçamak hallerine karşın yine de ondan vazgeçemiyor Oskar. Bunun sebebinin, Oskar’ın anne şefkatinden uzak büyümesi olduğu, satır aralarında net bir şekilde anlaşılıyor. “Bana çocukluğun hakkında bir şey anlat,” der Harriet bir gün Oskar’a. “Sıcak bir yaz günüydü. Altı yedi yaşlarındaydım. Annem işteydi ve ben bütün gün güneşin altında yanıp tüm vücudumun güneş yanığı olmasını istedim.” der ve devam eder Oskar… “Çünkü annemin eve geldiğinde bana krem sürmesini istiyordum. Eğer güneş yanığı olursam, onun dokunuşunu hissedebilecektim.” Çocukluğunda annesiyle duygusal teması kuramayan Oskar, yetişkinliğinde o temas ihtiyacının peşinde koşar. Annesinin şefkatine ihtiyaç duyarak büyüyen Oskar’ın, kızı Yana’ya karşı tavrı da gözden kaçmıyor. Çocukken mahrum kaldığı ilgiyi kızına gösterme konusunda oldukça başarısız olan Oskar, benzemekten en çok korkacağı karaktere, annesine dönüşüyor farkında olmadan. Bu da bize, sevmenin öğrenilmesi gereken bir şey olduğunu gösteriyor.
“Bir çocuğu kaybettiğinizi ne zaman anlarsınız? Tek bir anıdan müteşekkil olamaz, bu küçük aşamalarla gerçekleşen bir şey. Tuhaf, küçük değişiklikler. Farkına bile varılmayan detaylar. Fakat mutlaka bir başlangıç noktası olmalı, aniden sıçrayan bir mesafe. Aile ve çocuk arasında bir uçurum. Bu uçurum bir kez oluştu mu kopuş sadece devam eder.” (s.89)
Yana… Travmalarıyla boğuşan anne ve babasının yanında var olmaya çalışan bir kız çocuğu. O da tıpkı ebeveynleri gibi Malma İstasyonu’na giden trenin vagonunda geçmişin peşine düşüyor. Belki de zinciri kıracak son halka Yana. Kendi yaralarını sarmadan geleceğe yeni yaralar açan anne babasının son mirasçısı. Fotoğraflar, notlar, çağrışımlar… Hepsi geçmişin hesabını kapatmak için Yana’ya eşlik ediyor. Sırların ve bilinmezliklerin arasında en çok kendinin ellerinden tutmak istiyor Yana. Zincirleme devam eden bu travma yolculuğunu bitirip, geçmişi bağışlayarak kendine kavuşmak istiyor.
“Çünkü bulmak istediğinden emin olmadığı bir şeyi aramamalı insan.” (s.184)

Alex Schulman kendi hayatından izler taşıyan, kurgu ve gerçekliğin iç içe geçtiği romanında akıcı ve özgün bir dil kullanmış. Yazar, flashback olarak sunduğu bölümlerle okuyucuya sinema sahnesi izlenimi veriyor kitabında. Üç karakter üzerinden anlatılan bir roman gibi görünse de bütün anılar Harriet’ın etrafında şekilleniyor tüm bölümlerde. Schulman’ın verdiği söyleşi ve röportajlardan yola çıkarak söyleyebilirim ki yazar kendi hayatını üç karaktere bölerek anlatmış. Kimi okurun içselleştirdiği, kimininse fazla dramatik bulduğu Malma İstasyonu, ebeveynlerin bilincini arttırması adına okunması gereken kitaplardan biri diye düşünüyorum. Her ne kadar bizleri sarssa da empati kurabilmemiz ve duyarlılığımızı arttırmak için bu tür, psikolojiye dair romanları önemsiyorum. Kitaplar da bunun için değil midir zaten? Bize, “Bak, burada seninkinden çok başka bir yaşam var.” diye fısıldar kitaplar. Son olarak, Malma İstasyonu’nu okurken zihnimde dönüp duran şu cümleyi söylemek istiyorum: İnsanlık, dünyaya çocuk getirme işini biyolojik bir gereklilik olarak görmeye devam ettiği sürece, travmalar da nesilden nesile aktarılmaya devam edecek.
Alex Schulman
Malma İstasyonu
Çev. Zeynep Tamer
256 s.
Tür: Roman
Timaş Yayınları
Mart 2024


