Sabah yataktan kendini zor kaldırmış, söylenerek hazırlanıp evden çıkmıştı. Görev yaptığı okula giderken ayakları her gün geri geri gidiyor, kaçmak isterken kendini kalmak için sebepler bulurken yakalıyordu. Daha kendi ne yapabileceğini bilmezken başkalarına nasıl yol gösterecekti? Onu takip eden öğrencilerine bilmezliğin bilgisiyle mi ışık olacaktı? Yürürken farkında olmadan başını sağa sola çevirdi.
“Işık mı? Hani nerede? Işık falan yok.”
Geçmişin tozlu raflarına sinen kâbus gibi gölgelerden usanmış, kurtulmak için sürekli planlar yapıp durmuştu. Aldığı kararları uygulamak için büyüttüğü cesareti yeni bir şeylerin olacağına dair umudunu kamçılıyor, hemen peşinden elindekilerini de kaybedeceği korkusu kalbinde peydah oluyordu. Bu ikircikli hali onu çok yoruyordu. Kafasındaki seslerin eşliğinde okula girmiş, telaşla merdivenleri çıkmıştı. Koşturarak koridora girdiğinde ders zili çalmış, öğrencileri onun gelmesini bekliyordu. Bekletmenin getirdiği gerginlik ile biraz daha hızlanıp nefes nefese sınıfa girdi. Hayretle ona çevrilmiş bakışları fark etmeden birkaç adım atıp olduğu yere yığıldı. Her şey silinirken kulağında anlamlandıramadığı bir uğultu vardı. Son gördüğü koyu bir karanlıktı. Aradan ne kadar zaman geçti bilinmez birden karanlığın içinde bir parça aydınlık kendini göstermeye başladı. Önce ip gibi incecik cılız bir varlıktı. Sonra büyüyerek güçlendi ve hayata tutunması için yerde yatan adamın bedenine aktı. Bembeyaz karların içinde yatan adam acıyla yüzünü kastı. Beyninin her kıvrımı can çekişiyordu. Önce vücudunun her yerinde ağrı hissetmeye, sonra Bir uğultu duymaya başladı. Bir yerlerden ışık mı geliyordu? Gözlerini bir açabilse anlayacaktı ama açamıyordu. Sağ kolunda bir ıslaklık mı vardı? Bilmiyordu. Eline değen şey neydi? Kendisini zorlayarak elini hareket ettirmeye çalıştı. Acıyla inlerken camı çatlamış köstekli bir saate dokunduğunu bilmiyordu. Biraz daha kendini zorlayıp nefes aldı. Beyaz ışık burnundan çıktığında gözlerini açtı. Her şeyin üstünü örten karlara bakmak gözlerini acıtmıştı. Gözlerini kapatıp açarken alnına yapışmış omuzlarına kadar dökülen uzun saçlarını düzeltmek istedi. Kolunu kıpırdattığı an bir çığlık attı. Sanki dirseğinin içi alev almıştı. Canı öyle yanmıştı ki duyduğu sesin onun ağzından çıktığının ayırımına varmamıştı. Tedirginlikle derin nefesler alıp sakinleşmeye çalıştı. Neredeydi, ona ne olmuştu ve en önemlisi kimdi? Hiçbir şey hatırlamıyordu. Olduğu yerde doğrulup oturmaya uğraşırken önce dirseğinde, peşi sıra bileğinde, omzumda ve boynunda alev topları oluşmuştu. Çaresizlikle kıvranırken bağırmamak için dişlerini sıkıyordu. Hızlı hızlı burnundan nefes alıp veriyor, olanları anlamaya uğraşıyordu. Biraz sakinleşince ayağının birkaç adım ötesindeki tabanları aşınmış ayakkabılarını gördü. Bakışlarını üzerinde gezdirirken yanında kabarık bir şey fark etti. canını acıtmamak için yavaş hareketlerle uzanırken kırmızı bir şeyin ucunu gördü. Ona yönelip kendine doğru çekince karların içinden bir heybe ortaya çıktı. Titrek kollarında takat kalmayınca aniden askısını bıraktı ve içindeki eşyalar dökülüp etrafına dağıldı. Kalbi deli gibi çarpıyor, kafesine sığmıyordu. Aralıksız nefes alıp veriyor, rahatlamaya çalışıyordu. Başını bir sağa bir sola çeviriyor, hayretle yıpranmış kitapların ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kitapların bazılarının kenarına parçalanmış defterler, bazılarının üstüne ne zamandan kaldığı belirsiz tabanı yıpranmış kurşun kalemler saçılmıştı. şaşkınlığı yerini merak duygusuna bırakmıştı. Derisi eskimiş yeşil harfleri olan bir kitabın kapağında göz gezdirdi. Hangi dilde yazıldığını bilmiyordu. Bakışını kırmızı harfleri olan bir başkasına yöneltti. Yoksa bir seyyah mıydı? Olabilir miydi? Heyecanla yanı başındaki kapağında yaldızlı şekiller bulunan kitabı aldı. Belirsiz bir ihtimalin peşine düşüp hiç düşünmeden kapağını açtı. Bir anda ellerine sıcaklık yayılmaya, kitaptan kelimeler yükselmeye başladı. Canını yakan alev topları artık acıtmıyor, çevresindeki karlar kayboluyordu. Sayfalar peşi sıra kendi iradesi ile çevrilirken kopup gelen kelimeler durmaksızın göz seviyesine kadar yükseliyor, iki kaşının tam ortasından girip zihnine yerleşiyordu. sanki bunu defalarca yapmıştı. Küçük parçalar halinde anıları anımsamaya başlıyor olsa bile tanıdık olduğunu artık biliyordu. Ne kadar böyle kaldı? Günler mi geçti yoksa haftalar mı? Bilmiyordu. Ne açlık ne de susuzluk hissediyordu. Bir anda içine tamamlanmışlık hissiyatı dolunca kitap kendisini kapattı. O an biliyordu. O diyardan diyara gezip bilgi toplayandı. Bulduklarını böyle zihnine aktarıp aklında işlerdi. Tek bir harfi bile kendine saklamaz, kirlenmiş ruhlarını temizlemek isteyenlerle paylaşmak için hazır tutardı. Önce yanı başlarına kırıntılar bırakır, sonra fark etmelerini beklerdi. Bir damla bilginin sızmasının peşinden kendine gelen ruhlar onları yaralayan ve içinde boğan karanlıktan kurtulmak için ona ulaşmaya çalışırlardı. Hep bir ağızdan “Bütün bu yaşananları geride bırakmanın yolunu bulmalıyız” deyip mantra gibi tekrarlayarak aydınlanma bilgisini yeşertenlere yol gösterirdi. Almayı isteyenler umudun peşine düşüp onun ışığıyla yıkanır, geçmişe dair tüm yara bereleri iyileşirdi. Şimdi oturduğu yerde her bir ruhu tek tek hatırlıyordu. Zihninde her biri ile vedalaşırken bedeni yerde yatan, çaresizlikten kıvranan ve ona ihtiyacı olan bir ruhu fark etti. gözlerini kapatıp gereksinimi olan şifayı iki kaşının tam ortasından çıkarıp ona uzattı. Yerde yatan öğretmen birden gözlerini açınca tedirginlikle ona bakan öğrencilerini gördü. Ona ne olmuştu? Dudaklarını zorla oynatıp “Ne oldu?” diye çatlamış sesiyle etrafına sordu. Gelen soruyla içinde oldukları dehşet verici halden çıkan çocuklar bir ağızdan “Bayıldınız hocam” diye bağırdılar. Öğrencilerinin arasından bir tanesi uzanıp yardım etmeye çalıştı. Onları izleyen bilgenin yüzüne yerleşen tebessümün eşliğinde zihninde bir bilgi parçası belirdi. Sonunda ona ne olduğunu anladı. Hatırlamak için unutmuş, bulmak için kaybetmiş, iyileşmek için yaralanmıştı. Bilgenin içinde bilgisizlik, bilgisizin içinde bilgelik parçası vardı. Öyle ya hepsi bir ve bütündü. Anlamış olmanın huzuru ile ortadan kayboldu. Öğretmen hastaneye götürülüp gereken müdahale yapıldığında kan basıncının düştüğü anlaşılmıştı. İhtiyacı olan tedaviyi gördükten sonra kendini iyi hissetmiş evine gitmişti. Elinde bir bardak çay ile otururken yaşadıklarından bir anlam çıkarmaya uğraşıyordu. Gözlerini açmadan hemen önce gördüğü adamı düşünüyordu. O an artık bir yol ayrımında olmadığını ve ikilemlerinin yok olduğunu fark etti. artık bir karar vermişti.

