Badem / Elif Kahriman

Kırmızı Civciv içeriye girer girmez oflayarak çantasını çivi çaktığı dolabın kenarına astı. İçerinin karanlık olduğunu farkına varınca her zaman yaptığı gibi kendi kendine söylenip tekrar kapıya doğru yönelip ışığı açtı. Oda aydınlanınca yüzündeki somurtkanlık kendini hemen gösterdi. Her sabah böyle mutsuz güne başlaması yakında ruhunu zehirleyecekti haberi yok. Birinin her günü lanetler okuyan bir ifadeyle yaşaması yavaş yavaş hastalıksız bir şekilde intiharına sebep olabilirdi. Zaten birçok hastalığın sebebi ruhsal sorunlardan oluşmuyor muydu? Kırmızı Civciv’in buna bir son vermesi gerekiyordu; bunları ona söylemek istesem de ağzımdan çıkan tek şey baloncuk oluyordu.

Sandalyesini geriye doğru çekti ve isteksizce oturdu. Ayaklarıyla sandalyeyi masaya doğru sürükleyip kollarını masanın üzerine dik bir şekilde koydu ve başını ellerin arasına aldı. Ağlamak isteyen suratı birazdan gelecek olan sarmaşıklara gülümsemek zorundaydı.

“Sahte gülümsemelerle dolu bir güne daha merhaba.”

Her gün bir mucize olmasını dileyip günü monoton bitirmek çok zor bir şey olmalı; böyle bir durumda hayata dair umutları kalmıyor insanın. Aslında pek çok konuda onu haklı bulsam da bu konuda onu pek de anladığım söylenemez. Kendi açımdan bakarsam benim her günüm aynıydı; artı olarak onun yaşadıklarından daha sıradan ve daha durgun. Ancak bu kadar mutsuz hissetmiyordum kendimi. Halimden oldukça memnundum, çünkü bana verilen koşullarla mutlu olmayı öğrenmiştim.

Kalemini eline aldı ve önündeki kırmızı kapaklı defterine sesli bir şekilde “Bugün Yapacaklarım” diyerek kocaman bir başlık attı. Programlı biri gibi gözükse de her günü düzenli değildi; hatta belki de defterdeki tarihler arasında bayağı uzun zaman aralıkları vardı. Bazı sabahları “Bugün çok farklı olacak, artık bundan sonra düzenli ve pozitif olacağım.” diye içeriye girerdi ama günün sonunda bahsi kaybetmiş gibi çöküntüyle çıkardı; sonraki sabah ise o deftere yine kalem değmezdi. İç çekerek kalemi hafifçe masaya fırlattı ve masanın sağ çekmecesini açıp içerisinden küçük kapaklı aynısını çıkardı. Aynayı fondöten dolu yüzüne yaklaştırdı; burnunun üzerindeki kabuklu duran yerleri parmaklarıyla düzeltmeye çalıştı. Bu kusursuz fondötenin arkasında ruh gibi duran beyaz bir ten vardı. Zaten çoğu zaman yaşayıp yaşamadığını sorguladığını düşünüyorum. Ona gerçekten çok üzülüyorum, kendini bu denli yıpratmasını pek de anlayamıyorum. Hayat çok kısa ve bu hayatı yaşayan biri olarak her güne kıymet vermek yerine gününün çabuk bitmesini istiyordu. Bugün asla geri gelmeyecekti ve bir şeylerin farkına vardığında yaptıklarından çok yapamadıklarından pişman olacaktı. Keşke benim yerime biri bunları ona söyleyebilseydi. Kırmızı Civciv’e bana gösterdiğinden daha fazla değer veriyordum. Ne de olsa tek oda arkadaşımdı ve neredeyse günün yarısından fazlasını beraber geçiriyorduk. Kendisi benim açımdan biraz farklıydı; çoğu zaman bana iyi davranmaya çalışsa da yüzüme bile bakmadığı günler oluyordu. Bugün onlardan biriydi; hatta şuan burada olduğumun farkında mıydı bilmiyorum.

Aynayı geri çekmeceye koyarken diğer eliyle ismini bilmedim mavi ilaçlarını çıkardı. Her sabah aç karnına bir tane içiyordu ancak ondan sonra yemek yediğini pek de görmüyordum. Bazen açlıktan öleceğini düşünmekten kendimi alamıyordum; bu durum ondan çok beni geriyordu. Benim onsuz yaşayamadığım onun ise görmek istemediği kadar sevmediği sudan bir yudum alarak ilacını yuttu; daha fazlasına gerek yok diye düşünmüş olmalı ki devamını çiçeklere dökmeyi tercih etti. 

Birazdan sarmaşık gelecekti ve kırmızı civciv hala tasarımını bitirmemişti. Telaşlanıp bilgisayarını açmaya çalıştı; uzun süredir kullandığı bilgisayar çökecek derecede yavaştı. Neredeyse benden daha çok yaşı vardı. Sessizce cama yaklaştım ve onun gibi ben de tasarımlarını incelemeye başladım; yeteneği çok büyüktü fakat farkına varamayacak kadar bitkindi; ya da yaptıklarına karşılık alamadığından dolayı kendisi de çalışmalarını beğenmiyordu. Tasarladığı afişin üzerinde uzun süren değişiklikler yaptı. İşi bitince yüzündeki o küçük tebessümü görebildim; bu beni inanılmaz derecede mutlu etmişti.  

Kırmızı Civciv bana dönmek üzereyken kapı sert bir gıcırdama ile açıldı. Köpekbalığı korkunç cüssesiyle içeriye girdi ve ellerini göbeğinin üzerinde birbirine doladı. Siparişi gelmemiş sarmaşık gibi kırmızı suratını ekşitip gözlerini kıstı. “Bir işi de erken bitirsen şaşıracağım.” Sesi ona yakışacak derecede küstah ve keskindi.

Kırmızı Civciv kırgın bir ses tonuyla “Haklısınız, hemen hallediyorum.” diyerek tasarımını Köpekbalığı’na gösterdi. Köpekbalığı’nın bakışları ifadesizdi; beğenip beğenmediğini özellikle belli etmek istemiyor gibiydi. Bu tam da ona layık bir hareketti; tasarımı güzel bulsa bile bunun için tebrik sözleri çıkmayacaktı ağzından.

“Tamam” dedi sadece. Bu kelimeyi söylerken bile sivri altın dişlerini bilerek göstermek için çabaladı. Onu görmemek için arkamı dönmeyi tercih ettim. Umarım bu yaptığım şeyin onu umursamadığımı gösterdiğinin farkına varmıştır.

Huysuz sıcak bir gülümsemeyle içeriye girdi. Güler yüzlü olmasına rağmen ben ona öyle diyordum. Kendisi şirketin en özel sarmaşıklarından biriydi. Bütün tasarımlarını burada yaptırıyordu. Bu Kırmızı Civciv’in sayesinde olsa da Köpekbalığı şirketin önemli olmasından dolayı geldiğini söylerdi. Sarı altın dişleri kahkaha ile açtığı ağzından fırlayacaktı neredeyse. Sanki çalışanıyla çok ilgilenen biri imajı vermek istediğini Huysuz çoktan fark etmiş olmalıydı ki gergin bir şekilde “Güzel bir güne denk geldim sanırım.” diyerek hafif bir kahkaha ile karşılık verdi.

“Hoş geldiniz, afişinizi çoktan hazırladık.” Bilgisayarı Huysuz’a çevirdi ve “Bakmak ister misiniz?” diye sordu Köpekbalığı.

Huysuz bilgisayara yaklaştı ve başparmağı ile diğer parmaklarını birleştirerek “Bana sorarsanız bu tasarım harika.” dedi.

Kırmızının Civciv’in yüzü gülümsemeyle büzüştü. Bu ifadenin altında gerçek bir cilve yatıyordu. “Te.. teşekkür ederim.” diye kekeledi. Aklından geçenleri tahmin edebiliyordum; aslında birinin onun övmesiydi hoşuna giden; aksi takdirde kalbinin olduğundan bile şüpheliydim.

“O halde bunu çıkartalım sayende sokaklar renklensin.”

Kırmızı Civciv bu defa mecburiyetten değil gerçekten istediği için tebessüm ediyordu. Kendine gelen bir özgüvenle “Bunu başardıysam ne mutlu bana.” dedi.

Köpekbalığı gergin bir bakışla Kırmızı Civciv’e baktı. Sanki konuşmasını beğenmemiş gibi parmaklarını gerdi. “Tabi bizim şirket sayesinde.” diye düzeltme ihtiyacı duydu. Karın ağrısı belli olmuştu o dakika. İstediği şey kendisinin övülmesiydi.

Huysuz kafa sallamakla yetindi. İşinin bittiğini anlatan bir ses tonuyla “Gitmeliyim. Ellerine sağlık.” dedi.

Odadan çıktıklarında Kırmızı Civciv tasarımlarını kaydederek kapattı. Bir süre sadece boş duvara baktı. “Aslında tek istediğim buydu, birinin bana başardığımı söylemesi.” Önce bir hüzünlendi fakat sonra yüzü gülümseme ile gevşedi. O anda bir şeyi unuttuğunun farkına vardı ve hızlıca çekmeceden balık yemini çıkardı. “Badem senin nasıl unuturum?” diye kime sorduğu belli olmayan bir soru sordu ve akvaryumuma 1-2 tane yem attı. Bu insanlar gerçekten çok unutkan varlıklar. Bazen insan olmadığım için sevindiğimi söyleyebilirim.

Yazan: Elif KAHRİMAN

Loading

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Yazı oluşturuldu 8

Bir cevap yazın

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön