Öyle insanların karşısına geçip saçlarını düzelttiği, gülüşünü prova ettiği, mutlu görünmeyi öğrendiği aynalardan değilim. Ben, bir odanın duvarına yıllar önce aceleyle çakılmış, kenarları pas tutmuş, sırları yer yer dökülmüş eski bir aynayım. Sağ alt köşemde ince bir çatlak var. Bana bakan herkes önce o çatlağı fark eder. Oysa bilmezler; kırılan hiçbir zaman cam değildir. İnsan önce içinden çatlar, aynalar bunu sadece görünür kılar.
Bu odada geçirdiğim yılları saymayı bıraktım. Takvimler değişti, mevsimler değişti, sokaktaki tabelalar değişti. Perdeler eskidi, yatak gıcırdamaya başladı, duvarların boyası sarardı. Ama bu odanın geceleri hiç değişmedi.
Gece olunca kapının dili çözülür.
Her tıklayış yeni bir hikâyeyi içeri alır.
Ayakkabılar sessiz girer bu odaya. Kimi utanarak, kimi aceleyle, kimi sanki yanlış adrese gelmiş gibi etrafına bakarak… Ama çıkarken hepsinin yürüyüşü değişir. Ben bunu herkesten iyi bilirim. Çünkü insanlar en çok bana yalan söyler.
Kadın karşıma geçer.Rujunu sürer.Kirpiklerini uzatır.Saçlarını düzeltir.Sonra gözlerimin içine bakmadan fısıldar:“Bugün güzel miyim?”Oysa bana hiç sormaz:“Bugün yorgun muyum?” Cevabını bildiği için soru yalan olduğu için sormaz…
Ben onun yüzündeki fondöteni değil, uykusuz geceleri görürüm. Göz altlarını kapatan kapatıcıyı değil, yıllardır dinmeyen yorgunluğu. Dudaklarına sürdüğü kırmızıyı değil, içine gömdüğü sessiz çığlıkları.İnsanlar bu odaya onun bedenini satın almaya geliyor.Hiçbiri omuzlarına çöken çocukluğu fark etmiyor.Kimse aynaya bakarken onun gözlerinin neden bir anlığına uzaklara daldığını görmüyor.Ben görüyorum..Bir gece bana eğilip sessizce sordu:“İnsan kaç yaşında yorulur, ayna?”
Yıllardır susuyordum.Beni konuşmuyor sanıyorlardı.İnsanların en mahrem anlarına tanıklık eder, sevinçlerini, utançlarını, pişmanlıklarını saklar; ama tek kelime etmezlerdi.Ben çok şey biliyorum, çok şey… Bu odada onunla birlikte…
Yalandan zevk alıyormuş gibi inlemeler… Hiç tanımadığı yüzlerin altında, bedeninin içinde gezdirirken o numaradan adamların sırtlarına tırnaklarını geçirerek boşalmalar…Eee, aldığı paranın hakkını vermeliydi hani…Kıvranmalarıyla, kıvırmalarıyla, inlemeleriyle veriyordu…
Bazı aynalar yalnızca insanın yüzünü değil, içine gömdüğü yükleri de yansıtır.En ağır yük, her gece bir kadının gözlerinden bana bırakıp gittiği hikâyelerdir.
Ve ben, kırılmadan önce hepsini hatırlayacağım.


