Ali Bey otuz üç yıllık öğretmendi. Şu emeklilik gelse de sınıf denen cehennemden kurtulsam diyen meslektaşlarından birisiydi. Dili bunu söylerken eline geçecek ikramiye parasıyla başlarını sokacak iki oda bir sofa ev alma hayali günden güne azalıyordu. Şimdiden kendini ucuzluk kuyruklarında ya da elinde bir simit ve plastik çay bardağıyla park ve bahçelerde görür gibiydi. Tepesinde kalan beş on teli elleriyle düzelti, gevşeyen kravatını sıktı ve gürültüleri koridordan taşıp bahçeye uzanan sınıfa girdi. Kimse onun günaydın demesini duymadı. Kürsüye geçtikten sonra yakın gözlüğünü takmadan önce sandalyesini kontrol ederek oturdu. Yoklama defterini açıp okumaya başladı.
-116 İFFET .. ( Sınıfta gürültülerin yerine uzunca bir ooooooo çekildi. ) Evet İFFET burada mı?
-Hocam siz İFFET i yanlış yerde arıyorsunuz.
-Başka bir okula mı gitti? ( İkinci oooo sesi ilkini bastırdı )
-Taksim Yüksek Kaldırım Üniversitesi Zürafa Sokak Bölümüne yataaaaayyyyy geçiş yaptı.
-Bırakın zevzekliği…136 ŞEREF
-Hocam ŞEREF artık menajer oldu, İFFET i pazarlıyor.
Ali Hoca bir la havle çekip ya ne günlere kaldık, namus bildiğimiz İFFET fahişe olmuş. Onu satan kişide ŞEREF şerefsiz olmuş dedi içinden. Ve yoklama almaya devam etti.
-270 SAYGI….SAYGI yok mu ?
-Hocam SAYGI yı kim kaybetmiş ki siz bulasınız. Etrafınıza bir bakın görürseniz bize de haber edin bizde görelim.
-Trafikte, kuyruklarda, toplu taşıtlarda hiç yaşlı, engelli, çocuklu anne ve hamilelere yer veren kaç genç gördünüz.
– 298 ERDEM… ERDEM o da mı yok.
– Hocam artık ERDEM li olmak karın doyurmuyor. ERDEM li olanlara saf, enayi gözüyle bakılıyor.
Ali Hoca alnında boncuk boncuk biriken terleri elinin tersiyle silip yoklamaya biraz ara verdi. Daha fazlasına yorgun kalbi dayanamaz emekli olmadan hayata veda edebilirdi. Soğuk havaya aldırmadan pencereyi açıp derin derin nefes aldı. Yerine geçip yoklamaya devam etti.
-307 GÜVEN.
-Hocam GÜVEN in adı bile kalmadı. Ne demiş şair: Bu zamanda kimseye güven olmuyor / Aynalar bile kalleş / Sır tutmuyor.
-Maalesef öyle çocuklar..338 VEFA. Yok değil mi. Güven in olmadığı yerde VEFA artık bozasıyla ünlü bir semt adı artık..Evet sırada 401 ÖZGÜR var… Epeydir derslere gelmiyor. Okulu mu bıraktı.
-Hocam okul ÖZGÜR ü bıraktı. Yaptığı küçük bir şaka havadaki buluttan nem kapan birileri tarafından hapse atıldı.
-422 MUTLU… Sanırım böyle bir ortamda kimse MUTLU sayılmaz. Tabi bir avuç sömürgenler hariç..462 DUYGU…
-Hocam bu yüzyılda DUYGU lara yer yok. Her şey kalıplaşmış sözüm ona gerçekler. Sorun bakalım içimizde kaç kişi bir şiir biliyor. Şarkı dedikleri bile anlamız bağırtılar. Dans deseniz resmen tepinme.
-Maalesef çocuklar zaman böyle. Nerede romantizmin marşını yazan Rodrigo’nun o gitar konçertosu, Klasik Türk Sanat müziğimiz, Anadolu’nun bağrından kopan türkülerimiz. Sezen Aksu ve Kayahan’larını şarkılarına bile hasret kaldık.
– Hocam boşuna gençlik doksanlı yılların şarkılarındaki lezzeti arıyor bulamıyor.
-477 SEVGİ…
-Maalesef kalmadı hocam.
Yoklama devam ederken o gürültülü sınıfa derin bir sessizlik ve hüzün çökmüştü. İnsanlık sisler içinde freni patlamış kamyon gibi bir uçuruma son hızla gidiyordu…Ali Hoca yoklama defterini bırakıp ön sıralarda omuzları çökmüş bir öğrencisinin yanına geldi.
-777 HAKKI…Sen nasılsın?
-Haklının HAKKI’nın yenildiği bir yerde ben nasıl iyi olabilirim.
-784 UMUT…
-Hocam bu sınıfta öyle bir isim yok.
-Biliyorum çocuklar. UMUT her yerde her zaman hep olmalı. Yoksa hayatın ne anlamı kalır…



