Parlak ışıklarla kaplı ,aydınlık gökyüzünde bir telaş karanlık bulutlar birbirini
kovalıyordu.Ayın gülümseyen sıcak yüzü somurtmaya başlıyor,gece gittikçe
kararıyordu.Derme çatma evlerin açık kapı ve pencerelerinden dışarıya beyaz tüller sarkıyor ,
sokak boyunca uçuşuyorlardı.Uzaklardan duyulan ayyaşların naraları bir ninniyi
andırıyor,derinlerden gelen bir karı koca kavgası sesi geceyi bölüyordu.
Temmuz sıcağı Ayvalığın tüm sokaklarını sarmış buhranlı bir nem denizden karaya doğru
eserek nefes almayı zorlaştırıyordu.Karanlık bu sokakta,çok eskilerden köhne kilisenin ,büyük
ve gösterişli kapısının önüne oturmuş bakkal Hüseyin amca kemanıyla ağır bir parça
çalıyor,sahil boyundan gelen korna sesleri kemanın sesine karışıyordu.Kemanın tınısı oldukça
dertli olan Azizin yüreğine yüreğine vuruyor onu alıp,,egenin serin sularına atıyordu.Aziz çok
dertliydi.Çünkü iş için gittiği köyde bir güzele sevdalanmıştı.Bu güzelin adı da Sevdaydı ve
Aziz’in duygularından haberi bile yoktu.
Anadolu’nun ortasında Amasya’nın yeşil deryasında doğup büyüyen Sevda on sekiz
yaşında,kıvır kıvır saçları,zeytin gibi iri siyah gözleri,küçücük bir ağzı olan ufacık tefecik bir
kızcağızdı.Anacığı vefat etmiş,babası başka bir kadınla evlenmişti.Yeni annesiyle bir türlü iyi
anlaşamayan Sevda’ya teyzesi sahip çıkmış onu kendi dört çocuğunun yanına almıştı.Sevda bir
yörük kızıydı.Teyzesi de yeğenleri de ne iş gelirse yapar ,akşama kadar sıkılmadan
çalışırlardı.Yeğenlerinin ikisi kız ikisi erkekti.Kızlar daha ilkokula gidiyorlardı .Okuldan gelir
gelmez oğlanların tüm gün otlattığı koyunlara bakıyorlar gerekirse sağıyorlardı.Kız kardeşlerini
çok seviyor öz kardeş gibi görüyordu Sevda.Onların bakımlarını o yapardı. O rahmetli
annesinden çok şey öğrenmişti.Annesi çok titiz bir kadındı. Kardeşleri biraz dağınık ve
pasaklıydı.Köydeki öğretmen hanım ,saçları bitli olduğu için birkaç kez eve şikayete
gelmişti.Teyzesi de bu yüzden onlarla ilgilenmesini,onlara örnek abla olmasını Sevda’ya
tembihlemişi.Öğretmen hanım şikayete geldiği zaman Sevda da onun giyiminden konuşmasına
kadar her şeyine dikkat etmiş,ona hayran kalmıştı.Sevda henüz ilkokulu bitirmişti ki annesi
vefat etmiş babası da onu bir daha okula göndermemişti.Gerçi kafası her şeyi almıyordu ama
okumayı severdi.Belki okuluna devam etse daha az yorulacağı bir işte çalışırdı.O içinde
bulunduğu hayatını çok seviyordu onu seven insanlarla bir arada olduğu için çok şükrediyordu
bu yüzden halinden hiç şikayet etmezdi.
Geçen ay köyde bir düğün olmuş ,Sevda da bu düğünde arkadaşlarıyla çok eğlenmişti.Düğünde
şarkılar,türküler çalarken o da arkadaşları gibi giyinip ,süslenmiş ve oyunlar oynamıştı.İşte
Aziz de ona ,bu düğünde vurulmuş, allı pullu fistanın içinde bir inci tanesine benzetmişti
Sevdayı.
Ayvalığın bir kenar mahallesinde ailesiyle yaşayan gerçek bir roman genciydi Aziz.Esmer
yanık teni yirmi yaşında bir gencin değil de kırk yaşında bir adamın gibi kalınlaşmıştı hayatın
yükü altında.Aziz çok işte çalışmıştı,çünkü sabit bir işte kalamayacak kadar heyecanlı bir
gençti.Güzel bir Türkçeyle konuşur mahalledeki diğer gençlerden duruşuyla ayrılırdı. Bir
anacığı vardı bir de evin dökülmeye yüz tutmuş eski ağılında doğurması için gün saydığı Deli
kız’ı.Delikız sinirlendiği zaman durdurulamayan ,beyaz yeleleri rüzgarlarla savrulan çılgın bir
kısraktı.Amasya’ya elma bahçelerinde çalışmaya gittiği zaman onu çok özlemişti Aziz.Bu gece
hava ağır,Delikız’ın vaziyeti daha ağırdı.Gecenin ilerleyen saatlerinde Aziz, Sevda’nın ateşiyle
dertlenirken Delikız’ın iniltileriyle yerinden fırladı.
Beklenen an yaklaşmıştı.Seherin ilk ışıklarıyla birlikte Delikız anne olmuş,Aziz’in de yüreği
biraz ferahlamış,güzel atının boynuna kırmızı bir kurdele bağlamıştı.Küçük taya da Sevda adını
verip tayını alnından öpmüştü.Delikız’ın kurtulmasının ardından Aziz annesiyle
dertleşmiş,Amasya’da bir kıza tutulduğunu anlatmıştı.Bacaklarından hasta gariban anacığı
boynunda kararmaya yüz tutmuş kırmızı bir kurdelede dizili altınlarını çıkarıp oğluna uzattı.
-“Bunları al ,var o diyara .Güzel gönlünü aç.Aç ki sende olan güzellikten onlarda da varsa bizi
gelip görsünler.Evimiz ,yerimiz nasıldır ,halimiz nicedir anlasınlar.Kabulse gelinimi getir bana
.”demişti.Ne olur,nasıl olur düşünmedi Aziz sonrasını.Arnavut kaldırımı sokaklardan sekerek
indi sahil boyuna.Bir iki taş sektirdi yakamozların üstünden.Cebinde kalan son iki sigarasını da
peş peşe çekti içine öksürerek .Aldı Amasya’ya bir bilet.Hesabı doğruysa ertesi gün akşam
orada olurdu.Evden en fiyakalı gömleğini giyip çıkmıştı.Az çok bilirdi bu işleri.Mahalleli çok
severdi böyle şeyleri.
Bin bir gece masallarından doğma rüyalarla vardı Amasya’ya .Bu Anadolu şehri yeşil bir
cennet gibi göründü gözüne .Bir çiçek bir çikolata aldı en afillisinden.Vardı köy yoluna .Köy
yolu geçit vermez bir çetin engel misali.Dağlar döndükçe döndü Aziz’in etrafında.Nihayet vardı
Sevda’nın kapısına.Köylüler merakla baktılar kimdir bu mecnun diye…
Önce küçük kızlar göründü kapıda.Suratları çilli,saçları birbirine karışmış kızlar gülüştüler
birbirlerine bakıp.Sonra teyzesi çıktı Sevda’nın “Buyur oğlum!”dedi.
Aziz kem küm etti.Ben ,dedi.Sevda’yı geçen ay bir düğünde görmüştüm .”Cebinden anasının
altınlarını çıkardı,bunları anacığım yolladı,kendisi hasta gelemedi dedi…Öyle böyle
söyledi…Sevda karşısında allı güllü şalvarıyla bitiverdi.Her şeyden habersiz Sevda’nın
yüreğinde bir kuş uçuverdi.Aziz yine kemledi kümledi…Teyzesi varalım görelim inşallah
dedi.İş hayırla bitti.
Kara yağız roman Aziz ,ak pak yörük kızı Sevda’yı Amasya’dan Ayvalığa gelin etti.Romanlar
üç gün üç gece düğün eylediler.Sevda Aziz’i çok sevdi.Ak gerdanına beş altın ilişti.Sırma
saçları Delikız’la yarıştı.Hak söyleyen anneler,Anadolu’da buluştu.



