Ki aşk ararken bulunmaz;
gecenin çatlamış aynasında
yüzünü arayan ay gibi
kendine sürgün eder insanı.
Bir kuş ölür içimizin tenha yerinde,
kanadından kar taneleri dökülür
ve biz buna yalnızlık deriz.
Oysa yalnızlık,
annesi ölmüş bir saatin
duvarda hâlâ tik tak etmesidir biraz.
Ki aşk ararken bulunmaz.
Bulunmuş şeylerin içinde aşk yoktur zaten;
etiketlenmiş çiçekler kokmaz,
adı konmuş yaralar derinleşmez.
Aşk,
en çok unuttuğun anda büyür göğsünde,
paslı bir anahtar gibi döner
kaburgalarının arasında.
Bir liman düşün;
gemilerin değil,
bekleyişlerin yanaştığı.
İşte ben orada gördüm seni bir kez:
saçların, yağmur yemiş bir sonbahar ağacı;
gözlerin, içine düşenin çıkamadığı
iki eski kuyu.
Konuşmadın.
Bazı insanlar konuşunca eksilir çünkü.
Sen sustun
ve şehir birden derinleşti.
Kaldırımların taş aralarında
çocukluğumun kırılmış camları parladı.
Bir köpek havladı uzaklarda,
bir tren geçti içimden ağır ağır.
Ve ben o gün anladım ki
insanın kalbi bazen
kendi göğsüne sığmayan bir göçtür.
Ki aşk ararken bulunmaz;
ama insan bazen bir bakışın kıyısında
kendini kaybeder de
adı aşk olur bunun.
Senin ellerin vardı mesela,
bir nehrin geceye dokunuşu gibi ince.
Ben o ellerde
bütün savaşlardan dönmüş
yorgun askerlerin uykusunu gördüm.
Bir şehir yıkıldı sonra içimde.
Minarelerinden kuşlar değil,
sessizlik uçtu.
Ve herkes kendi enkazından geçti;
kimse kimsenin yüzüne bakamadı.
Çünkü aşk biraz da
utanmaktır mutluluktan.
Bir adam düşün:
ceketinin cebinde kurumuş bir menekşe taşıyor yıllardır.
Kimse bilmiyor.
Herkes onu ciddi sanıyor.
Oysa her gece
bir kadının gülüşünü koyuyor başının altına
ve öyle uyuyor.
İşte aşk budur biraz da:
saklanmış bir yangın.
Ki aşk ararken bulunmaz, sevgilim.
Bulsaydık satın alırdı herkes.
Vitrinlerde olurdu belki,
indirimli kalplerin yanında.
Ama aşk,
Tanrı’nın insanın içine bıraktığı
en eski uçurumdur.
Bak,
şimdi gece yine omzuma çöktü.
Penceremde ince bir yağmur,
masamda yarım kalmış bir dua var.
Ben seni düşününce
bütün lambalar sararıyor şehirde.
Sanki dünya,
eski bir fotoğraf gibi
yanıyor yavaşça.
Ve ben hâlâ inanıyorum:
Bir gün,
hiç aramazken bir sokakta
rüzgâr saçlarına dokunacak,
sen ansızın dönüp bakacaksın.
İşte o an,
iki yalnızlığın çarpıştığı yerde
bir çiçek açacak.
Adı konulmayacak.
Kimse bilmeyecek.
Ama gökyüzü biraz daha yaklaşacak
yeryüzüne.
Çünkü bazı mucizeler
sessiz olur.
Ve aşk,
tam da insan vazgeçmişken
gelip oturur kalbinin en kırık yerine.



