Satılırken hürriyet pazarlık masasında,
Bir sızı peydah olur Mehmet’in yarasında.
Biz “vatan” dedikçe onlar “hesap” dediler,
Mübarek alın terini bir çırpıda yediler.
Ne deniz kaldı dökecek, ne de aşılacak dağ,
Ruhumuza örülmüş; bu sinsi, bu kara ağ.
Saniyeler bile kiralık, her köşe başı pusu,
Bitmedi şu gafletin o derin uykusu.
Uyanın! Desem de sesim yankısız kalır,
Toprak, üstündeki ölüden intikam alır.
Şehitlerin mirası bir otel lobisi değil,
Ey gafil! Bu mukaddes yükün önünde eğil.
Varsın öleyim diyorsan, bir anlamı olmalı,
Dökülen her damla kan, vicdanlara dolmalı.
Yoksa ne Çanakkale affeder bizi, ne Dumlupınar,
Kökünden sarsılıyor bak, o asırlık çınar.
Dün namlunun ucunda soluklanan katiller,
Bugün ceylan derisi koltukta bize akıl verirler.
Sıkılan her kurşun, dökülen her masum kan;
Bir imza uğruna mı feda edildi o can?
“Barış” derler adına, dilleri zehir saçar,
Sırtımızdaki hançer, taze yaralar açar.
Kandil’in gölgesini meclis çatısına serenler,
Bilmezler mi; sızlıyor o toprağa girenler!
Pazarlık masasında vatanın haritası,
Elde gümüş kadeh, dilde ihanet şarkısı.
Kurtla kuzu değil bu, aslanla sırtlan oyunu,
Kendi elleriyle bükerler Türk’ün çelik boyununu.
Göz yumdukça haine, arsızlaştı duruşu,
Bir şehit ömrü etmez, onların her kuruşu.
Maden diye kestikleri ağaçlar matem kokar,
Toprak bile altlarında sessizce isyan kusar.
Dün “bebek katili” diyen o diller mi sustu?
Yoksa içimizdeki irin, dışa mı kustu?
Tarih, sırtını dönenleri bir bir not eder;
Haine “gel” diyen, şehide bin kez ihanet eder!
Eğer bitecekse bu zulüm; varsın ölelim!
Ama önce şu kirli oyunu bir kökten bitirelim.
Çünkü toprak altında yatanlar hesap soracak,
Bu vatanı satanlar, kendi kanında boğulacak!

