Bir ağaç düşünün…
Öyle bir ağaç ki; gölgesi zamana, kökleri evrene hükmeder. Yaprakları rüzgârla değil, evrenin
nabzıyla sallanır. Onun nasıl var olduğuna dair hiçbir şey bilmiyoruz—ve belki de bilmek
istemiyoruz. Çünkü biz, onu sorgulamakla değil, hissetmekle varız. Biz, onun suskun
güzelliğinden doğan parçalarız.
Henüz hiçbir şeyin adı yokken, Kutsal Ağaç Mulyo’nun köklerinden süzülen damlalar
ilk kez birbirine temas etti. Devasa bir çekimle birleştiler.
Ve Neda doğdu.
Sonra…
Mulyo’dan kopan bir yaprak Neda’nın üzerine düştü.
Toprak oluştu.
Çiğ taneleri nehirlere dönüştü.
Yaprağın damarları göğe kazındı.
Ve Rey Dağları, havada var oldu.
Neda artık tamamdı.
Ve ne zaman başınızı gökyüzüne kaldırsanız, Mulyo oradaydı.
Üç ırk, Mulyo’nun bir çiçeğinden doğdu. Ayam’dan savrulan polenler havaya, suya ve
toprağa yayıldı.
Tayah doğdu — göğün ırkı.
İlkleri: Erup ve Fortales.
Enna doğdu — toprağın ırkı.
İlkleri: Nike ve Lad.
Kepi doğdu — suyun ırkı.
İlkleri: İva ve Niş.
Uzun zaman boyunca, Neda’da her şey uyum içindeydi.
Ta ki…
Mulyo, özünden bir parçayı toprağın derinliklerine bırakana kadar.
O büyüdü.
Sessizce.
Ama büyüdükçe, üç ırkın içinde adı konulamayan bir huzursuzluk filizlendi.
Ve bir gece…
Çatladı.
Ne gök gürledi ne de dağlar sarsıldı. Ama herkes hissetti. Topraktan bir varlık yükseldi.
Ne kanadı vardı,
ne solungaçları,
ne pençeleri.
Ama gözleri vardı. Görmenin ötesini arayan gözler.
Sadece baktı. Sadece sustu. O suskunluk, Mulyo’nun köklerinde bile yankılandı. Çünkü o,
seçmek için yaratılmıştı. İyilik ya da kötülük, onun için bir zorunluluk değildi. Sadece bir
ihtimaldi.
Ve biz ilk kez anladık:
Seçim tehlikeliydi. Ama aynı zamanda kutsaldı.
Çünkü o…
ilk insandı.
Ve o gün, Neda sadece bir gezegen değil, bir kader hâline geldi. İnsan doğduğunda Neda
değişmedi. Ama evren duydu. Bu bir ses değildi. Daha çok bir boşluğun dolması gibiydi.
İnsan yürüdü. Göğe baktı. Suya dokundu. Toprağa uzandı. Her şey ona bir şey verdi. Hiçbir
şey onu tutmadı.
İva’yı gördüğünde durdu. İlk kez gitmek istemedi.
İva konuşmadı.
İnsan da konuşmadı.
Aralarında, kelimelerden önce gelen bir şey vardı. Bir yakınlık. Bir tanıdıklık. Sanki insan, ilk
defa bir yere değmişti. Ama o yer onu kabul etmiyordu. Günler geçti. İnsan hep suyun
kıyısında kaldı.
Tayah’lar onu daha az görmeye başladı. Enna’lar adımlarının toprağa daha az değdiğini fark
etti. Kimse konuşmadı. Ama herkes bir şeyin eksildiğini hissetti. O sırada gökyüzü değişti.
Rey Dağları’nın ötesinde ışıklar belirdi. Ne yaklaşıyorlardı ne de uzaklaşıyorlardı. Sadece
bakıyorlardı. İnsan başını kaldırdı. İlk kez çağrıldığını hissetti.
Bu çağrı İva’nın yanında hissettiği şey gibi değildi. Bu ait olma vaadiydi.
“Onlar seni tanıyor,” dedi İva.
“Sen tanımıyor musun?” diye sordu insan.
İva sustu. Çünkü tanımak yetmiyordu.
O gece insan uyumadı.
Göğe baktı.
Sonra suya.
İki yer.
İki his.
Ve ilk kez anladı:
Seçmek sadece istemek değildi. Vazgeçmekti. O vazgeçemiyordu.
İva suyun içinde doğmuştu. Akardı. Çünkü su, nereye giderse doğru orasıydı. Ama insan
geldiğinden beri ilk kez durdu. İçinde bir ağırlık vardı. Batmayan bir taş gibi.
Bir gün Niş’e sordu:
“Hiç akmak istemediğin bir yer oldu mu?”
Niş dedi ki:
“Su istemez.
Su olur.”
İva bu cevabı ilk kez anlamadı.
Yukarıda Erup izliyordu.
Fortales dedi:
“Denge düşecek.”
Erup cevap verdi:
“Hayır.
Denge değişecek.”
Toprakta Lad dedi:
“Onu uzaklaştırmalıyız.”
Nike baktı. Ve sadece şunu söyledi:
“Geç kaldık.”
Gece…
İva en derine indi. Ve ilk kez akmadı.
“Ben ne oluyorum?” diye düşündü. Cevap yoktu. Çünkü bu soru Neda’da daha önce hiç
sorulmamıştı. İnsan onu buldu.
“Gitmedin,” dedi.
“Sen de,” dedi İva.
“Onlar beni çağırıyor,” dedi insan.
“Ben çağırmıyorum,” dedi İva.
Ve sustu. Doğru cevap onu da korkutuyordu. Gökyüzündeki ışıklar bekledi. Toprak
huzursuzdu. Su yönünü bilmiyordu.
İva anladı:
Ait olmak sadece kalmak değildi. Bazen kalmamayı seçememekti. Ve insan tam da bunu
yapabiliyordu. Bu yüzden onu seviyordu. Ve tam da bu yüzden ondan uzaklaşamıyordu.
Gökyüzündeki ışıklar yaklaştı. Ama dokunmadı. Herkes bekledi. İnsan bir adım atabilirdi.
Ama atmadı. Hiçbir yere gitmedi. Hiçbir şeyi bırakmadı. İlk kez bir cevap verilmedi. Yine de
herkes o cevabı duydu.
Seçmemek…
O da bir seçimdi. Ve o gün, Neda değişmedi.
Ama denge, artık aynı değildi.
Paylaşarak destek olabilirsiniz!