
Vermek mi, Yoksa Yön Vermek mi?
Yazar: Suat Altınok
Bazı cümleler vardır, kulağa ilk anda iyi gelir. Hatta insanın içinde bir yere dokunur. Ama zaman geçtikçe o cümlenin ağırlığı değil, altının boşluğu hissedilmeye başlar. İşte o an, duyduğun şeyle yaşadığın şey arasındaki fark ortaya çıkar.
Sevgi de böyle bir şey artık. Söylenmesi kolay, taşınması zor bir yük. Herkesin dilinde ama herkesin içinde değil.
Son zamanlarda şunu daha net fark ediyorum: İnsan, kendine neyse başkasına da odur. Kendine karşı dağınık, tutarsız, hoyrat olan biri; sana karşı düzenli, net ve sağlıklı bir yer kuramaz. Çünkü insan başkasına sunduğu şeyi dışarıdan üretmez, içinden taşır. İçinde ne varsa, eninde sonunda oraya dökülür.
Bu yüzden birinin sana nasıl davrandığından çok, kendine nasıl davrandığına bakmak gerekir. Kendine karşı sabırsız olan biri, sana karşı ne kadar sabırlı olabilir? Kendi içinde huzur bulamamış biri, sana nasıl bir huzur sunabilir?
Bazen insanlar çok verir. Fazla ilgi, fazla yakınlık, fazla söz… İlk bakışta bu bir şans gibi görünür. “Ne kadar değer veriyor” dersin. Ama bir süre sonra o fazlalığın içinde bir ağırlık hissedersin. Sanki verdiği şey sadece vermek için değildir. Sanki o ilginin içinde görünmeyen bir beklenti vardır. İşte tam orada durup düşünmek gerekir.
Çünkü her veren, gerçekten vermiyordur. Bazıları verirken bağ kurmaz, bağ kuruyormuş gibi yapar. Bazıları verirken özgür bırakmaz, yavaş yavaş alan açar. Ve en tehlikelisi; bazıları verirken fark ettirmeden yön verir. Sana değil, senin üzerinden kendine bir alan kurar.
Bu yüzden birinin sana ne verdiğinden çok, verirken seni neye dönüştürdüğüne bakmak gerekir.
Bir de şu var: İnsan kendinde olmayanı bazen fazlasıyla gösterir. İçinde eksik olan bir şeyi dışarıda büyüterek kapatmaya çalışır. Sevgi de en çok bu noktada kullanılır. Gerçekten hissedildiği için değil, hissedilmesi gerektiği düşünüldüğü için söylenir. Ve o cümleler, bir süre sonra kendi ağırlığını bile taşıyamaz hale gelir.
“Seviyorum” diyen herkes sevebiliyor mu gerçekten? Yoksa sadece sevilmek istediği için mi o cümleyi kuruyor?
Bunu anlamanın yolu, sözlere değil, sürekliliğe bakmaktır. Çünkü sevgi, anlık bir duygu değil; bir hâl meselesidir. Bugün var olup yarın yok olan şey, sevgi değil, ihtiyaçtır. Ve ihtiyaç çoğu zaman karşısındakini değil, kendini düşünür.
İnsan kendini sevmeden başkasını sevemez gibi büyük cümleler kurmaya gerek yok belki. Ama şunu söylemek mümkün: Kendine karşı net olmayan biri, başkasına karşı da net olamaz. İçinde karmaşa olan biri, dışarıya düzen veremez. Kendine yabancı olan biri, seni tanıyamaz.
Ve en önemlisi…
Kendi içinde eksik olan biri, sana sunduğu şeyi gerçekten taşıyamaz.
Bu yüzden artık kulağa iyi gelen her şeye inanmıyorum. Güzel söylenen her sözün arkasında durmuyorum. Çünkü insan zamanla şunu öğreniyor: Gerçek olan şey, kendini ispatlamak zorunda kalmaz.
Sessizdir. Ama nettir.



