Kış soğukluğunu keskin bir şekilde hissettirmişti. Bu soğukluk Ayşe’yi içten içe mutlu etmişti. Çünkü Ayşe, kışın çok üşüyen, atkıları yaptığı kombinlerin vazgeçilmesi olarak gören eşine eşinin sevdiği renkten bir atkı yapmak istemişti. Gitti, yün ipleri aldı, dolabın en üstüne yerleştirdi. Akşam işten çıkıyor, eve gelip yemeğini yapıyor eşini bekliyordu. Eşi de gelince birlikte yemek yiyorlardı. Yemekten sonra Ayşe eline aldığı örgü şişleriyle başlıyordu atkıyı örmeye. Her ilmeğe eşine duyduğu aşkı işliyordu. Ayşe ilmekleri attıkça Ayşe’nin kalbinde bir çocuk sevincinin kıpırtısı beliriyordu. Her ilmek ‘Üşümesin.’ cümlesini taşıyordu. Atkı dizlerinin üzerinde uzadıkça umudu da büyüyordu. Hayaller kuruyordu. Soğuk bir sabah eşi kapıdan çıkarken boynuna saracak ‘Ne güzel olmuş, ellerine sağlık .’ diyecek, gülümseyecekti. Günler geçti Ayşe sabırla, titizlikle, mutlulukla, aşkla atkıyı bitirdi. Akşam eşi geldiğinde heyecanla atkıyı uzattı. Gözlerinin parlayacağını düşündü bir an. Eşi atkıyı eline aldı, baktı:
_Gerek yoktu, ben çok atkı takmıyorum, bir sürü atkım var zaten, herkes bana atkı yapıyor, dedi. Cümle bittiğinde odadaki sıcaklık bir anda çekildi sanki. O cümle bir kapının yavaşça kapanması gibiydi. Gürültü çıkarmadı ama o kapıdan girecek kimsenin olmadığını fark etti. Sesindeki o hafiflik kalbinde ağır yankıya dönüştü. O cümle bütün duyguları paramparça etmişti. Atkı yapmak sevdiğine sarılmanın başka bir yoluydu çünkü, eşi bu sarılmayı fark etmemişti. Ayşe gülümsemeye çalıştı. Gülümsemesi yarım kaldı. Atkıyı tekrar Ayşe’ye geri verdi. Ayşe sessizce atkıyı kucağına aldı. Parmakları ördüğü ilmeklerin arasında dolaşırken gözlerinden yaşlar aktı. O ilmeklerde saklı olan umutları, mutlulukları usul usul ıslanıp boğuluyordu. Gece eşi uyuduktan sonra koltuğun üzerindeki atkıyı aldı, bir ilmeği çekti. İlmekler açıldıkça Ayşe’nin aşkı da dağılıyordu. Atkı kendini yok ediyordu. Yumak gitgide büyürken içindeki heves eriyordu. Dışarıdaki soğuğa atkı örülebilirdi ama içindeki soğuğa ne yapmalıydı? Sabah oldu eşi dolabındaki başka bir atkıyı takıp dışarı çıktı. Ayşe’nin ördüğü atkının nerede olduğunu sormamıştı bile. Ayşe, elleriyle ördüğü atkının bir öneminin olmadığını fark etti. İçi sessizce üşüdü. Eşine söylemek istediği birkaç kelime vardı ama o kelimeler de ilmeklerle birlikte söküldü. Dışarıda sertçe bir rüzgâr vardı. Dolabında seçtiği atkı bir süs atkısıydı, onu rüzgârdan tam anlamıyla koruyamıyordu. O an gerçeği açık biçimde gördü: Dolabındaki atkılar dışarıdaki süslü mağazalardan parayla alınmış atkılardı. Ayşe’nin ördüğü atkısı ise bir evdi.



Okurunuz bol olsun. Kaleminizden çıkan öykülerden bizi mahrum bırakmayın