gitmek istiyorum; yürümek, koşmak, uzaklaşmak… bir gün ansızın elimde bir valizle, sanki sıradan bir yolcuymuşum gibi bir terene binmek istiyorum. gideceğim yer belliymiş gibi…
istasyonlarda beklerim günlerce. sanki bir beklediğim varmış gibi. belki düşünürüm o sırada. hiç bilmediğim, adını duymadığım bir kasabaya giderim sonra. bir simit alırım, bir poğaça. birkaç bardak çay ısıtır içimi. kasabanın meydanına giden bir araca binerim. iki odalı bir ev kiralarım. birinde gündüz, birinde gece kalmak için. birkaç parça eşya olsa bana yeter. fakat hiçbirini sahiplenmem. hiçbirine anlamlar yüklemem. çünkü onları da bırakacağım bir süre sonra. bırakmak isteyeceğim, biliyorum. yük değil yoldaş olacaklar bana; yollarda değil, duraklarda.
insanlar tanıyacağım, iyi ve kötü insanlar. korkak, mutlu, nazik, aşık, meraklı, yorgun, arsız, memnun, cesur, kabullenmiş, iki yüzlü insanlar. pazarlarına gideceğim, bakkallarına. çocuk parklarında oturacağım. merak edecekler beni, arkamdan konuşacaklar. belki kaçak diyecekler, belki gezgin. ihbar edenler olacak beni. sonrasında utanacaklar.
yaşadığım yeri görmek isteyen komşular olacak. kapıya gelecekler. kabul edeceğim onları. kahve ikram edeceğim, sohbet edeceğiz. sorularına kısa cevaplar vereceğim. çok soru sormayacağım, birkaç tane, o da mecburen. hepsi bu kadar.
vakit geldiğinde tekrar yollara düşeceğim, beni bekleyen istasyonlara. sadece insanlar mı beklerler trenleri. peki onlar? hiç beklemezler mi bizi, tekrar görmek istemezler mi? demir yığını gibi görünseler de taşımak istemezler mi umutlarımızı, yorgunluklarımızı, hayallerimizi?
onlar da biliyorlar, bırakılan eşyaların aslında anılara doluşup bizimle geldiğini. bir kaşığın hatırlattığını, bir kokunun içimizi sızlattığını, bir ekmeğin huzurunu, bir koltuğun dinginliğini, bir bardağın soğukluğunu, bir aynanın gerçekliğini…
çok şey değişir, adımız bile… yıllar, yollar, hayaller, planlar, anlamlar. oysa hatırladıklarımız değişmez. nereye gidersek gidelim ruhumuza ekli bir gölge gibi bizimle gelirler. ensemizde gezinen bir çift göz gibi, aldığımız nefeste içimize dolar gibi, uyumadan önce bizi bir fanusa koyar gibi. belki ölümsüz bir fotoğraf gibi…
bir zaman sonra yolcu değil yol olacağım, yağmur damlalarıyla ıslanan bir topraklı bir yol belki. bir asfaltın altında kalan çiçek tohumlarını göreceğim. hep bir yere yetişmeye çalışan adımlar geçecek üzerimden. ‘nasılsa unutamayacaksınız’ diye fısıldayacağım onlara. ‘koşarsanız varırsınız bir yere ama kendinize değil.’



