Burçin Kıtır
Anne bana vurdu diye ağlayarak girdi eve Meltem. Annesi şok olmuş halde önce bir kaldı elinde kapının kulplu olduğu halde. Yavaşça kendine gelince hızla daldı çocuk odasına. “Söyle yavrum kim bu, ne demek vurdu, nasıl vurdu, ne hakla?” diye tespih gibi dizdi soruları peş peşe.
Anne Osman, Osman bana vurdu. Oysa ben onu seviyorum hem de bu hayatta bir tek onu seviyorum, diye ağlıyordu küçük kız. Bir yandan da okul süveterini kafasındaki pembeli tokadan kurtarmaya çalışıyordu. Annesi elleri buz kesmiş halde öylece seyrediyordu kızının acemice kıyafetiyle boğuşmasını.
Yedi yıl sabah akşam dua ede ede en sonunda kavuşmuştu Meltem’e. El bebek gül bebek denir ya cidden o şekilde yetiştirmiş yanında yöresinde bir kötü söz hatta hatta bir of bile edilmesine izin vermemişti. Şimdi Osman denen piç herkimse artık kızına vurmuş öyle mi? O Osman’ı bulup anasının babasının önünde kesse doymayacak sanki kini. Kızını ürkütmeden ağzını aramaya devam etti.
Kızım bu Osman, sizin sınıfta mı hiç duymamıştım adını?
Anne bizim sınıfta değil ama okulda. Çok tatlı ananemin sütlaçlarından bile tatlı. Her teneffüs okulun arkasında gizlice buluşuyoruz. Genelde hemen gelir bana sarılır ben de onu öperim ama bugün ben onu öpmek için uzanınca bana vurdu. Valla ben bir şey yapmadım sadece öpecektim.
Handan duyduklarıyla hâlâ olayı çözememişti ama okulda yarın kopacak fırtınayı da hayal etmişti. Kızının okuldaki bir çocuktan dayak yemesi bir yana gizli gizli okul arkasında sarılıp öpüşmek mi.? Bu nasıl bir rezalet?
Sabah okul saati gelince Meltem’i okula yollamayıp babaannesine bıraktılar kocası Harun’la ve soluğu okulda müdür odasında aldılar. Bağrış çağrış kavga gürültü derken odaya okulun hademesi Nurgül girince biraz sakinler gibi oldular. Nurgül olaydan habersiz,
Aysel hocam, Osman’ın maması bitmiş de sizin diyet yoğurttan iki kaşık alsam olur mu? diye sorunca olay utançla açıklığa kavuşmuş oldu.

