Burçin Kıtır
Nefesimi düzenlemeye çalışırken dalların arasına biraz daha sıkıştırıyorum kendimi. Bugün neden mavi giydim sanki? Her gün giydiğim kahverengi entarimi neden seçmedim? Diye isyan ediyorum içimden kendime.
Görmemeliydi beni. Görürse yakalanırım ve bu oyun biter. Kaybeden olmak istemiyorum. Bu sefer olmaz. Bugün oyunun kazananı olmalıyım. Keşke elma ağacı yerine daha sık dalları olan bir ağaç seçseydim. Mesela şu kara dut. Hem dalları yüksek hem de yaprakları sık. Asla bulmazdı beni o ağaca saklansaydım.
Yaklaşıyor. Duyuyorum kuru dalları çiğneyen çizmelerini. Bu sefer beni görmesin, n’olur görünmez olayım diye dua ediyorum. Olmuyor, hala görünürüm.
Bacağıma yapışan el beni aşağıya çekiyor. “Sobe “diyor çatal dili arasından görünen sivri dişlerini göstere göstere. O yılan bakışı görünce neden elma ağacını seçtiğimi daha iyi anlıyorum.


