Yerçekimi yanıldı.
Düşen yalnızca binalar değildi;
zaman da düştü,
doğrulmadı.
İnsan evden çıkmadı.
Ev, insanın içinden çıktı.
Duvar dediğimiz şey
gerçek sanılan bir alışkanlıkmış.
Toprak sarsılmadı belki.
Biz
dünyaya tutunmayı
yanlış öğrenmiştik.
Saatler çalıştı,
anlam durdu.
Bir şehir
yerini kaybetti.
Kimse “buradayım” diyemedi.
Sonra
bir “sonra” kaldı.
Şehir askıdaydı,
bir düşüncenin ortasında.
Eşyalar sahipsizdi.
Bir sandalye hatıra,
bir ayakkabı
yarım kalmışlıktı.
Felsefe
tek bir soruya dönüştü:
Bir şey yıkıldığında
insan
nerede kalır?
Zaman genişledi.
İçinde yürüdük, varamadık.
6 Şubat
geçmedi.
Yanımızda duruyor.
Ve biz
yaşamaya değil,
alışmaya çalışıyoruz:
Askıda kalan zamanın içinde.



