• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Anlatı

SESSİZLİĞİN SESİ

Bahar Umurtak by Bahar Umurtak
5 Ocak 2026
in Anlatı
0
0
SHARES
10
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Bu anlatıyı bana ilham veren Virginia Woolf’a ithaf ediyorum!

 

Elinde, tepesinde Snoopy’nin kısa bir yayın üzerinde titreyerek sallandığı uğurlu kalemiyle masanın önündeki sandalyesine oturmuş bekliyor. Sinirli ve şiddetli sarsıntılarla ellini oynattıkça köpekçik deli gibi sağa sola saldırıyor… Hava karamaya başladığından beri yerine mıhlanmış, öylece oturmuş düşünüyor. Çıt yok! Off! İç sıkıntısı bu… Bavulunu toplamış yolculuğa çıkmaya hazır, peronda bekliyor. Tren onsuz kalkmamalı… Meditatif bir halde gözleri kapalı ama ne gelen var ne giden… Sessizlik.

 

Neden istediği zaman yeşil düğmeye basıp kapısını açamadığı için sabırsız. Off, poff! Bu odada, bu masada ve camın önündeki bu sandalyesinden başka bir yerde asla olmaz. Nasıl olur biliyor, hala vakit gelmedi mi diye düşünüyor. Çeşmenin başında oysa. Akış, kaynaktan fışkıran som altın sarısı ışıltılarıyla bir nehir gibi başından aşağıya doğru akmaya başlayacak… Tüm yaşam onunla olacak. Sadece o mu? Herkes o ilahi coşkulu anı bekliyor! Hepsi heceler halinde inecekler belleğine ve birleşip önce kelimeler sonra cümleler oluşturacaklar. O da lekeleyecek benliğiyle önünde duran temiz bir beyaz sayfayı, basacak mürekkebi üzerine ve suyun gücüyle yarınları yazacak.

 

Her şeyi önceden planlamış. Kahramanı eve girdiğinde esas konuya girecek. Nasıl yazacağını biliyor, önceden epeyce not tutmuş. İyi de şu kahrolası ritim nerede? Sabırsızlanıyor. O sesi yüreğine nakşedip dans edecek bitki, hayvan ve insanla. Toprak yerine sesi, hava yerine ateşi koyup en sonunda ışığa varıp sulayacak her anı. Dört elementi biliyor da başlangıç için ışığı kim yakacak? Bir şarkı veya bir türkü duysa keşke. Ya da bir nota, “la la la!” O nameyle Birlik Kapısı’ndan girecek. Nasıl yapacağını biliyor. Biliyor da şu kahrolası yol neden hala kapalı, onu düşünüyor. Ne ileri ne de geri gidebiliyor:

 

-Açın kapıları! Bakın, kalakaldım burada. Tek bir kelime dahi yazamadan yerimde sayıyorum!

 

Her gecenin sonunda aydınlık olur ya hani, bu karanlığın sonunda da elbet şafak sökecek. Doğa uyanacak. Bir çiçek ya da bir böcek, vana açıldığı an sesleri duymaya başlayacak. BİZ’i duyacağı anda yüzündeki ışığı görmek istiyorum. “Eh, hadi ama sıkıldım burada pineklemekten,” diyerek gözlerini kapattı. Yüreğini dinliyor.” Tısss… “Dur, bir yeşil çay yapayım kendime, belki ilham gelir,” dediyse de sonra vaz geçti. “Kımıldamayayım bir yere,” geldiğinde kaçırırsa diye endişeli. Uğultu başlamadan önce birkaç kelime de olsa yakalaması gerektiğini biliyor. Tısss! Bu sessizlik onu deli edecek! Kuş ötüyor, rüzgar esiyor ama o hala yok orada… Onunla da konuşsunlar diye bekliyor. O zaman ayrılık bitecek. “Hani nerede lir çalan Penelope? Ya cennet bahçelerinde şakıyan bülbül? Bakın daha bir satır bile yazamadım!” diyerek usançla önünde duran temiz sayfaya bakıyor.

 

Sıkıntı tınıyı duyamamak. İşittiği, sinir bozucu bir sessizlik. Her şeyin ahenkle çınladığı o tekliğin sesini duyamıyor. Ah o ritmi bir duyabilse, hemen yazamaya başlayacak. Kimsenin bilmediği kara deliklerin içine girip nihan olan insanı kaleme alacak. Hatta sayfanın sonu dahi onu durdurmaya kifayetsiz kalacak ve akıp gidecek her ana. İncilerini dizecek boşluklara ve tamamlanacak. Dokuma tezgahındaki bir kilim gibi, üreyen bir örgüyle uzanacak ummanlara. Köklerinden göklere varacak ve aşağıya bakıp “gel!” diyerek seslenecek. “Sen de gel! Peronda bekleyen hiç kimse kalmasın!” Ayrılık bitecek. Ölümlüler ölümsüzleşecek. Zamanı gelmedi mi daha diyerek sorguluyor. İşte, altın başaklar bir sağa bir sola sallanıyorlar. Aşkın şarkısını söylüyor her bir can. Hepsinin bir tek olup kaynaktan geçişlerini gıptayla izliyor… Kırklar Kapısı’nın önünde olduğunu biliyor. Yaşamın tınısı orada, her şeyin birliği orada ama o hala yoklukta. Kapıyı çalıp geçmesi gerek. Ancak o zaman çektiği acılar sona erecek. Tak tak tak!

 

-Hey canlar, beni de yanınıza alın! Alın da Kırk Kapı’nın ışığı olayım. Benim ocağımın da bacası tütsün artık. Çok geç olmadan, bir pervane misali ateşlere atmadan kendimi, izin verin geçeyim. İzin verin de yanmadan kendim olup insanca yaşayayım. Ya küllerinden doğduğunu söyleyen yalan söylemişse? Ya yanıp tutuştuktan sonra şakıyan bir bülbüle dönüşememişse ne olacak? Bakın; kitap benim, Mukaddes Kitap Olan İnsan’ım ben ama lanet kalem yazmıyor ki! Mürekkebi bitmiş. Bir şey var boğazımı tıkayan, nefesimi kesiyor. Sanki bir el, sıktıkça sıkıyor. Biliyorum, her şeyi biliyorum ama içimde kör düğüm olan sırları çözüp cümlelere dökemiyorum işte. Bir göl misali öylece donuk kaldım. Hey tanrım, bütünlenemedim mi yoksa? Hala biçare bir yarım olamam ben, değil mi? Benim sizinle olmam lazım! diyerek haykırdı. İçeriden gelen soğuk bir ses, “bize veli gerekmez,” diyerek onu içeri almadı. Korkunç! Alı al moru mor oldu. Yüreğinde kabaran deniz coştukça coşuyor, dalgalar iner gibi yapıp köpük köpük kabarıp daha da yükseğe çıkıyorlar. O kapıyı açmak zorunda olduğunu biliyor… Tak tak tak!

 

-Ben sizin fakir bir kulunuzum, izin verin de sizinle olayım erenlerim, dediğinde kapı ardına kadar açılıyor. İşte tam bu anda bir patlama sesiyle irkiliyor! Öyle bir ses ki bu ses, neredeyse kulakları sağır edecek bir bomba patlıyor! Hiç bir şey yokken aniden duyduğu bu çığlıkla yokluk, varlığa bürünüyor. Bu dünyanın dipsiz kuyusundan serin sular çekip, içinde yanan ateşi söndürüyor… İşte rüzgar da estiriyor şarkısını… Bir anda bir titreme geliyor, bir anda bir ışık yanıyor ve içinde bir volkan patlıyor. Sessizlik sesleniyor ve nihayet gözlerinin üzerindeki perde yavaş yavaş aralanıyor. Bakın şimdi görüyor onları… Kaf dağının altın gözlü kuşları uçuştalar. O şiddetli seslenişle yer ve gök birbirine karışıyor. Böylece bir teklik oluşuyor. Oh, işte huzura vardı. İşte; bakın, beklenenler artık zirvelerden dünyaya inmeye başlıyor. Ha aktı ha akacak derken, bir de baktı kendinden kendine geçişini yapmış. Aynı anda hem orada hem de odasında…

 

Kendini bilebileceği bir yoğunlukta olduğunu anlamıştı. Artık bilginin kaynağındaydı. Onun sesi de sözü de yaşamın tınısında olacaktı. İşte, Altın Kalem’le yazmaya başlıyor. Yaşıyor ve yaşatıyor her bir canı. Big bang gibi çınlayan o sesle sessizlik sesleniyor. Hece hece kelimeler akıyor ve ilk cümlesini aşkla yazmaya başlıyor.

Sevgiyle,

Bahar Umurtak

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Tags: kırklarsessizlikyazı
Previous Post

Modern hayat

Next Post

AVUÇLARIM

Bahar Umurtak

Bahar Umurtak

Bahar Umurtak 1962’de Üsküdar, İstanbul’da doğdu. Lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, ailesi ile birlikte İngiltere’ye taşındı. Londra’da City Üniversitesi’nde Biyolojik Kimya okudu ve bölümü birincilikle bitirerek Nelson Prize ödülüne hak kazandı. İngiliz hükümetinden burslu olarak 1985-1989’da Southampton Üniversitesinde Biyokimya dalında doktora ve sonra 1989-1991 yılları arasında Zürih Üniversitesinde genetik üzerine post-doktora yaptı. Türkiye’ye döndükten sonra 1994 yılında Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesinde “Çağdaş Yönetim Teknikleri” ihtisas programını tamamladı. İlaç ve medikal sektöründe çalıştıktan sonra emekli oldu. Ocak 2018’de deneme türünde olan ilk kitabı “Dünya Bir Meyve Bahçesidir”, Kasım 2018’de Gülden Zengin ile beraber bir kişisel gelişim kitabı olan “Geçiş” ve 11.Şubat 2022’de tarihsel bir üstkurmaca olan ilk romanı “Merdiven”i kaleme aldı. Ekim 2022’de “Yürekten Kaleme Öykü Senfonisi” isimli öykü seçkisine “Hayat Ağacı” isimli öyküyle katıldı. 2022 tarihinde Korhan Altunyay Yazarlık Akademisi’nden bir grup arkadaşının bir araya gelmesiyle oluşan “Hayat Öyküdür” ortak kitapta “Sessizliğin Sesi” ve 2023 yılında “Kalem İzleri” kitabında “Günün Gözü” isimli öyküyle yer aldı. Ocak 2023’de ilk Novellası “Günferi” okuyucularla buluştu. Mayıs 2022’de Amasya Dernekler Federasyonu’nun düzenlediği “Ferhat İle Şirin Öykü Yarışmasında” “Dünya Bahçesi” isimli öyküsüyle Jüri Mansiyon Ödülü’ne layık görüldü. 2008 yılından beri Süper İnsanlık Realitesi Derneği’nde gönüllü olarak Halkla İlişkiler Uzmanı olarak görev yapmaktadır. Halen Korhan Altunyay Akademi’de yazarlık eğitimlerine devam etmektedir. Şu sıralar yeni romanı üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.

Next Post
AKLIMDA BİR HASRET VAR

AVUÇLARIM

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Kimi zaman hayat gerçekten çok gri, değil mi?
  • OLDUKTAN SONRA
  • Acı Bir Sonda Görüşeceğiz – Placebo
  • Fanustan Sudan Çıkmış Balığa
  • hello world

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.