Kafaların içinde açılan ey eşsiz dünya
Asıl sen insanın çivisini çıkartırsın hem de kanıta kanıta
Bazen dibi boyladığın kara bir deniz olur o
Hiç istemesen de sarılırsın orada çıngıraklı yılana
İnsan, defalarca kez denemeli mutlu olmayı
Kamburu çıksa da sanki kanatlanırmış gibi uçmayı
Çünkü o dünyada açlıktan tüylerini yolar akbabalar
Beklerler tepende mutsuzluktan ölüyor olmanı!
Acı, acı; aşk, duvarlar ve Kudüs
Omzundaki melekler hep bi’ melül, sanki hep bi’ küs
Defterini kapatıp dürer ve düşünürler,
“Bütün bu insanlar niçin bu kadar şükürsüz?”
İşte ben bu dünyada ters kelepçe yemiş gibiyim kalbime
Kalkıp terk etmedikçe mahkumu, ulaşamıyorum menzile
“Çarparken parçaladı bizi kendi yüreğimiz” demiş ama
Nasıl sökeceğiz onu, hiç öğretmedi bize Rilke
Umut, zemberek değil sensin her sabah insanı uyandıran
Zarar ziyan, onca yalana rağmen durup soluk aldıran
Evet, yalan düşlerin; gece, ömrün ve her şey
Ama sen sanıyor muydun ki çırpınarak uyanışların yalnızca kâbustan?
Fırlatıp atasın gelir işte bazen bu dünya denen feleği
Diş kırar gibi kırıp kıtalarını birer birer eline vermeyi
En çok da böyle zamanlarda istersin hem de, en çok…
Yani gülerken yüzün durduramıyorsa için, için için gözyaşı dökmeyi
Dök dökebildiğine
Döktüklerinle gamsız çöller kurtulur
Zaten elbet bir gün
Gözyaşların da durulur



