Ah, Mona Roza…
Bir şeyler koptu sen gittikten sonra,
Kaldırımlar sustu, sokaklar dondu.
Güller açmaz oldu hiçbir sabah,
Bir tek yokluğun büyüdü durdu.
Ak güller kurudu içimde,
Siyah güller sardı her hecemde.
Bir mevsimden fazlasıydın bana,
Şimdi mevsimler bile küstü yalnızlığıma.
Sardunyalar baş eğdi rüzgâra,
Menekşeler kokmaz oldu duvarımda.
Her çiçek suskun, her yaprak yorgun oldu,
Toprak bile seni bekler oldu, Mona Roza.
Geceleri sessizim, konuşmam kimseyle,
Bir boşluğun içinden geçer gibiyim.
Mona Roza, seninle giden o ışığımla,
Sanki her nefeste biraz daha eksiliyorum.
Sen yoktun…
Ve her şey darmadağın oldu.
Ak güllerim karardı,
Kuşlar bile uçmaz oldu gökyüzünde.
Sokaklar bile sessizliğe alıştı, Monarozam,
Kimse konuşmaz oldu benle, herkes susar oldu burada.
Sanki sen gidince sustu bu şehir,
Haklı sözler dağıldı yabancı duvarlara.
Bir gece kalktım yerimden sessizce,
Özleminle yanıyordum,
Açtım kapıyı, sokaklar ürkekti.
Adımlarım yankılandı duvarlarda,
Sanki içimde ne varsa döküldü tek tek.
Ve sonra
Bir fırının önünde insanlar diziliydi,
Saat emeği çeyrek geçiyordu Monarozam, umut ise ekmekle ölçülüyordu.
Küçük bir çocuk, “Anne, bu gece aç uyuyalım mı?” dedi.
Ve ben, bir taş gibi kaldım o cümlenin ortasında.
Bir ofis camında yansıdı bir genç,
Elinde özgeçmiş, cebinde bozukluk.
“Biz bu ülkeye fazla geldik,” dedi sessizce,
Gözleri önümden değil, içimden geçti Monarozam.
Bir pazar tezgâhının ardında bir kadın,
Yere düşen domatesi silip torbasına koyuyordu.
“Yarın çocuk okula aç gitmesin,” diyordu içinden,
Ve ben, içimden bir dua bile edemedim… Sustum, Monarozam.
Bir kahvede oturuyordu yaşlılar,
Kimi bastonuna, kimi sessizliğe yaslanmış.
Radyo açıktı, ses yoktu, çaylar bayattı,
Ve dışarıyı izliyorlardı, sanki orada olmayan bir zamanı.
Köşe başında bir çocuk, dizleri kir içindeydi,
Kâğıttan gemiler sürüyordu biriken çamura.
Söyleyecek çok şeyi vardı aslında, Mona,
Ama kimse dinlemiyordu artık çocukları buralarda.
Bir rüzgâr esti ansızın omuzlarıma,
Gençlerin sesi savrulmuştu kaldırımlarda.
Valizleri ellerinde değil bu sefer, gözlerindeydi sanki,
Gidenler gitmişti, kalanlar susuyordu arkamda.
Bir anne oturuyordu cam kenarında,
Dua ediyordu yitirdiği oğlunun adına.
Pencereye asılıydı sessizliğin gölgesi,
Ve gece bile dar geliyordu bu sokaklarda bana, Monarozam.
Bir duvar afişine takıldı gözüm,
Adaletin adı yırtılmış, solmuştu rüzgârda.
Ne bir iz kalmıştı, ne de bir yüz,
Sadece içimde tanıdık bir eksiklik vardı daha.
Ben artık dua da edemiyorum, Mona,
Tanrı bile bana susmayı öğütlüyor.
İçimde bir çocuk her gün ölüyor,
Ve ben, her gece ona mezar oluyorum.
Bir lokma ekmeğimi bile bölmeye utanıyorum, Monarozam,
Çünkü paylaşacak kadar bile yok bende.
Gözyaşlarımı bile boşa harcamamaya başladım,
Zaten ağlamak bile lüks oldu bu kentte.
Bazen bakıyorum ellerime uzun uzun,
Hiçbir şeyi tutamamış, kimseyi koruyamamış…
Ve anlıyorum, Mona,
İnsan sadece kaybedince değil, tutmamışken de tükeniyor.
Kendimden utanıyorum, konuştuğum her cümleden,
Çünkü kelimeler artık karnını doyurmuyor kimsenin.
Sözcükler boş, hayat boğuk, yollar ıssız,
Ve susmak bile, artık kendini öldürmenin başka bir şekli.
Ve ben, bir çocuğun gözleriyle yazıyorum sana, Mona,
Toprağa basan çıplak ayaklar gibi sessiz.
Bir annenin iç çekişiyle doluyor bu satırlar,
Her biri bir bekleyiş, her biri bir his.
Ah, Mona Roza…
Sen olsaydın, belki uyanırdı bu şehir,
Belki bir çiçek filizlenirdi taşların içinde.
Ama şimdi her ses yankısız düşüyor,
Ve umut bile beklemiyor kendi kendini.
Neredesin, Mona Roza?
Güneşin doğduğu tepelerde misin?
Yoksa beni unuttuğun şiirlerde mi?
Ben hâlâ aynı yerdeyim…
Sana yazdığım, unutulmaktan uzak yaşımdayım.
Şehir çok sessiz,
Sanki herkes ayrı ayrı yalnız.
Kalabalıklar var ama içi boş,
Kalpler sarkık, sokaklar yorgun, bakışlar baygın.
Sokaklara bastıkça daha çok anlıyorum:
Senin yokluğunla bu kargaşa yan yana değil,
Ama birbirine çok benziyorlar, Mona Roza.
Biri içimi yakan, biri dışımı titreten bir sessizlik.
Ah, Mona Roza…
Senden sonra ne yazdıysam hep yarım kaldı,
Bir satırda adın, diğerinde sessizlik vardı.
Bu mektup sana değilse bile herkese eksik,
Çünkü sen yoksan hiçbir kelime tam değildi zaten.
Ah, Mona Roza, neredesin?
Ak güller… Siyah güller…