
Bugün konuğumuz Mutlu Yıllar Yokuşu kitabının yazarı Güler Yaşar Özafacan. Öncelikle hoş geldiniz. Tanımayanlar için soruyorum: Kimdir Güler Yaşar Özafacan?
1979 yılında Konya’da doğdum ve eğitim hayatımın tamamı Konya’da geçti. Selçuk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra yaklaşık on yıl Afyonkarahisar ve Ankara’da Edebiyat ve Türkçe öğretmenliği yaptım. Uzun zamandır da Ankara’da bir devlet kurumunda çalışıyorum. Okumayı, yazmayı ve yeni yerler keşfetmeyi seviyorum. Farklı kültürler ve deneyimler, yazma sürecime ilham kaynağı oluyor.
Bu sizin ikinci kitabınız. İlk kitabınız Sessizlikte Kaybolan Sevgiler 2016 yılında çıkmıştı. Konumuz Mutlu Yıllar Yokuşu olduğu için sorularımız bu kitaptan gelsin. Okurlardan gelen yorumlar nasıl?
İlk kitabımın ardından uzun bir bekleyişim oldu. O dönem tabi ki edebiyattan ayrı kalmadım. Kendi bloğumda kitap incelemeleri ve öyküler yazdım. Ayrıca çeşitli dergilerde öykülerim yayınlandı.
Farklı dergilerde yayınlanan öykülerimi 2024 yılında “Göz Bebeğim” dediğim Mutlu Yıllar Yokuşu kitabında bir araya getirdim. Okurlardan olumlu tepkiler alıyorum; özellikle dile hâkimiyetim ve konulara bakış açım konusunda güzel geri dönüşler oluyor.

Kitap kapağı çok dikkat çekici. Burası Türkiye’de mi?
Mutlu Yıllar Yokuşu kitabımın kapak tasarımının bir öyküsü var. Kitaptaki her öykünün başında bir karakalem çizimi bulunuyor; bunları, Güzel Sanatlar Fakültesi’ne hazırlanan genç ressam Gülümser Eda Öz tarafından çizildi. Kapak tasarımını ise arkadaşım Grafiker Esma Sayın hazırladı. Öykülerdeki resimleri kapak içine gizledi.
Ben bunu bir okur olarak söylüyorum. Öykülerin her biri birbirinden güzel. Sizin bu kitapta favoriniz hangisi?
Mutlu Yıllar Yokuşu’nda on üç öykü yer alıyor. On üç farklı yaşam, on üç farklı karakter, on üç olay ve duygu… Aslında kitabınız basıldıktan sonra sizden çıkmış oluyor. Bir okur gözüyle bakıyorsunuz öykülerinize.
Az Kaldı öyküsünde anılara tutunarak yaşamanın zorluğunu, Çay Molası’nda büyük şehirlerin keşmekeşliğinin huzursuzluğu, Mor Menekşeler’de sakin bir kasabanın samimiyetini hissediyorum. Ne Çektin öyküsünde ise düşündürürken gülümsetiyor. Yani her öyküde farklı yaşamlar görmek, farklı şeyler hissetmek beni mutlu ediyor. Bu yüzden favorim dediğim bir öyküm yok, ama Ya Nasip öyküsü her okuyuşta bende farklı duygular uyandırıyor diyebilirim.
Deyim ve atasözlerini oldukça yerinde kullanıyorsunuz. Bunu bilinçli mi yapıyorsunuz?
Aslında bilinçli yapmıyorum; yazarken bir anda dökülüyor deyim ve atasözleri. Sanırım uzun yıllar öğretmenlik yapmış olmanın ve dili etkili kullanma alışkanlığının bir sonucu bu.
Rahmetli Özkan Uğur’a ithafen Sevgili adında bir öykü kaleme aldınız. Özkan Uğur denilince ne hissediyorsunuz?
Özkan Uğur çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir sanatçı. Vefatına tüm Türkiye gibi ben de üzüldüm. Televizyonda cenaze törenini izlerken tabutunun yanındaki gitar dikkatimi çekti. O an Özkan Uğur’un sahnedeki hali gözümde canlandı. Yaptığım araştırmada ilk gitarını Barış Manço’nun hediye ettiğini öğrenince, Özkan Uğur’un gitarının ağzından öykü döküldü dilimden.

Öykülerinizde gerçek yaşamdan izler var mı?
Öykülerde muhakkak gerçek yaşamdan izler vardır. Kurgu bile olsa, yaşadığınız, gördüğünüz veya duyduğunuz bir olaydan etkilenirsiniz. En iyi okuyucularımdan biri annemdir; öykümü okuyunca “Sen bizim komşuyu mu, halanı mı, dayını mı, bizi mi yazdın?” diye sorar. Çoğu zaman fark etmesem de “Aa evet, ondan etkilenmişim” derim.
Benim favorim Ya Nasip ve Tarhana Çorbası. Bunu belirtmek isterim. Yeni öyküler gelecek mi?
Yeni öyküler yazmaya devam ediyorum. Hatta üçüncü kitaba hazırlık yapıyorum. En kısa zamanda çıkacağını düşünüyorum.
Bizimle röportaj yaptığınız için çok teşekkür ederiz. Yeni çalışmalarınızı merakla bekliyoruz.
Ben teşekkür ederim bu güzel röportaj için. İyi çalışmalar dilerim.

