• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

Yakın Sızım / Neslihan Bağlaç

Neslihan Bağlaç by Neslihan Bağlaç
14 Şubat 2026
in Öykü
0
Yakın Sızım / Neslihan Bağlaç
0
SHARES
45
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

    

                                                                                                   

                                                                                    “Birbirimizi aramaksızın yürüdük ama birbirimizi

                                                                                        bulmak için yürüdüğümüzün farkındaydık.” 

                                                                                                                             -Julio Cortazar  

 

 

Yüzündeki kesiğin derinliğini yakından görebilmek için aynaya daha da yaklaştı. “Anasını sattığımın yokluğu, bizi bu adi jiletlere muhtaç etti!” diyerek elindeki köpüklü ve kanlı tıraş bıçağını çöpe attı. Aslında suç, tıraş bıçağında olduğu kadar yıllara yenik düşen gözlerinde ve titreyen ellerindeydi de. Banyo dolabındaki pamuk kutusundan küçük bir parça pamuk koparıp üzerine birkaç damla kolonya damlattı. Kesiğin üzerinde biraz bekletip, onu da tıraş bıçağı gibi çöpe fırlattı. 

Mutfağa geçtiğinde her sabah yaptığı gibi evdeki sessizlikle zihnindeki sesliliğin kavgasına son vermek için radyoyu açtı. Çay demlenir, yumurta haşlanırken, akşamdan kalan yarım ekmeği ekmek tahtasının üzerinde dilimleyip tost makinesinde ısınmaya bıraktı. Peynir ve zeytini çıkarmak için buzdolabına elini attığı sırada, geçmişte kalmış bir dostun adımlarını andıran şarkının ezgisi aheste aheste giriş yaptı kulaklarına. Daha dün mırıldanmıştı içinden, “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım…” diye. Buna tesadüf mü, yoksa tevafuk mu deniyordu? Yıllar önce bir bahar akşamı, balkonda göğe bakarak emsalsiz bir aşk dilerken mırıldandığı şarkıydı bu. Dün akşam da tıpkı yıllar önce yaptığı gibi bu şarkıyla tekrar dilemişti onu farkında olmadan Tanrı’dan.  

                                                                                *** 

Gençti, etrafında bir sürü kız vardı ama kendine kendi kadar yakın hissedeceği bir kız yoktu. Dileğinden kısa bir süre sonra, karşı binadaki orta daireyi alan ailenin genç kızına takıldı gözü. Takılış o takılış. Gözünü alamıyordu, devamlı balkondaydı. Her gün, göğsünü germiş Yunan heykeli misali dikilip kıza bakıyordu. Kız ilk başlarda onun bakışlarından rahatsız olmuş olacak ki devamlı kaçıyordu. Çok sonraları, ürkek kedilerin şiddetli bir sevgiye boyun eğdiği gibi yavaş yavaş alıştırdı başını o yöne çevirmeye. Evde, işte, yemekte hatta uykusunda bile aklındaydı kız. Hem ona yaklaşmak istiyor hem de onu ürkütüp kaçıracak bir davranışta bulunmaktan imtina ediyordu. Her şeyi akışına bıraktı, uzaktan sevmek de güzeldi. Kendiliğinden olan şeyler mutluluğu da beraberinde getirmez miydi? Beklemek sancılıydı ama sonunda doğum vardı… Ve hiçbir çiçeği vaktinden önce açmaya zorlamamalıydı. 

Gel zaman git zaman, doğum sancılarını duyan ebe misali yetişivermişti Ayşe. Kardeşinin fakülteden arkadaşıydı. Onu karşı balkonda görünce, şaşkınlığı sevince doğru koşmaya başladı. Ayşe de onu fark etmişti ve heyecanla karşı balkona el sallamıştı. Tanrı, elini Ayşe’yle uzatmıştı onlara. Herkesin aşkı kendine güzeldir… Onlarınki de öyleydi. Aşkın ve sevginin en masum, saf, çıkarsız halini yaşadılar… Ta ki her şey çok güzel giderken, ortada hiçbir neden yokken kızın ayrılmak istemesine kadar. Ne “Neden?” diye soran oldu ne de açıklama yapan. Perdeler bir bir çekildi ve oyun bitti!  Ayşe çöpleri çatmıştı fakat çöpler çok güçsüzdü. Üzerlerindeki baskıya dayanamayıp kırıldılar; daha büyük bir yükün, aşk acısının altında ezileceklerini bilmeden! Her güzel şey çabuk biterdi zaten. Sevdiğinin yüzü günden güne silinmeye yüz tutsa da hafızasından, duyduğu aşk daha da güçlenerek büyüyordu kalbinde. Yıllardır ne zaman balkona çıksa, karşı balkondan yüreğine bir kor sıçrar sanki. Sızım sızım sızlar her yanı. Hem yakınım hem uzağım, yakın sızım, deyip kederlenir. Son günlerde yüreği daha da sızlamaya başlamıştı ve onu aynı dileği tekrar dilemeye doğru hızla itiyordu. Peki, aynı dilek iki kere kabul olur muydu? 

                                                                                *** 

O da ne! Bu koku da nereden geliyordu? Burnuna gelen yoğun yanık kokusuyla, daldığı maziden çıkış yapmak zorunda kaldı. Ekmekler yanmış, mutfağı duman kaplamıştı. Elleriyle dumanı dağıtmaya çalışan bir iki hareket yaptı. Baktı olacak gibi değil, evin bütün pencerelerini tek tek açtı. Tost makinesinin arasında kömür parçalarını andıran ekmek dilimlerini çıkarırken, radyo sunucusu elektriğe zam yapıldığını duyuruyordu. Kapkara ekmeklere bakıp, dalgınlığına sunturlu bir küfür savurdu. Ekmek tahtasının üzerindeki kırıntıları avucuna doğru süpürürken, “Ulan altmış beş yaşına gelmişsin, hâlâ aşk meşk düşünüyorsun, tuu yazıklar olsun sana, akıllanmazsın sen…” diyerek kendi kendine söylenmeye devam ediyordu. Avucuna topladığı ekmek kırıntılarını kuşlar yesin diye balkonun mermerine koyduğu sırada gözlerine inanamadı! Yıllardır kapı duvar olan karşı dairenin, tozdan pislikten neredeyse görünmez hale gelen pencereleri sonuna kadar açıktı. Olabilir mi? Bu olabilir miydi? Mümkün müydü? Sağa sola eğilip parmak uçlarında vücudunu yükseltmeye çabalayan hareketlerle evin içini görmeye çalıştı ama nafile, kimseyi göremedi. Bu tesadüf olamazdı. Bütün kalbiyle istediği dilek ikinci kez kabul olmuştu. Tanrı, onu geri vermişti. Hissediyordu. 

“Terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi…” diyordu bu defa radyoda çalan şarkı. Sanki az önce aşk meşk düşlerine dalıp ekmekleri yaktığı için kendi kendine söylenen o değilmiş gibi koşar adım kapıya yöneldi. Kapının eşiğinde duran ayakkabı ile terlik arasında mekik dokudu gözleri. Terlikleri geçiriverdi ayaklarına, tıpkı şarkıdaki gibi. Yirmi beşlik delikanlı haline dönmüştü adeta, hoplaya zıplaya iniyordu merdivenleri. Kendini bir anda sekiz numaralı dairenin kapısında buluverdi. Gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı ve zile bastı. Geçip giden o uzun yıllarda bile şu kısacık anın içindeki kadar sabırsız hissetmemişti kendini. Ona bir ömür gibi gelen bu kısa bekleyişten sonra kapı yavaşça aralandı. Düşen bütün cemrelerin ardından, pırıl pırıl parlayan güneşe benziyordu gördüğü şey. O ılık bahar güneşinin, dağların tepelerindeki karları eritip dereleri doldurduğu gibi doldurmuştu bu karşılaşma ikisinin de gözlerini. Yılların ardından evlerini bulmuşçasına bakıyorlardı gözlerini ayırmadan birbirlerine. Sadece bakıyor, hiçbir şey söylemiyorlardı. Biliyorlardı ki gerçek sevginin sözlere gereksinimi yoktu… Gözler her şeyi anlatmaya yeterdi.  

Yıllar önce bittiğini zannettikleri aşk, hızla akıp giden hayat yolculuğunda kaybolmamaları için ortadan ikiye bölünüp azık olmuştu kalplerine. Ayrı yollarda yürüseler de kalplerini aynı yemek beslemişti. Onlar farkında değildi ama zaman, görünmez bir iple birbirlerine bağlı olan fakat kaybolduklarını sanan âşıkları yavaşça aidiyet yumağına sarmakla meşguldü. Çünkü bazı aşklar o kadar büyüktür ki bu büyüklüğü kavramaları için âşıkları da büyütmesi gerekir.  

                                                                              *** 

 

Onlar, dalından kopup güçsüzlüğünün bedelini ödeyen yapraklar değildi… Dalları sonbahardan nasibini almış, ilkbahara hazırlanan ağacın ta kendisiydi. Ve zemheri soğuğuna göğüs geren her ağaca mutlaka bir bahar hediye edilirdi. 

 

Böyle yazacaktı yeni defterinin ilk sayfasına. 

 

 

 

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Previous Post

14 Şubat Dünya Öykü Günü Yarışması

Next Post

Romeo

Neslihan Bağlaç

Neslihan Bağlaç

Next Post
Romeo

Romeo

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • 365 / İrem Alkuş
  • Edebiyatta Brontë Kardesler / Başak Altuğ
  • Yârdır Hep Özlenen / Erkan Eren
  • Adli Tıp Masasından Polisiye Romanına Uzanan Sıradışı Bir Yolculuk: Dr. Cihangir Işık / Serpil Meriç
  • Aşk Yeryüzünden Silindi / Ayça Özgöztaşı

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.