Şehir gürültülüydü, ama onun evinde sessizlik hâkimdi. Televizyon hep açıktı, pencere aralıktı, rüzgâr perdeleri savururdu. Dudakları kapalıydı. Konuşmayı bırakalı yıllar olmuştu. İnsan bir anda susmaz; önce bir kelimeyi yutar, sonra bir cümleyi, sonra bir çığlığı. En sonunda kendini yutar. O da öyle yapmıştı.
İçinde bir öfke vardı, taze ve yakıcı. Bağırmak, kırılacak sandığı birini rahatlatabilirdi belki, ama fark etmişti ki susmak karşıdakine boşluk bırakıyordu. O boşluk, kelimeden daha keskindi. Bu yüzden sustu.
Her akşam denizin kıyısına giderdi. Dalgalar köpürüp bağırırken o dudaklarını birbirine bastırır, martılar çığlık çığlığa uçar, o bakışlarını indirirdi. İçindeki volkan hâlâ patlamak isterdi. Sevgi, öfke, acı… Tam dudakları aralanacakken hatırlardı: Daha önce açtığı kalbin ortasına hançer saplanmıştı. İnsan bir yarayı iki kere aynı yerden açmamalıydı. Hançeri bu kez kendi içine sapladı.
Sevgiyi tek tek öldürdü içinde. Birini uçurumdan itti, birini denize bıraktı, birini rüzgâra savurdu. Her gece yıldızlara bir umut asıp sabaha karşı geri topladı, kimse görmedi. Gözleri konuşuyordu sadece. Kirpikleri ağırdı, üstlerinde eski hayallerin tozu vardı.
Ama bir gece, pencereye vuran yağmur damlalarıyla konuşurken fark etti: hâlâ bir umut vardı. Küçük, kırılgan, ama gerçek.
O anda gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı ve yıllardır sustuğu kelimeyi ilk kez söyledi:
“Merhaba.”
Kelimeyle birlikte bir ağırlık kalktı. İlk adımı atmak gibiydi. Ertesi sabah, evinden çıktı. Sokakları sessizdi ama ona tuhaf bir canlılık veriyordu. Parkın köşesinde, yaşlı bir kadının yere düşen alışveriş poşedini topladığını gördü. Yanına yürüdü, poşetleri uzattı ve istemeden gülümsedi:
“Alın, size yardımcı olayım.”
Kadın başını kaldırdı, gözlerinde hafif bir şaşkınlık vardı, sonra minnetle gülümsedi. O an, basit bir kelime, basit bir jest, hem kendi içinde hem başkasında bir sıcaklık yarattı.
Gün boyunca küçük şeyler yaptı. Kafede yan masadaki çocuğun düşürdüğü kalemi geri verdi. Metroda birine kapıyı tuttu. Her hareket, sessizliğini kırdığı kadar, içinde bir ışık daha yaktı. İnsanların yüzlerinde hafif bir tebessüm, onun kalbinde bir heyecan uyandırdı.
Akşam olduğunda evine döndü. Hâlâ hüzün vardı, hâlâ geçmişin ağırlığı vardı, ama artık bir yol vardı. Yalnızca kendi içinde değil, başkalarının içinde de bir yer edinebileceğini fark etmişti. İlk kelimeyle başlayan küçük temaslar, zincirin ilk halkalarıydı.
O gece, pencereye bakarken düşündü: susmak güvenliydi, ama konuşmak ya da dokunmak, hayatta olduğunun kanıtıydı. Ve artık o, hayatta olduğunu gösteriyordu.
Fevziye Şimdi

