Tüm insanların; uyku ile kendini yenilediği, yeniden doğduğu bu gezegende, nasıl oluyor da ben bu kadar uykusuz ve zihnimin en berrak anlarında, tüm fizik ve kimya kurallarını, hatta tanrısal kuralları hiçe sayıp, her günü olduğundan daha net ve istekli yaşayabiliyorum. .Sanki güneşin soğumaya başladığı günden beri süren bu Kaos, sadece benim, yalnızca benim evrenime hizmet ediyor… İşte; yolculuğumun, sebebi bu neden… Uykunun o mükemmel egemenliğine, o mutlu sarhoşluğuna, yol yordam bularak gitsem!
İnsanın, içindeki sevinçten, umuttan bezip; sadece biraz durmak, o uyuşukluğa biraz aldanmak isteyeceğini, bundan yüz elli zaman önce söyleseler, hem güler hem şaşırırdım… Gülerdim; Çünkü rutinler benim vazgeçilmez kurallarımın adıydı. Karanlık bir köşede gözlerimi kapatıp unutmak, en keyifli anlar. Bu anlardan kopmak; gittikçe parça parça yok olan yeryüzünden ayrılan ‘gidenler’ gibi şaşkınlık verici bir his… Biz geride kalıp ‘uyuyanlar’ her şeyimizle sonuna kadar bu dünyaya aittik, hem bilmezlikte kaybolmak, bildiğinde yok olmak duygusundan, daha ürkütücü değil midir?
Güneşin son parlayış döngülerinden biri, ne olmuşsa o zaman olmuştu. Ne olmuştu bir hatırlayabilsem? Bir şey olmuştu; bilmediğim, anlamadığım, tanımadığım. Çünkü, o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi değildi ve sanırım olmayacaktı da.
Yine bir ‘uyku yaşantısı zamanı’. Buraların bir zamanlar yeşillik olduğunu söylerler dedi, bilinç arkadaşım. Daha, çocuk türü tükenmemişti. Güneş doğuyor, sonra zamanı gelince çekip gidiyormuş, diye devam etti, konuşmayı bir canlılık belirtisi sanan dostum. Sanırım tam o sıra, gözkapaklarım biraz kıpırdamış, hatta garip bir şekilde kirpiklerimde biraz sıcaklık hissederek açmaya zorlamıştım. Ama sıcaklıkla gelen ağırlık, beni teslim alıyor gözlerimi açtırmıyordu. Sonunda pes etmiş; bilinç arkadaşımın sözleriyle tekrar uykuya dönmüştüm
Sana söylüyorum. Düşünebiliyor musun diye coşkuyla devam etti; yeşillik diyorum, çocuklar koştururmuş, böcekler kuşlar varmış, dünya hayal edemeyeceğin kadar güzelmiş dedi ve bir süre sustu. Düşündüğü belliydi. Olabilir mi böyle bir şey? Cevap vermezsem susmayacaktı.
İsteksizce karşılık verdim
Neden olmasın. Bunu birçok kez’ zihin buluşmalarında’ başkaları da söylemişti. ‘zaten gidenler’ anlatıyormuş. Bilindik şeyler dediklerin
Olsun, dedi bilinç arkadaşım; bazen bilindik güzel şeylerin, tekrar tekrar konuşulması gayet hoş bir duygu, sen ne dersen de… Seninle, uyandığımız zamanlarda bu konuyu çokça konuşmak isterim. Bulalım birbirimizi… Unutmazsak tabii ki diye ekledi, kalkıp giderken.
Peşinden baktım, birkaç nöron ve köprü sinapslardan başka bir şey olmayan ‘zihin alanı’ iyice boş görünmüştü. Yalnızlığımı daha fazla hissettim. Unutmak; bu evrenin en değerli bahşedileni ,’uyuyanlar ‘ bunu bilir fakat ne yaşayıp yaşamadıklarını, neleri unuttuklarını asla hatırlamazlardı. O zamanlarda, bu bana bir şey ifade etmiyordu ama şimdi, unutmak; arada kalmak demekti, zamansızlık demekti, en kötüsü de unutmak gidenlerden olmanın tam da kendisi olmak demekti.
Güneşin ‘parıldama döngüsü’ başlamış olmalıydı. Çünkü bedenimiz yadsımış olsa bile ruhumuz güneşi hala biliyordu. Bu hatırlama bize, eski zamanlardan kalan DNA mirası veya kalıntısı olabilir. Derler ki; insan türü, ‘gidenlerden’ sonra bile özelliklerini sürdürmüş. Yeryüzünde olmak veya olmamak hiç önemli değil. Tek insan bile varsa O; çok insan demektir. Bir süre insanlar hakkında, ne bildiğini düşündü. Gerçi ‘bilinç toplantısı Zaman’ında bu konuları ele aldıklarını, sonucunda ortak bir ilerleme kaydedilmediğini biliyordu, yine de düşündü… Bu kadar düşünmesi de oldukça garipti
‘güneş döngüsü’ kendini tamamlamak üzere, acele etmeliyim! Neden bilmiyorum ama acele etmeliyim!
Sendeleyerek kalktı. Sanki yürümeyi yeni öğreniyor gibiydi. Böyleyken koşmaya başladı Şaşkınlıkla bir süre koştu. Sonrasında hatırladı ki döngü bitmişti. Her yer eski haline gelmeliydi… Etrafta kimse yok derken, yeşermiş bir fidanın altına oturdu. Neler oluyor diye korkuyla etrafına bir kez daha baktı. Eğer, uyursa bu fidanı hatırlamak için gözlerini iyice açıp fotoğrafını çeker gibi kırpıştırdı. Evet, gerçekten, yeşil, taze bir ağaç fidanı. Daha şaşkınlığı geçmeden, tiz bir ses duydu. Sonrasında, kafasının üzerinde uçan bir yaratık gördü kanatları vardı ve çok renkliydi… Tam yönünü kestiremediği bir yerlerden, daha belirgin sesler duydu Arkasını döndüğünde; uzakta yemyeşil otların üstünde, küçük insanlar vardı
Bunlar çocuk olmalı. Bu kadar küçük başka hangi tür olabilir ki, evet bunlar çocuk. Bir toplantı sırasında ‘gidenler’ den biri bahsetmişti. Çok hareketliler. Onların gülmesi, ne kadar da yaşam dolu. Beni görüyorlar mı? .Ah keşke, bu kadar canlı güzellikler, böyle kasvetli ölü bir yerde olmasalardı. Hayır, bu yeryüzü onlara uykudan başka bir şey veremez. Bu yeryüzü artık hiçbir insan türüne, hiçbir şey veremez.
Tekrar fidanın yanına döndü. Orada onu bekleyen yeşillik, yüzünde gülümse yaşattı… Huzurdan mı yorgunluktan mı bilmeden oraya uzanıp gözlerini kapadı
Yoktun uzun zamandır seni kaybettim sandım. Dedi bilinç arkadaşı.
Sana nasıl anlatayım; küçük insan türleri, yeşil fidan, uçan renkli yaratık bunları ben anlamadım ki. Demek istedi fakat sustu. Susmak bazen, izahı olmayan şeyleri açıklamak için bezginlik olabiliyor.
Evet, bir ara kayboldum dedi lafı çok uzatmak istemediğini belli etmek için. Çünkü bilinç insanları, bazen değişik akışlarda olabiliyordu. Bu bir düzen veya ritmik bir dalgaya göre belirleniyor, bazen aynı akışta olanlar birbirini kaybedebiliyor. Hatta bu durum uzunca bir zaman sürebiliyordu. Fakat ne kadar zaman geçerse geçsin, sonuçta; aynı akışın bilinçleri birbirini buluyordu. Aslında kaybolmak, belki de aramak demekti diye düşündü içinden uyandığımızda hatırlasak, bu belki de bir anlam kazanırdı diye mırıldandı kısık ve sesle
Neyi hatırlasak dedi, bilinç arkadaşı
Geçmişimizin, geleceğimiz olduğunu
İşte; bu benim yolculuğum. Zaman geçtikçe, uyanık olduğum anların tadını çıkara çıkara anlıyorum. Gördüğüm her şeyi hatırlıyorum. Uykuya geçtiğim zamanlarda, bilinç arkadaşım bunların uykusal sanrılar olduğunu söylüyor. Söylemesi bir şeyi değiştirmiyor. Gözümün önünde, yaşanan tüm hayatı anlıyor ve gittikçe alışıyorum… Bu görüntüler, yanımdan gelip geçerken; insanları tanıyor, onlara hak veriyordum. Böylesi güzel hayat dolu bir yeri sevmek tabii ki çok kolaydı.
Zaman geçtikçe, artık gitme vakti geldiğine dair bir his, biraz ürkütüyor ama garip bir biçimde mutlu ediyordu.
Aslında bitmeyi biz’ uyuyanlar’ çok iyi biliyorduk. Her şeyin bitmesi, buna rağmen zamanın kalması çok bezginlik veren bir durum
Sanırım ayrılacağız, bir daha konuşamayacağız gibi geliyor bana
Yine kaybolacak mısın yoksa
Sanmam. Aslında belki de kendimi bulacağım. Bilmiyorum. Sadece bir his bu ‘gidenler’ gibi ayrılacağım belki.
Öyle diyorsan öyledir tabii. Artık hislerimizden başka ne kaldı bizim olan. O halde geçmişte görüşürüz… Belki…
“Tebrik ederim. Zorlu bir doğum süreci oldu ama başardık. Bazen, böyle doğmak istemeyen bebekler olabiliyor. Normal dedi endişesini alnındaki terde gizleyen doktor
“Geldikleri yerde, ne kadar rahatlarsa artık. Diyerek göz kırptı, anneyi güldürmek isteyen; kendisi de hamile olan hemşire…



