• Destek
  • Üye Ol
  • Yazar Girişi
  • Abone Ol
0 553 423 00 17 kibelekulturs@gmail.com
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol
No Result
View All Result
Kibele Kültür Sanat Dergisi | Hayatı Doğuran Sanat  |  Hatice DÖKMEN
No Result
View All Result
Home Öykü

Uludağ’ın Eteğinde

bolkar by bolkar
8 Mart 2026
in Öykü
0
Uludağ’ın Eteğinde
0
SHARES
83
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

Takvim yaprakları yirmi dokuz aralık tarihini gösterirken, bir yıl daha devrilip gidiyordu. Dışarıda, tükürüğü yere düşmeden donduracak kadar keskin bir ayaz vardı. Uludağ, bembeyaz kar örtüsüne bürünmüştü. Kestane ağaçları dallarında biriken karları taşımakta zorlanıyordu.

Günün ilk ışıkları buz tutmuş pencereden süzülürken, Emine saatin mekanik sesiyle uyandı. Zihni, daha gözlerini açmadan günlük telaşın listesini çıkarmıştı bile. Sıcak yatağından feragat ederek hemen kalktı. Okula yetişecek oğluna kahvaltı hazırlamalı, kocasının kıyafetini ütülemeli ve evi derleyip toplamalıydı. Çaydanlık ocakta fokurdarken pencereden dışarı baktı; sokaklar henüz derin bir sessizliğe gömülüydü. Biliyordu ki biraz sonra dolmuş durağında kesişen hayatlar, düz bir zemine düşen su damlası gibi farklı yönlere dağılıp gidecekti.

Şehrin Bursa ovasına kurulmuş bir semtinde, on beş yaşındaki Sema derin bir uykunun koynundaydı. Yüzünde hayatın ona bindirdiği yükün yorgunluğu vardı. Gece yarısına kadar çalışmış, eve varır varmaz yatağa yığılmıştı. Alarmın sesiyle irkildiğinde göz kapakları kurşun gibi ağırdı. Aybaşında maaşını eline saydığı babasını uyandırmamak için parmak uçlarında yürüdü; sabahın bu saatinde onunla uğraşacak mecali yoktu. Annesinin hazırladığı sofradan birkaç lokma atıştırıp bir bardak çayı aceleyle içti ve kendini dışarı attı

Uludağ’ın eteğine yaslanmış bir evde, Nazan karnındaki kıpırtıyla uyandı. Otuz iki yaşındaydı ve içinde büyüyen yeni hayatın heyecanını taşıyordu. Yavaşça doğrulup elini karnının üzerine koydu. Perdeyi araladığında, çatılardan sarkan buz sarkıtlarını gördü; her biri zamanın donmuş birer damlası gibiydi. Doktor “dinlenmesi gerektiğini” söylemişti ama evin geçimi, aldığı üç kuruşluk maaşa bakıyordu. Onu ve doğacak çocuğunu ölümle tehdit eden kocasını terk edeli henüz iki ay olmuştu. Kendini iyi hissettiği sürece çalışmaya devam edecekti.

Her sabah şehrin kenar mahallelerinden üretimin can damarı organize sanayi bölgelerine bir insan seli akardı. Servisler, dolmuşlar ve metro “canlı emek” taşırdı.

Emine, Sema ve Nazan bütün günlerini geçirdikleri kasvetli yapının önünde buluştuklarında gün aydınlanmıştı. Soğuktan morarmış parmaklarını birbirine sürterek ısınmaya çalışırken, kısa bir sohbete tutuştular. Bu sohbet, günün ağır yüküne karşı tutundukları can simidiydi.

Fabrikanın demir kapısı, her sabah olduğu gibi gıcırtıyla açılarak işçileri içeri aldı. Çoğunluğu gencecik kadınlardan oluşan kalabalık, fabrikanın o keskin kimyasal ve elyaf kokan karnına doluştu. Hemen ardından makinelerin monoton uğultusu duyulmaya başladı.

Gün; kesme makaslarının şakırtısı ve sürekli hareket halindeki ayak sesleriyle akıp gitti. Sema’nın parmakları ince elyaf liflerini dikmekten sızlamaya başlamıştı. Emine, önünden akıp giden bandın başında gözlerini kırpıştırarak saatleri sayıyordu. Nazan’ın bir eli sürekli karnındaydı. Pencereden süzülen ışık sarıdan turuncuya, ardından gri bir karanlığa evrildi. Vardiya bitmişti ama çıkış yoktu. Amirlerin sesi yankılandı koridorlarda: “Fazla mesai var, üretim yetişmeyecek.”

Bedenler iflas etse de eller robotlaşmış bir şekilde çalışmaya devam ediyordu. Zaman, bir sonraki güne geçmeye hazırlanırken aniden genizleri yakan keskin bir koku yayıldı. Çok geçmeden, elyaf deposundan şiddetli bir alev patladı. Yanıcı süngerler ve elyaf yığınları bir anda kuru ot gibi tutuştu;  dumanlar saniyeler içinde fabrikayı bir cehenneme çevirdi.

Makineler sustu, kaos başladı. Acil çıkış kapısı yoktu, duvarda asılı duran yangın söndürücüler çalışmadı. Kadınlar büyük bir panikle çıkışa doğru koşmaya başladı. Kapıya vardıklarında kilitli olduğunu gördüler. Patron, işçilerin dışarı çıkmasını önlemek için kapıları kilitliyordu. Emine titreyen elleriyle kilidi zorladı, nafileydi. Yorgun yüzler korku ile doldu.

O sırada, asma kattaki ofisinden panikle çıkan patron göründü. Elinde çantası merdivenlerden aşağı, işçilerin olduğu yöne doğru koşarak geldi.

Yaklaştığında “Anahtar nerede?” diye bağırdı Emine; sesi dumanın içinden öteye geçmedi.

Patron, gözleri yuvalarından fırlamış bir halde ceplerinde anahtarı aradı. Bulduğunda yüzünün rengi değişti. Kadınlar ile arasında üç dört metre vardı. Bu sırada tavanın bir kısmı gürültüyle çöktü. Alevden bir barikat, patron ile kadınlar arasında yükseldi. Patronun çıkış tarafına geçme şansı yoktu. Elindeki çantayı yere fırlatıp geri koşmaya başladı.

Anahtardan umudunu kesen Emine, yerdeki bir metal parçasını kaptı. Yılların biriktirdiği öfkeyi ve yaşama tutkusunu o metal parçasına yükleyerek kapının menteşelerine vurmaya başladı. “Sema, Nazan, arkadaşlar, yardım edin!” diye haykırdı. Kadınların birleşen gücü devasa demir kapıyı menteşelerinden ayırarak yere yıktı. Dışarının buz gibi havası, cehennem sıcağının içine bir can suyu gibi doldu.

Kendini dışarı atan, yanan binadan koşarak uzaklaştı. Kaçarken arkalarından gelen büyük bir patlama sesiyle sarsıldılar. Geriye dönüp baktıklarında, alevlerin fabrikayı tamamen yuttuğunu gördüler.

Takvimler otuz aralığa dönmüştü. Kar, sessizce yağmaya devam ediyordu. Pamuk gibi bembeyaz taneler, gökyüzünden süzülerek kadınların yüzlerindeki isleri temizliyordu.

İsmail Demir

 

 

Yazıyı nasıl buldunuz?

Oy için yıldıza tıkla!

Ortalama Oy / 5. Oy Sayısı

Oyu yok

We are sorry that this post was not useful for you!

Let us improve this post!

Tell us how we can improve this post?

Paylaşarak destek olabilirsiniz!
Tags: #8mart #8martdünyaemekçikadınlargünü
Previous Post

Düğme

Next Post

Sallanan Perde / Hatice Güray

bolkar

bolkar

Next Post
Sallanan Perde / Hatice Güray

Sallanan Perde / Hatice Güray

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

No Result
View All Result

Hakkımızda

Kibele Kültür Sanat Logo

Kibele Kültür Sanat

Merhaba sevgili okur.

Mitolojide Tanrıların anası olarak bilinen Tanrıça Kibele’nin anaç, üretken, hayatın devamını sağlayan özelliklerinin uğruna inandık. Ve onun adını kullanıp Kibele Sanat olarak edebiyatta biz de varız dedik. Edindiğimiz misyonla amacımız; bizden önceki kalem ustalarımızın bayrağını, gelecek kuşaklara ulaştırmak. Çünkü edebiyat dünya tarihini içinde barındıran devasa bir ansiklopedidir… Devamını Oku

Arşivler

  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Ocak 2026
  • Aralık 2025
  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Aralık 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023

Kibele Kültür Sanat Logo

Kategoriler

  • Anlatı
  • Araştırma
  • Deneme
  • Genel
  • Hakkımızda
  • İnceleme
  • Kitap İncelemeleri
  • Masal
  • Öykü
  • Roman
  • Röportaj
  • Şiir
  • Sinema
  • Sizden Gelenler
  • Söyleşi
  • Tiyatro
  • Yeni Çıkanlar

Son Yazılar

  • Dornapa’dan Esince / Mustafa Ünver
  • Nefes / Selcen Gezgin
  • Kaydırırken Eksilmek / Gülşah Erdinç
  • Düş Kadar Gerçek / Erkan Eren
  • Çocuğumla Arkadaş Gibiyiz Yalanı/ Aşk Yazarı Mustafa Çifci

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.

KİBELE Abone
No Result
View All Result
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Dergiler
  • Galeri
  • E-Dergi
  • Yazılar
    • Edebiyat
      • Şiir
      • Roman
      • Öykü
      • Deneme
      • İnceleme
      • Anlatı
      • Araştırma
    • Kitaplar
      • Kitap İncelemeleri
      • Yeni Çıkanlar
    • Tiyatro
    • Sinema
  • Yazarlar
  • İletişim
  • Üye Ol

Copyright 2023 - 2025 Haziran K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi All Right Reserved. Developer by Fedora Bilişim Teknolojileri İnternet Danışmanlık Hizmetleri Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Bu sitede yayınlanan ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, hiçbir şekilde kullanılamaz, izinsiz kopyalanamaz. Tüm hakları K İ B E L E Kültür Sanat Dergisi Limited Şirketi'ne aittir.