Babasının erken vedası ile Ufuk Sezer’in iç dünyasında kelimelerin dokunamadığı içsel yolculuğa çıktık…
1-Hayatınızın bu dönemine bir isim vermeniz gerekse, ne koyardınız?
• Kesinlikle Sessiz Derinlikderdim. Bu dönem yüksek sesle yaşanan bir değişimden çok, içimde yavaş yavaş genişleyen bir alan gibi…
• Söylenmeyenlerin, beklemenin ve anlamın derinleştiği; sakin ama çok güçlü bir süreç. Dışarıdan sessiz, içeriden her açıdan yoğun bir dönem. Belki de en önemlisi: insanın kendine en dürüst olduğu yer diyebilirim.
2- Kimsenin sizden beklemediği ama sizi en çok tanımlayan yönünüz hangisidir?
• Beni en çok tanımlayan yönüm, sessizce ve kararlı bir şekilde direnebilmemdir. Çoğu insan bunu beklemez; çünkü dışarıdan olumlu, uyumlu, eğlenceli ve sakin görünürüm. Ama içimde yaşadığım fırtınalar söz konusu olduğunda geri adım atmayan acele etmeden ya da vazgeçmeden ilerleyen bir kararlılık var. Gürültüyle, huzursuzlukla değil, süreklilikle var olan kendinden emin bir duruşun ifadesiyim.
3- Sustuklarınız mı sizi daha çok anlatıyor yoksa söyledikleriniz mi?
• Aslında beni hem sustuklarım hem de söylediklerim anlatıyor. Bu aralar tam olarak babamın ani kaybıyla beraber ikisinin arasında bir yerdeyim. Ne her şeyi içimde tutacak kadar kapalıyım ne de her duyguyu hemen kelimelere dökecek kadar aceleciyim.
• Söylediklerim artık gökyüzüne süzülmüş ve yerini bulmuş cümleler; sustuklarım ise henüz anlamını tamamlamamış alanlardır. Bu denge hali, beni artık en doğru şekilde tanımlayan yerdir. Sessizlikle sözü, mesafeyle yakınlığı aynı anda taşıdığım içsel bir dönemdeyim.
4- Geri dönüp kendinizle röportaj yapsaydınız, hangi soruyu sormaya cesaret edemezdiniz?
• Kendime dönüp bir röportaj yapsaydım, ‘‘ Bu kadar güçlü görünmeye gerçekten mecbur muydun? ’’sorusunu sormaya cesaret edemezdim. Çünkü bu soru, yıllarca taşıdığım sorumlulukların ve susarak edebi olarak büyüttüğüm dayanıklılığın hesabını isterdi. Belki bazı konularda yükleri erken aldım, bazı duyguları da fazla olgunlukla yaşadım. Güçlü olmak bir tercih miydi, yoksa hayatta kalmanın tek yolu mu…İşte buna kalbimin sesini dinleyerek dürüstçe bakmak isterdim.
5- Üretirken sizi ayakta tutan şey umut mu, inat mı yoksa yalnızlık mı?
• Beni ayakta tutan tek bir şey değil; umut, inat ve yalnızlık birbirine karışıyor. Umut, devam edebilme ihtimalini kulağıma fısıldıyor.
• İnat, zorlandığım yerlerde vazgeçmememi sağlıyor.
• Yalnızlık ise; üretimin sessiz alanını açıyor. Kendimle en net temas ettiğim yer orası oluyor. Sanırım üretim tam da bu üç ayrılmaz halin kesiştiği yeri mümkün kılıyor. Umutla ileri bakıp, inatla bıkmadan tutunup yalnızlıkla istemeden derinleşiyorum. İmgeler doğru yerlere damlıyor diyebilirim.
6- İnsanlar sizi yanlış anladığında içinizde ilk ne kırılıyor?
• İnsanlar beni yanlış anladığında içimde ilk kırılan şey niyetimin görülmemesi oluyor. Söylenen sözden çok, o sözün arkasındaki iyi niyetimin fark edilmemesi beni incitiyor. Çünkü ben çoğu zaman kendimi anlatmaktan çok, doğru yerden anlaşılmaya daha çok önem veriyorum. Yanlış anlaşıldığımda kırılan şey egom değil; kurmaya çalıştığım bağın incinmesindeki duygudur.
7-Bugüne kadar sizi en çok dönüştüren cümle neydi, kim söylemiştir?
• Beni en çok dönüştüren cümle ‘‘ Herkese yetmek zorunda değilsin’’ oldu. Bunu yüksek sesle söylenmiş bir öğüt olarak değil, zaman içinde hayatın kendisi her dakika fısıldadı. Herkesi memnun etmeye çalışmanın beni ne kadar yorduğunu fark ettiğim anda bu cümle içime yerleşmiştir. O günden sonra sınırlarım netleşti; yüklerim hafifledi ve kendi özgür alanımı savunmayı öğrendim diyebilirim.
8- Eğer yaptıklarınız bir iz bırakacaksa, bu iz nerede kalsın isterdiniz: insanlarda mı mekanlarda mı?
• İzimin insanlarda kalmasını isterdim. Mekanlar zamanla değişir, silinir ya da başka anlamlara bürünür; ama bir insanda bırakılan his, beklenmedik bir anda tekrar hatırlanır. Belki bir cümlede, belki bir cesarette, belki de yalnız olmadığını fark ettiği bir andır. Yaptıklarımın, birinin yolunu az da olsa aydınlatması, umutla renklenmesi benim için en kalıcı iz olurdu. Adeta sonsuzluğun vurgulanmasıdır.
9- Kendinizle barışamadığınız bir yanınız hala var mı?
• Yokmuş gibi. Küs olduğum yanlarım bile artık beni yarım bırakmıyor. Zamanla hepsini aynı masaya oturttum; susarak, acele etmeden ve kendimi eksiltmeden…
10- Bu röportaj yıllar sonra tekrar okunduğunda, okuyanın sizden ne hissetmesini isterdiniz?
• Bu röportaj yıllar sonra tekrar okunduğunda, okuyanın yalnız olmadığını hissetmesini isterdim. Cümlelerimden çok halim kalsın isterim; acele etmeden yaşayan, kırıldığı yerleri artık saklamayan ama onlara tutunmayan biri… Eğer bir yerde durup nefes aldırıyorsa, tamamdır diyebilmenin özgürlüğüdür. İşaret dediğim şey de tam olarak budur.
Son olarak; bu sorularla düşünmeme ve okuyucularıma beni tekrardan buluşturduğunuz için çok teşekkür ederim. Kendime dürüstçe bakabildiğim, kelimelerin gücü sayesinde acele etmediğim bir yolculuktu. Okuyana da, sorana da bu röportaj çok iyi gelsin diyerek noktayı koyuyorum.
Sevgilerimle
Ufuk Sezer


